Kürsü

GENÇ DAVA ADAMINA YOL HARİTASI

947Okunma

Zaman değişmiyor ama imtihanlarımız neredeyse her gün değişiyor. Elli yıl önce ekmek kuyrukları ile imtihan ediliyorduk, şimdi faizli kredi kuyrukları ile. Açlıktan hasta olunan bir zamandan, çok yemekten hasta olunan bir zamana evrildik. Kur’an okumanın yasak olduğu bir zamandan, devlet desteği ile Kur’an eğitimi verilen bir zamana geldik. Sabırla olan imtihanımız, şimdi şükürle imtihana döndü.

Artık her şeyimiz var. Her mahalle başında Kur’an Kurslarımız, her okulda mescidimiz, ilahiyatçı rektörlerimiz bile var. Dini kanallarımız, ışıklı ve büyük isimli vakıflarımız, büyük büyük camilerimiz var. Kitaplar yazıyoruz, konferanslar veriyoruz, salonlar dolduruyoruz. Artık yok bile neredeyse yok. Ama biz, yine eski Ramazanları özlüyoruz. Eski bayramlardan dem vuruyor, eski adamların destanlarını okuyoruz. Senelerce hapis ve sürgün hayatı çeken Said Nursi’yi, tiren vagonlarında Kur’an öğreten ve bunun için öğrencilerine maaş veren Süleyman Hilmi Tunahan’ı, Allah demenin yasak olduğu zamanlarda Ankara’nın göbeğinde, Allah demeyi kalın puntolarla teklif eden Necip Fazıl’ı, cihad kavramının sözlüklerden silindiği bir zamanda “Hayat iman ve cihaddır” diyen, Necmettin Erbakan’ı okuyoruz. (Allah hepsine rahmet eylesin.)

Gençler siz, siz; başkası değil!

Yeni destanları bizim yazabileceğimizi bize unutturdular. Beyni kirlenmemiş gençleri de aşağılık psikolojisi ile mat ettiler. Ayağına ip bağlanan file uygulanan “öğrenilmiş çaresizlik” yöntemini bize uyguladılar. (Fil daha yavruyken ayağından bir iple ağaca bağlanır. İpi ne kadar çekiştirse de gücü, ağacı devirmeye yetmediğinden kurtulmayı başaramaz. Zamanla büyüyen fil, artık mücadele etmekten vazgeçer. Öyle ki ipin ağaca bağlanmasına bile gerek kalmadan, sadece ayağına bağlanması onu durdurmakta ve kaçmaması için yeterli olmaktadır).

Küçük, yaşta okul ve aile iş birliği ile ‘Senden adam olmaz’ lafları, genç neslin buna inanmasına neden oldu. Babaların çocuklarına bakkal dükkânını bile emanet edemedikleri zamanları gördük. Oysaki bizim gençlerimiz, bu Ümmet’in halifelerinin er olduğu bir orduya komutan atanan Usamelerdi. Gençlerimizi bu kadar örselememeliydik.

Eğer biz onları itmeseydik, şimdi cahiliyenin değişik versiyonları olan Komünizm’in, Sosyalizm’in ağına düşmüş gençlerimiz olmayacaktı. Cahiliyenin kilidinin her gün yeni şekillerle karşımıza çıktığı bir ortamda, kilidin aynı olduğunu ve cahiliyeyi yıkmak için Kur’an ve Sünnet anahtarını kullanmamız gerektiğini bilseydik, gençlerimiz ölüme terk edilmeyecekti.

Cahiliye dönemindeki kilitler, nasıl bir bir açıldıysa sadece üzerine biraz şekiller yapılıp ambalajlandığı için kilitlerde bir değişiklik olduğunu sanmayalım. Sadece anahtarı elimize almayı bilelim ve o anahtarı gençlerin eline nasıl ulaştırırızın yollarını arayalım. Çünkü bu Ümmet, düştüğü yerden gençlerle kalkacaktır. Bu Ümmet’in direksiyonu; elleri titreyen, gözlükle gazete okuyan yaşlılara değil; hedefe kilitlenmiş, sözü israf etmeyen, söyleyince bir kere söyleyen gençlere verilmelidir.

Kime kul olduğunu unutmayan, tekfirci değil, tebliğci olan, itici değil kucaklayıcı, değerlerinden taviz vermeyen; susması tefekkür, konuşması zikir, bakması ibret, emaneti ehline veren gençlere verilmelidir. Evet, yaşlılar başımızın tacıdır ama direksiyona kalbi hızlı atan, atik, refleksleri kuvvetli gençler geçmeli. Yaşlılar bize yol göstersin, düşünce uyarsınlar ama bize ayak bağı olmasınlar. Zamanında yaptıkları mücahitlikleri unutup ‘Oğlum, biz o yollardan geçtik, boş ver bunları’ demesinler.

