CemiyetEyüp BALTAFikriyatÖne Çıkanlar

Kimlik Meselemiz: Ben Hangisiyim?

735Okunma

İnsan, ilk insandan beri, içerisinde yaşadığı toplumun bir parçası olarak kendini takdim ve ifade ederken bir takım sıfatları kullanır. Din, dil, ırk, mesleğin yanı sıra, siyasi ve okuduğu gazete gibi tercihleri gibi birçok mefhum, bireyin kendisini ifade etmesi yolunda üstüne giydiği kimliği oluşturur. Bu sıfatlar, ferdin kendisini ifade etmesine yardımcı olurken, bir yandan da içtimai hayatta aldığı rollerin ve temsiliyetlerinin de sınırlarına işaret eder.

Kimlikler geçidi!

Günümüz dünyasında, bireyin yüklendiği sorumluluklar, temsiliyetler ve aidiyetler çerçevesinde, birden fazla kimlik aldığını görüyoruz. Bu kimlikler ile birlikte, bireyin üzerinde bir kimlik örgüsü oluşmuştur. Örneğin; evinde baba ve eş kimliği, iş yerinde meslek kimliği, etnisite anlamında ırk ve din kimlikleriyle kimlik örgüsünü oluşturmuş bir birey görmemiz olağandır. Özellikle ülkemizin son üç asırdır siyasi, iktisadi ve içtimai anlamda geçirdiği değişikliklerin bir sonucu olarak, tüm bu kimliklerin etki kabiliyetlerinin büyük oranda kendi alanlarına hapsedilmesi sonucunun ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bunu en belirgin olarak dini kimliğin hareket alanlarının kısıtlandığı noktalarda görmekteyiz.

İnandığımız İslam dini, mensubu olan fertlerle ilgili tüm alanları teşvikler, serbestiyetler ve yasaklar çerçevesinde düzenler. Tam bu noktada, üstümüze aldığımız kimliklerin birbirleriyle çatıştıklarında, tercihimizi hangi kimlikten yana kullanacağımız, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri esaslı bir mesele olarak önümüzde durmaktadır. Müslüman bir siyasetçinin siyasi herhangi bir meselede tercihini, bir takım siyasi paradigmalar veya dengeler çerçevesinde Allah’ın (celle celaluhu) yasakladığı bir yönde kullanmasını, hangi kimlik zaviyesinden inceleyeceğiz?

Ağır hasarlı zihinler onarılmalı

Bu kimlik karmaşa ve çatışmasını engellemenin yolu, ağır hasarlı zihinlerin onarılması ve İslami kimliğe sarılmakla olacaktır. Müslümanın ticari, siyasi ve içtimai hayattaki tüm ilişkileri, belirlenen kırmızıçizgiler içerisinde, tek kimlik altında gerçekleşir. Bir Müslüman, hayatın her alanındaki görevleri çerçevesinde, İslam’ı bir kenara bırakıp onun hükmünü ortadan kaldıracak veya kısıtlayacak farklı kimliklere bölünemez.

Müslüman kimliği, yerine göre alt veya üst şekilde konumlandırılamaz. Müslüman, her ahval ve şeraitte Müslümandır. Müslüman, Allah’a (cc) teslim olandır. Müslüman kimliğinin hareket alanının sadece cami ve dini çevrelere indirgenmesi, itikadi ve ameli anlamda büyük bir çatışma doğurur. İnandığı gibi yaşamayanın yaşadığı gibi inanmaya başlayacağını, Hz. Ömer (radıyallâhu anhu) buyuruyor. İnandığı gibi yaşamayan ancak yanlış yaşantısına inanmaya başlayan bir toplum, baş aşağı olmuş kendi kendini cezalandırmış demektir.

Hayatın herhangi bir alanında temsiliyeti bulunan Müslüman fertlerin, söylem ve eylem birliğinde hareket etmesi, Ümmet şuurunun oluşması ve kişilerin şahsi maneviyatlarının inşaası için temel meselelerdendir. Globalleşen dünyada emperyalizm maharetiyle dikte ettirilen Modernizm ve “modern yaşam” safsatalarına teslim olmamak; zihnimize ve yaşantımıza vurulan Batı menşeli darbelere karşı bağımsız cevaplar verebilmek için müslüman kimliğine dört elle sarılmalıyız.

 

Eyüp BALTA