DosyalarKalbimizi Taşır GibiÖne Çıkanlar

Kudüs Ümmetin Haremi’dir

1.3BinOkunma

Rachel Corrie, Filistinli çocukları korumak için tankın önüne çıkıp bedenini masumlara siper ederken asil bir tavır ortaya koymuş, canını insan kardeşlerine feda etmişti.

Eline aldığı taşları katil sürüsüne fırlatan Nobel ödüllü Edvard Said, kendisine neden taş atıyorsun diye soranlara; “Çocuğum bir gün bana, ‘Baba savaşta ne yaptın?’ diye sorarsa ona alçaklığa, haksızlığa taş attım diyeceğim” diyerek, insanlığın ölmediğini ortaya koymuştu.

Ümmet’in Haremi Kudüs

Hz. Davut (aleyhisselam), Talut’un ordusunda küçücük bir çocuk iken elindeki sapanla herkesin korkudan savaşmak istemediği Calut’un karşısına çıkıp onu elindeki sapan taşıyla öldürdüğü zaman, gücün pazudan önce yürekte olduğunu bize öğretmişti.

Hz. Süleyman (as) Mescid-i Aksa’yı inşa ettiği zaman, kendi kavminin orada kan döküp zulüm ve fesat çıkarmasını beklemiyordu.

Hz. Musa (as) içine konduğu sepet ile Firavun sarayına ulaştığı bebek haliyle kavminden emindi. Kavmiyle beraber Kızıldeniz’i geçerken ve Tih Çölü’nde yaşadığı ihanetleri görünce bu umudu belki de kaybolmuş, kavminin ihanetleri onu üzmüştü. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

İsrailoğullarının tarihi bize gösterdi ki, bu lanetli topluluk, tarih boyunca kendi kardeşlerine de diğer insanlara da hep ihanet etti ve bugün bu ihanetleri, bazı güçlerin desteğiyle, artarak devam ediyor.

Kudüs, ümmetin haremidir. Kudüs’ü korumak ise hepimizin görevidir. Ümmet Kudüs’e sahip çıkma iradesini kuşandıkça hayat yeniden anlamını bulacaktır.

Selahaddin Kudüs’ü fethettikten 42 yıl sonra, kardeşi Adi’in oğlu Kamil, kardeşleriyle yaşadığı taht mücadelesi sebebiyle, Kudüs’e ihanet ederek, şehrin anahtarlarını Haçlılara peşkeş çekerek ihanet etti. Daha sonra Sultan Baybars Kudüs’ü yeniden fethetti. Bilahare Yavuz Sultan Selim, Harameyn ile birlikte Kudüs’ü Osmanlı himayesine aldı ve bu durum 1917 yılına kadar devam etti.

Kudüs’e ihanet

1917’de Şerif Hüseyin, İngilizlerle ittifak ederek, Kudüs’e ihanet ederek İngilizlere teslim etti. Sonrasında kendisi de oraya yerleşemedi ve onursuzca ölüp gitti.

Biliriz ki devrilen ağaca tekme atan da, balta vuran da onu odun yapıp ateşe atan da çok olur. O gün bugündür Kudüs, zulüm çemberinde ve Filistin halkı ateşler içinde bu ihanetlerin acısını yaşıyor.

Ve ne acıdır ki, birlik ve yardımlaşma içinde olması gereken müslümanlar, birbirlerine silah doğrultup, acımasızca savaşıyorken; Yahudi zulmünü ise sadece dua ederek, Ebabil bekleyip Mehdi arayarak engellemeye çalışıyor.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği sayesinde alınan son karar, biraz olsun içimizi ferahlattı, ümmet olmanın birlik ve dayanışma halinde olmanın bereketini bize yaşattı elhamdülillah.

Kudüs’ü koruyabilmek için…

Kudüs’ü koruyabilmek için daha kalıcı işlere ve sebeplere ihtiyacımız var:

1. Siyasiler ve Bürokratlar dik durarak, İslam toplumlarının izzetini kuşanmalı, korumalı.

2. Bilim adamları literatür üretmeli, Üniversiteler Kudüs kürsüleri kurarak tezler yazmalı.

3. Aktivistler tüm mecralarda daima Kudüs duyarlılığını diri tutmalı, tüm ülkelerin meydanları “Ayaklarına Kudüs gücü” gelmiş yiğitlerin meydanı olmalı.

4. Tüm insanlık bu zulme karşı birleşebilmeli ve özellikle müslüman toplumlar, her fırsatta davanın gücünü hayata taşımalı, anneler çocuklarına Kudüs ninnileri fısıldamalı.

5. Kudüs mücadelesi daima Hukuk ve Meşruiyet içinde yürütülmeli, zalimin kötülüğü örnek alınmamalı. Bu mücadeleyi haksız göstermek isteyen zalimlerin eline malzeme verilmemeli. Asla terör eylemleri bir metot olarak kullanılmamalı ve emperyalist güçlerin taşeronu olan terör örgütleri ve eylemleri lanetlenmeli.

6. Kudüs’ün sadece müslümanlara ait bir manevi merkez olmadığı gerçeğinden hareketle, diğer dinlerin de Kudüs üzerindeki hakları gözetilmeli.

7. Selahaddin Eyyubi’nin “Dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarıyla savaşamaz.” düsturu unutulmamalı ve kardeşliği, işbirliğini artıracak adımlar atılmalı.

Kudüs’ü, Kudüs’ün fethettiği kalpler kurtarabilir. Aklımızı ve irademizi esir alanlar, yeniden Ümmet olduğumuz zaman kaybedeceklerdir.

Ömer Muhtar esir edilen bir İtalyan subayını öldürmemelerini emrettiğinde adamları, “Ama onlar bizim esirlerimizi öldürüyorlar” itirazı üzerine, zalim İtalyanlar için “Onlar bizim öğretmenimiz değil!” demişti.

Hz. Ali: “Uğruna savaştığımız değerleri ihmal ederek savaşmamızın hiçbir anlamı yoktur.” buyurmuştu. Eğer zafer için değerlerimizden vazgeçeceksek kaybedelim. Zafere odaklanmak, bizi ahlaki ilkelerden uzaklaştırıyorsa kazanmayalım.

Yani dostum,

Kudüs’ü kazanmak, Kalbi kazanmaktır.

Kudüs’ü korumak, Adaleti savunmaktır.

Kudüs’te yaşamak, Vicdanı diriltmek,

insanlığı ve umudu büyütmektir.

 

-Selim Cerrah