Neyi bekliyoruz?

Peki, gençler siz bu sancağı almak için neyi bekliyorsunuz? Cebrail aleyhisselamın vahiy getirmesini mi? Resulullah sallallahu aleyhi vesellemi rüyada bize; “Bu görev senindir” demesini mi? Güneşin aşırı sıcağından dolayı terlerin boğazımıza geleceği o hesap gününü mü? Kalbimizin en derin noktalarına ait niyetlerimizin ortaya döküleceği günü mü bekliyoruz?

Artık ayağa kalkalım. Kimseden vazife beklemeyelim. Bu vazifeyi bize, “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız…” buyuran Allah Azze ve Celle verdi. (Âl-i İmran, 110)

Genç adam, iyi dinle!

  1.  Biz, birilerinin denemeye cesaret edemediği şeyleri yapacağız. Biz, bu Ümmete öncü olacağız. İnsanlar bizi, sırtımızdaki oklardan ve yere düştüğümüzde yüzümüze bulanmış çamurdan tanıyacak. Herkesin ihmal ettiği gönülleri biz yapacağız. Tutulmayan ellere biz el uzatacak, sevgiden yoksun kalplere sevgi taşıyacağız. Bu yolda adam seçmeyeceğiz. Hidayetin Allah’tan olduğunu bilip yola koyulacağız.Farklı olmak için yanlış şeyler yapmayacağız. Gönüller yapmak için çıktığımız yolda, karşı cinsin gönlünü çalmayacak veya karşı cinse gönlümüzü kaptırmayacağız. Günahın olduğu yerde cesaretin olmayacağını bileceğiz. En büyük cesaretin, Allah’tan korkmak olduğunu aklımızdan çıkarmayacağız.
  2.  Okunmaya değer şeyler yazacağız veya yazılmaya değer şeyler yapacağız. Yaptığımız işi sıradan yapmayacağız. Değil mi ki Allah için iş yapıyoruz, o zaman en iyisini yapacağız. Bizi verdiğimiz meyveden, etrafımıza yaydığımız kokudan tanıyacaklar. Kameralar bizi göstermese de, fotoğraf karesine giremesek de, işimizden kim olduğumuz anlaşılacak.
  3.  Davamızın arkasında duracağız. Yoksa önümüze gelenin arkasına takılır gideriz. Derdimizin İslam, devamızın da İslam olduğunu unutmayacağız. Makam görünce bozulan, para görünce gevşeyen bir karakterin sahibi olmayacağız. Satılmayan bir dava güdenleri satın alabilecek hiçbir piyasanın olmadığını bileceğiz.
  4.  Millet düzelmiyor diye, biz bozulmayacağız. Allah’a davet edip biz Allah’tan kaçmayacağız. İnsanlara Allah’ı hatırlatıp biz Allah’ı unutmayacağız. Tek dirileceğimizi ve tek hesap vereceğimizi bileceğiz. Herkesin cehenneme gittiği bir yerde, biz cennete gidenlerden olursak kazananın biz olduğumuzun farkında olacağız.
  5.  Boş bir çantanın ayakta durmayacağını bileceğiz. İlimle, irfanla, hikmetle dolacağız. Okuyacağız, mezara kadar okuyacağız. Mezardan sonra da meleklerin yazdığı kendi kitabımızı okuyacağımızı bileceğiz. Okumuyorsak dinleyeceğiz, dinlemiyorsak susacağız. Susacağız ki boş bir çanta olduğumuz anlaşılmasın.
  6.  Sabır en büyük azığımız olacak. Bu yolda altın madenciliği yaptığımızı bileceğiz. Bir gram altın için bir dağı oymaya razı olacağız. Bir kişi için değil namaza başlamak, bir rekât namaz kılsın diye senelerce anlatmaya, uykusuz kalmaya razı olacağız. Bir kişiyi öldürmenin bütün insanlığı öldürmek, bir kişiyi kurtarmanın bütün insanlığı kurtarmak olduğunu bileceğiz.

Yol uzun, vakit kısa, imkânlar çok ama yapacak işler de çok. Üstelik samimi dava arkadaşı azdan da az. Son kez nefesinizi içinize çekin gençler, o nefesi bir daha cennette vereceksiniz…

 

Fatih Sultan Semiz