Öne ÇıkanlarTarih

Amerika’nın Yediği Osmanlı Tokatları

3BinOkunma

Geçtiğimiz Ocak ayında, Türkiye’nin Afrin’e gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı sırasında, Başkan Trump’ın, Suriye’deki PYD/YPG terör örgütlerine verdiği destekten vazgeçmemesi sebebiyle, Türkiye-Amerika ilişkileri Cumhuriyet tarihinin en gergin ve kırılgan dönemlerinden birine girdi. 

Bu süreçte Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, ABD yönetimine karşı milli tepkimizi yüksek perdeden dile getirdi. ABD’nin Türkiye karşıtı tutum sergilemesini ve terör örgütlerini inatla desteklemesini, “Osmanlı Tokadı” yemediğiyle ilişkilendirdi. Bu Osmanlı Tokadı söylemi, iç-dış kamuoyunun dikkatini çekti ve tabirin tarihi evveliyatına dair merakları kamçıladı.

Bakalım, Amerika şu kısa tarihinde, Osmanlı Tokadı ile tanışmış mı? Şimdi sizleri tarihin koylarında bir sefere çıkartacak ve ABD’nin Osmanlı’dan yediği okkalı tokatların izlerini sürmeye ve Beyaz Saray’a hatırlatmaya çalışacağız.

İlk tokat Osmanlı’nın Cezayir Dayısı’ndan

Osmanlı kaynaklarında “Memâlik-i Müctemia-i Amerika” adıyla zikredilen Amerika, kurulduğu dönemde İstanbul’da maslahatgüzar (orta elçilik) seviyesinde temsil imkânı bulabilmişti. Zira nüfusu, 1800’de 5,3 milyona ancak erişebilen küçük bir devletti.

Osmanlı Devleti namına Akdeniz’de akınlarda bulunan Müslüman korsanlar/cengâverler, 17. yüzyılda Amerika’yı yakın takibe aldılar. Amerika’dan gelen iki gemiyi 1625’de, Manş Denizi’nde ele geçirdiler. 1678’de Massachusetts’den İngiltere’ye giden bir gemiyi; 1785’te Atlantik’teki Cadiz açıklarında Maria isimli bir başka gemiyi daha zapt ettiler. 1794’de gemi sayısı 11’e, kabin görevlileriyle birlikte esir sayısı da 220’ye ulaştı.

Amerika, Osmanlı cengâverleriyle baş edemeyeceğini anlayınca, Sultan III. Selim devrinde, 5 Eylül 1795’de 22 maddeden oluşan bir anlaşma yapmaya mecbur kaldı. Anlaşmaya, Amerika adına Joseph Donaldson, Osmanlı adına da Cezayir Dayısı/Beylerbeyi Hasan Paşa imza attı. 

Anlaşma gereğince ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi; Atlantik ve Akdeniz’de Amerika bayrağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, 642.500 dolar ve yılda 12 bin Osmanlı altını (21.600 dolar) vergi ödemeyi kabul etti. Esirler için kişi başına 4000 dolar, kabin görevlileri için de 1400 dolar ödemeyi onayladı. Amerikan bayrağı taşıyan gemiler, Osmanlı donanmasının güvencesi altında serbestçe dolaşma ve ticaret yapma hakkını elde etti. Anlaşma, Amerika’nın yabancı bir devlete vergi vermeyi tasdik ettiği, tek Türkçe anlaşma olarak tarihe geçti. 

Osmanlı Tokadı

Amerika’ya esas okkalı Osmanlı tokatlarını Sultan II. Abdülhamid Han indirdi. ABD ve Avrupa’da İslamiyet’e, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi veselleme ve cümle mukaddes değerlerimize yönelik saldırı, tahrip ve hakaret içeren neşriyat, tiyatro/piyes, opera gibi faaliyetleri büyük bir duyarlılık ve kararlılıkla takip edip geçit vermedi. ABD’nin de içinde bulunduğu Batı Dünyasını her defasında dize getirdi.

