DosyalarKalbimizi Taşır GibiÖne ÇıkanlarSibel ERASLAN

Kudüs’ten Yükselen Avaz: Tevhid ve Hilafet

758Okunma

Kudüs’ün tarihi, sadece Kudüs’ten ibaret değildir.

1948’den bu yana, adım adım yaşanan İsrail işgali ve soykırımını dışarıda bırakarak son yüzyıllık “Ortadoğu kaderi” anlaşılamaz. Osmanlı’nın yıkılışı ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu dâhil, aynen Kudüs tarihinin içinden geçer…

Kudüs, hamasetin ötesinde, bir tevhidi bilinç çağrısı olmak zorundadır hepimize. Kudüs’te İslam hilali, ümmetin varoluş mihengidir. Çünkü Kudüs, 1000 yıldır kesilmeyen Haçlı Seferlerine maruz haliyle, İslam Âlemi’nin, Hilalimizin, “beka mevzuu”dur…

Düşünelim: “Arslan Yürekli Richard” ve arkadaşlarını, 1100’lerde İngiltere’den yola çıkartıp, tüm Avrupa’yı, Mısır’ı, Anadolu’yu aşırtarak Kudüs’e çağıran neydi? …

Bunu anlamadan, ne 1917 Balfour Deklarasyonu, ne 1948’deki İsrail çete saldırılarıyla başlayan etnik temizlik operasyonları, ne de 1967 Arap/İsrail savaşı; ne 1987’de başlayan İntifada’lar, ne 1988’deki İsrail yerleşimcilerine yönelik başlatılan Bush/ABD sponsorluğu, ne Mavi Marmara Davası, ne de Trump’ın ABD büyükelçiliğini Telaviv’den Kudüs’e taşıma kararının içeriği anlaşılamaz.

Mısır’da sonucuna ulaşmış, Türkiye’deyse milli direnişle kovulmuş darbelerin bile aynı “Kudüs Sahnesi”nde geçen tevhid ve hilalin bekası hadiseleri olduğunu görmek zorundayız. Kudüs Meselesi’ne “varoluş bilinci” diyenler boşuna konuşmamışlardır.

Kudüs Meselesi’nin Ana Umdeleri

1- Kudüs Meselesi Araplara has, sadece onları ilgilendiren bir iç hadise değildir. Bu mevzu, İslam Âlemi’nin geleceği meselesidir. Hayatidir. Ümmetin beka mevzuudur. Ulusçu politikaların herhangi bir çözüm vermeyeceği açıktır.

2- İsrail bir dünya devleti idealidir. Kudüs ise Allah’a istikamet davasıdır, yüzünü dünyadan Allah’a doğrultmak bilincidir. Kudüs, toprak ve maddiyat olarak düşünüldüğünde hiçbir şey, Allah’a istikamet ve tevhid gayesi olarak düşünüldüğündeyse her şey’dir…

3- Kudüs meselesinde, Selahaddin Eyyubi veya Osmanlı Hanedanları gibi mevzuyu adalet ve hidamet (hizmet)eksenleriyle sahiplenmiş dönemler vardır. Dikkat edilirse bu adalet ve hidamet dönemleri, “güçlü devlet” ve “güçlü ordu” zırhlarıyla tahkim edilmiş dönemlerdir.

Günümüzdeyse Kudüs meselesi, sanki sivil yardımlaşmadan ibaret bir mesele haline getirilmiştir. Oysa bu, bizleri düşünce konforuna hapseden modernist bir tuzaktır. Sekülerdir, devlet-sivil yarılması hasebiyle dünyevileşmiş bir konum alıştır. Kudüs hadisesinde sivil olanla devletsel olan birbiriyle çarpışan, çatışan mevzular değil, birbirini destekleyen ve birbiriyle yarışan momentler kurabilmelidir.

Güçlü devlet mi? Güçlü sivil toplum mu? Seçenekleriyle kıstırıldığımızdaysa, güçlü devlet olma zorunluluğumuz, “primus inter pares” olarak, eşitler arasında öncelikli zemindir. Akıllı devlet, sivil hareketleri imha etmez, ihya görünümlü kontrolcülük tutkusuna da evirilmez. “Akleden Devlet”, imkân sağlayacağı devlet / sivil hareket harmonisiyle, hareket stratejilerini çoğaltabilen, çeşitlendiren bir siyaset kurar. Sivil toplum da sırtını devlete dayamışlığın kolaycılığına teslim olmaz. “Kudüs Davası”, ne siyasete heba edilmiş harcı âlem bir hamaset manivelası ne de sivil toplum istihdamı, kazanç kapısı, değildir.

4- Filistin halkı, özellikle I. Dünya Savaşı’ndan itibaren bastıran Uluslaştırılma ideolojilerinin tüm yalnız bıraktırılış sonuçlarına rağmen, milli ve yerel mücadelesini haysiyetle veren asil bir toplumdur. Özellikle Gazze’deki mücadeleyi yakinen takip eden bir kalem olarak söyleyebilirim ki adeta “madenleri demir”den olan bu toplumun dışında, aramızdan herhangi başka bir toplumun kaderi olsaydı Filistin müdafaası; açık konuşalım, İsrail’in karşısında metanetle duracak hiçbir bariyer, savunma hattı kalmayabilirdi.

Filistin halkı, ümmetin seçkin mücahidleri ve muallimleridir. Oysa “Osmanlıyı arkadan vurdular” gibi narkotik bir iddia, hala prim yapabiliyor. Kavmiyetçilik tartışmalarının behemehâl terkedilerek; cihad, ümmet, tevhid, uhuvvet, adalet, hakkaniyet gibi kavramların etrafında güncellenmiş birliktelikler kurulmalıdır.

5- Kudüs Meselesi’nin aciliyeti ve Ümmetin Geleceği konusunun aynı zamanda beka mevzuu olduğu gerçekleri, bizi Şura’yla görevlendirmektedir.

Tevhid ve Hilafet

6- Kudüs meselesinde Ümmetin birlik içerisinde hareket edemeyişinin en önemli sebeplerinden birisi, hatta başlıcası, İslam âleminin Hilafet Müessesesi’nden yoksun oluşudur. Kudüs’e has tevhid niyetinin siyasal vizyonu üzerinde, Ümmet birleşmek zorundadır.

Türkiye’mizin ve gençliğimizin Kudüs meselesine, tevhide has kulluk borcu bilinciyle bakmaları, Hilal mücadelesini şerefle taşıyacak bir yol haritası çizecektir….

 

-Sibel Eraslan