Dursun Ali TaşçıEdebiyatGenelHoş Sada

Edebiyat Kervanı

869Okunma

Edebiyat merakı çocuklukta başlar: Bir şiir okur veya dinler, gözlerin ufku tarar, heyecanlanırsın.

Bir hikâyede kendinden bir şeyler arar, onu seversin. Bir romanda bizzat kendini bulur, kaybolursun; günlerce hayallerinden kurtulamazsın.

Güzel konuşan insanlara hayran olursun. Kalemi eline alır, bir şeyler karalarsın defterine. Bu defterini güya gizli tutarsın; ama birileri bulup okusa da sana “Aferin ne güzel yazmışsın!” dese diye beklersin.

Eğer o birileri çıkar da seni yüreklendirirse sokakta, okulda kendine güvenen, ümitleri olan, hoşgörülü biri olursun.

Zaman zaman yazdıklarını açar okursun. Beğenmediklerini yırtıp atar, beğendiklerini okuyunca duygulanır ve içinden nice kervanlar geçer.

Bu içinden geçen kervanın adının “Edebiyat Kervanı” olduğunu daha o zamanlar bilemezsin; fakat seni, başkalarından farklı hanlara götürdüğünü de hissetmez değilsin.

Kendini akranlarınla kıyasladığın zaman farklılığını anlar ve yaşarsın.

Herkes oyuna koşarken, sen, Mecnun Leyla’nın ardına düşercesine kelimelerin ardına düşersin.

Bu kelimeler seni, kâh Kaf dağına götürür, kâh çöllerin ıssızlığına bırakır; ama sen yılmaz, bıkmaz, korkmaz seyahatlerine devam edersin. Oyunda oynaşta olanlar senin halinden anlamaz, sana zavallı gözüyle bakarlar. Sen ise kelime atına biner, nice dağlar aşarsın.

Sık sık, elinden düşürmediğin defterine güzel sözler yazar, okuduğun kitaplardan hoşuna giden cümle ve paragrafları not eder ve bunlara yorumlar getirirsin. Arada bir bu yorumlarına baktığın vakit “Vay be, bunları ben mi yazmışım?” türünden duyguların içini tutunca, boylu boyunca sevinir ve yine kitapların gizemli dünyasına koşarsın. Kitapsız bir dünyanın boş bir dünya olduğunu artık yavaş yavaş anlamaya başlamışsın. Sağında solunda kitaplardan konuşulunca kulak kesilir, kimselerin duymadıklarını duyarsın.

İlk yazdığın şiirlerin neredeyse kopya gibi olduğunu bilirsin; bilirsin ama aralarındaki sana ait olan bazı mısralar, kulağına “Sen şairsin arkadaş!” diye fısıldar.

O heyecanla kırlara koşar, dağlara seslenirsin dizelerini. Çiçekler anlar seni, kuşlar eşlik eder şiirine. Artık dağlar tanığındır, kuşlar yoldaşın, çiçekler sırdaşın.

Hani çocuk oluğunu unuttuğun anlar da yok değil. Olaylara ve fikirlere karşı kendince derin derin yorumlar getirir, analizler yaparsın. Kısacası gördüğün, duyduğun şeyleri nasıl kaleme alacağını hayal edersin. Olaylardan fikirlerden ürkmez, onları anlama ve değerlendirme yoluna gidersin.

Arkadaşların kitaplardan kaçarken sen kitaplara sığınırsın. Kitap okurken yenidünyalar düşler ve bunlara kanatlanırsın. Sen kitaplara dalmışken, yanında top patlasa duymazsın. Yalnızlığına acıyanlara sen zavallı gözüyle bakarsın.

Herkes hikâyesini anlatarak ve dolayısıyla boşalarak mutlu olurken; sen, yeni hikâyeler dinleyerek ve okuyarak mutlu olursun.

Çoğu zaman hayallerinle gözlemlerin birlikte yol alır. Bazen de hayal atına binip, ayakların yerden kesilmez değil; ama sen bunu, yazmanın yolu bilirsin.

 

-Dursun Ali Taşçı