Fransız yazar Henri de Bornier (1825-1901), 1888’de “Muhammed” isimli, Peygamberimizi (sav) çirkin bir surette gösteren ve İslam’ı aşağılayan menhus bir piyes yazmıştı. Oyunu, Paris’teki Comedie Français Tiyatrosu’na kabul ettirdi ve 1890’da provalarına başlandı. Halife-i Müslimîn Sultan Abdülhamid, derhal harekete geçti ve diplomatik manevralarla melanetin sahnelenmesine izin vermedi. 

İngiliz organizatör Halkin, piyesi Avrupa’da sahneye koyamayınca, Amerika’nın New York ve Chicago şehirlerinde oynatmaya yeltendi. Abdülhamid Han, 1892’de Osmanlı’nın Washington Büyükelçisi Mavroyani vasıtasıyla yürüttüğü mücadele neticesinde, Bornier ve ekibine bir defa daha haddini bildirdi ve oyunun icra edilmesine mani oldu.

Başkan Roosevelt’in yediği tokat

Ocak 1886’da, Çanakkale Boğazı’nı geçmek isteyen Bancroft isimli Amerikan savaş gemisine Sultan Abdülhamid, ABD, 1856 Paris Antlaşması’nı imzalayan devletlerden olmadığı için izin vermedi. Aynı gemi, 1897’de, İzmir limanına da izinsiz girmeye kalkıştı ve kıyıdaki topçularımızın açtığı ateş sonucunda engellendi.

1901’de başkan seçilen Roosevelt rövanş için harekete geçmek istedi. Ancak, Savaş Bakanı Elihu Root, Osmanlıların kolay lokma olmadığı ve kaya gibi sağlamlığı yönünde Roosevelt’i uyardı.  Bunun üzerine Amerikan yönetimi, “Türklerin eline Avrupa askerinin su dökemeyeceğini” kabullenerek geri adım attı.

Cihangirane diplomatik tokatlar

Sultan Abdülhamid, ABD’nin Aralık 1897’de, Erzurum’da bir konsolosluk açma girişimini de, orada hiçbir Amerikan vatandaşının yaşamadığını gerekçe göstererek reddetti. Bir müddet sonra ABD, İstanbul’daki orta elçiliği büyükelçiliğe çevirme isteğiyle Yıldız’ın kapısını yeniden çaldı. Abdülhamid Han, bu teşebbüsü de geri çevirdi. Cevabı, kadim zamanlardaki cihangir siyaset ve azametin bir yansımasıydı: “Washington’daki temsilciliğimiz de ortaelçi düzeyindedir. Bu talep, Osmanlı Devleti’nin Washington elçiliği, büyükelçiliğe yükseltilmedikçe kabul edilemez!”

Savaş gemisi Yemen’de nasıl durduruldu?

2 Aralık 1903’te, Osmanlı hâkimiyetinde bulunan Kızıldeniz’deki Farsan Adası açıklarına demirleyen bir Amerikan savaş gemisi büyük tehdit oluşturdu. Yemen Valiliği, payitahttan yardım talep etti. Halife Abdülhamid, gerekli tedbirlerin alınması için 28 Aralık’ta sadrazamlığa gönderdiği şu iradeyle meseleyi diplomatik bir zekâ ve kıvraklıkla çözmeye muvaffak oldu: 

“Amerikalıların kabul ettikleri Monroe Doktrini gereğince, Avrupa işlerine müdahale etmedikleri halde, Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışarak, Osmanlı sularına gemi göndermek gibi muameleye yeltenmeleri caiz olmadığından, hükümetçe bu tür işlere mahal bırakmamak neticesini temin edecek tarzda gerekli teşebbüslerin yapılması, Padişah Efendimizin emir ve iradeleri gereğindendir.”

