Fikriyatİrfan Mektebi

Tefekküre Müşteri Olmak

884Okunma

Gözlerini tefekkür nimetine adayan fikir adamı Cemil Meriç “Dergi, hür tefekkürün kalesidir.” sözleriyle hem derginin hem de tefekkürün hayatımızdaki yerini ifade etmişti.

Hürlüğün Hakk’a teslimiyete bağlı olduğuna inanmak da düşünceden bir basamak daha çıkıp tefekkür ibadetine ulaşmaya vesiledir. Elbette gidilecek bu tefekkür menzilinin yolunda akla sarılmamız elzemdir. Son merhalede, İmam Gazali gibi aklı akıl ile terk etmenin, aklın çıkmazlarını ortaya koymanın, aklın sınırının olduğunun kanaatini getirmenin zamanı gelecektir.

Bazen tefekkürde gerçekliğe yaklaşmak o kadar güzeldir ki, size Medine-i Münevvere’de, “Yandım, yandım! Ah ki ne yandım!” (Mazhar Alanson) dizelerini yazdırabilir.

Her daim tefekkür ibadeti ile meşgul olmak bize, güzel kitabımız Kur’an-ı Kerim’de emredilir. Al-i İmrân Suresi’nin 191. Ayetinde Allah (celle celaluhu) bizlere: “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) ‘Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” buyuruyor.

Sır hazinelerinin peşinde

Allah, sır hazinelerinin sahipleri olabilmemiz için reçeteyi, aynı ayeti kerimede veriyor bizlere. Her zaman, her şekilde ve her durumda tefekkür sahipleri, sır hazinelerine müşteri olmuşlardır. Mahlûkatın güzelliklerini ve faydalarını düşünmek, O’nu sevmeye; Allah’ın azabını düşünmek, günahlardan kaçıp sevaba sımsıkı sarılmaya sevk eder. İnsanın kendi acziyetini idrak etmesi de içten ürperişler, korku ve hayret ile duygularının gelişmesine vesile olur.

Kâinatta sergilenen Allah’ın tecellilerinden hangisi hayrete şayan değil ki? Bir düşünün, hayvanlar âleminden, habitattan, rızıklardan hangisi hayret etmek için vesile değil? Dünyanın dörtte üçünü su olarak yaratan ve “Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!” (Vakıa, 70) ayetini indiren Allah (cc) bizlere tefekkürün sonucunu “teşekkür” olarak bildirmiştir.

Bezm-i Elest’te verdiğimiz sözü unuttuğumuz için ne tefekkür ne de teşekkür, bizim limanlarımıza uğramaz oldu. Kâlû Belâ’da “ … Evet, sen bizim Rabbimizsin.” dedik; lakin emirleri silindi zihnimizden. Mazluma yardım etmiş, yedi düvele adalet götürmüş ceddimizi dâhi hatırlamamamız için nice oyunlar oynandı zihnimizle, tarihimizle.

Yeminimizi unuttuk!

Yeminimizi unuttuğumuzdan dolayı, Gazze’de çocuklar katledilmeye devam ediyor. Dün Çeçenistan’da ve Bosna’da savaş, bu yemin içindi ve bugün Doğu Türkistan’da ve Arakan’da mücadelemiz bunun için. Hırsızın hiç mi suçu yok diyebilirsiniz. Yaptığımızın hırsıza kapı aralamak olduğunu da bilmemiz gerekir.

Akletmeyenler, düşüncenin adımlarını çıkamadıkları için karanlık çağdan çıktıklarını zannedip bu karanlıkta daha çok boğulmuşlardır ve boğulmaya devam etmektedirler. Bu durumdan gayet memnundurlar. Oysa muhayyile denizine aşk ile girmiş olanların gönlünde yaş eksik olur mu?

İlaç içmeden Hz. Musa’ya şifa vermeyen Allah (cc), bizlere de çalışmadan zaferi vermeyeceğini bildirmiştir. Zaferi kendinden, şifayı ilaçtan bilenlerin, acizliklerini tefekkür etmeleri zaruri olmuş demektir.

 

-Velican Polat