Roosevelt’in İzmir’i bombalamasına engel oldu

1901’deki saldırı girişimi boşa giden ve cesareti kırılan Başkan Roosevelt, Nisan 1904’te, Amerikan deniz gücünü Osmanlı sularına göndermeye tekrar cüret etti. Amerika’nın istek ve çıkarlarına ayak direten Cihan Sultanı Abdülhamid Han’a bu defa hükmünü geçireceğini zannediyordu.

İstanbul Büyükelçisi Leishmann kanalıyla Sultan Abdülhamid’e iletilen, Amerikan misyoner okullarına serbestlik verilmesi talebine, doğal olarak padişah boyun bükmedi. Yıldız’a sert bir telgraf çeken Roosevelt, misyoner okullarının serbest bırakılması için güya son uyarısını yaptı.

Amerikan filosunun Osmanlı sularına yaklaşmaya başladığı haberi İstanbul semalarında yankılandı. Yıldız alarma geçti, Sultan Abdülhamid hiddetinden küplere bindi. Roosevelt, filoya, isteği kabul edilmediği takdirde “İzmir’i bombalaması” emrini verdi.

Bu beklenmedik emre karşı Bakan Hay’ın itirazı gecikmedi: İzmir’e ateş açmanın hiçbir faydası olamazdı; çünkü o yıl seçimler yaklaşıyordu ve saldırı çok riskliydi. Sert muhalefet karşısında Roosevelt, 5 Ağustos’ta kabineyi toplayarak, kararını gözden geçirmek zorunda kaldı. Osmanlı’nın baş eğmeyen direnci, Abdülhamid’in vakur duruşu ve dâhice taktikleri, Beyaz Saray’ın tüm stratejilerini tersyüz etti. 15 Ağustos 1904’te, kriz aşıldı ve savaş gemileri İzmir’den uzaklaştırıldı.

Misyonerliğe Halife Abdülhamid’in son tokadı

Abdülhamid Han, Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerine de Halife-i Müslimîn sıfatıyla müsaade etmedi. Amerika’daki Mormon Mezhebi’nin Halep’teki faaliyetlerinin durdurulması için 16 Nisan 1903’de, irade neşretti ve tedbir alınmasını emretti: “Mormon Mezhebini yaymak gayesiyle, Amerikalı Albert Herman isimli bir şahsın Halep’e gelerek çevreyi dolaşmakta olduğu, bu kişinin sakıncalı ve zararlı durumunun yeteri kadar ispat edilmiş bulunduğu; keyfiyetin Dâhiliye Nezareti’ne de duyurulduğu, Halep Valiliğine yazıyla arz edilmiştir. Şahsın teşebbüslerinin tamamen önlenmesi ve vereceği zararın önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerin alınması, Padişah Efendimizin emir ve iradeleri gereğindendir.” 

Ayrıca Sultan Abdülhamid, Beyrut’ta Amerikalı Protestanların faaliyetlerinin engellenmesi, Müslüman çocukların Beyrut’taki Amerikan okuluna gönderilmesine mani olunması ve Müslümanların ihtiyaçlarını görecek bir okul inşa edilmesi maksadıyla, 7 Mayıs 1905 tarihli bir irade daha sadrazamlığa gönderdi: 

“Müslüman çocukların Beyrut’taki Amerikan ve Fransız mekteplerine devam etmelerinin men edilmesi ile Protestan misyonerleri ve Cizvit papazlarının zararlı tesirlerinden kurtarılmaları, yabancı mekteplerle rekabet edebilecek okullar açılmasına bağlıdır. Bu sebeple gerekli ilim, fen ve sanatı öğrenmek üzere, yatılı ve gündüzlü bir okulun yapılması için harekete geçilmiştir. Okulun inşaat ve idare masrafları için tedarik edilen meblağın artırılmasına çalışılmaktadır. Çok önemli olan bu konunun bir an evvel hayata geçirilmesi ve gereken yardımdan geri kalınmaması hususunda, meselenin hükümetçe görüşülerek karara bağlanması, Padişah Efendimizin emir ve iradeleri gereğindendir.”

  • İsmail Çolak