Biz Kimiz?DosyalarÖne ÇıkanlarSalih Eğridere

Biz Ümmetiz

1.3BinOkunma

Bizi yaratan, toplum bazında bize Ümmet ismini vermiştir. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemden itibaren mümin insanların oluşturduğu topluluk, Allah’ın nezdinde ancak ‘ümmet’ diye anılmaktadır. Bu tarifi yapan bizzat Rabbimizdir. Âl-i İmran Sûresi’nin 110. Ayetinde, “Siz, en hayırlı ümmetsiniz.” buyuran Allah Teâlâ, bizim O’nun önünde hangi kimlik ile kulluk yaptığımızı çok net bildirmektedir. 

Rabbimiz bize “ümmet” dedikten sonra, başka bir kimlik arayışına girmek, Allah’a karşı saygısızlıktır. Yaratma gücü olmayan, yaratılma sürecine karışamayan, hangi sıfatla dünyada var olacağının tercihini yapamayan bir şahıs nasıl olur da kendini yaratanın verdiği isim dışında bir hüviyet arayabilir? 

Akıllı insanın imanı

Anne ve babasının kim olacağını belirleyemeyen hiçbir insan, hangi toprakta doğup büyüyeceğini arzu edemeyen hiçbir kul, ırkı hakkında karar verme yetisi bulamayan hiçbir fert, ne soyu ne yöresi ne de etnik kimliği üzerinden üstün olduğunu iddia edebilir. İman nimetine nail olduktan sonra, insan olmanın dışındaki değişmez özellikler, kişinin gayretiyle ortaya çıkan hasletler olmadığına göre şehirler, topraklar, atalar bazında bir fazilet tespiti, akıllı insanların uzak durduğu işlerdendir. 

Ümmet olma dışında iddia edilen tanıtma kılavuzları, bizi biz yapan değerleri temsil etme kudretine sahip olamaz. Hiçbir coğrafya, ırk, mezhep, dil, halk, Ümmet olmaktan daha değerli değildir. Allah’a iman edenler, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden olmaktan öte bir noktada inançlarının hazzını alamazlar. 

‘İslam’ın çocuğu’ 

Kimin çocuğu olduğumuzdan önce, ümmetin çocuklarından olup olmadığımızı konuşmak daha isabetli bir tartışmadır. Dedelerimizin üstünlükleri bizim iyi olduğumuzu göstermeyeceğine göre, kimin torunu olduğumuzu söylemek de bize artı bir değer katmayacaktır. Kaldı ki bu bir kalite göstergesi olsaydı, babaları müşrik olan Ashab-ı Kirâm’ın kıymetinin değişmesi gerekirdi.

Mesele, Selman Farisî gibi “İslam’ın çocuğu” olmaktadır. Bir tanışma ortamında herkesin bugün memleketlerini, soyunu, makamını, kariyerini anlattığı bir yerde “Allah bana İslam nimetini verdiyse ben de İslam’ın çocuğu Selman’ım.” diyerek, kıyamete kadar hangi ismin altında birleşmemiz gerektiğini öğretmiştir. (Târihu Dımeşk, İbni Asâkir, 20737) Allah ondan razı olsun.

Bir şeyci olmanın, bir büyüğe intisap etmenin, bir sivil toplum kuruluşuna üye olmanın ya da siyasi bir merkeze yakın olmanın birincil tatmin aracı görüldüğü bugünlerde, muhtaç olduğumuz esas ruh, Ümmet olduğumuzu ispat etmek için tüm aidiyetleri ikinci plana atmaktır. Tabela ve unvanları infak etmektir. Sosyal medya takipçilerini ve sayılarını umursamamaktır. Gerekirse sosyal medyaya da veda ederek, Ümmet’in içine karışıp sanal yerine doğal hayatı tercih etmektir.

Ümmet olsun, Benim Adım Olmasın!

İslam ırkların, bölgelerin, toprakların yüceldiği bir din olmadığı gibi şahısların yüceldiği bir din de değildir. İslam, Ümmet-i Muhammed için gönderilmiş bir dindir. Ümmet de İslam yücelsin diye vardır. Bu sebeple şahısların büyütüldüğü bir dinde, Ümmet’in varlığı mümkün olamaz. Ümmet-i Muhammed’in en üst çatı olması için fert isimleri Ümmet’in içinde erimelidir. Başta hocalar ve siyasetçiler olmak üzere, bireyler Ümmetleri adına iş yaparken, kendi reklamlarından ve şöhretlerinden imtina etmeleri gerekmektedir. Bütün kimliklerin üzerinde Ümmet olmak “Ümmet büyüsün, benim adım bilinmesin” şuuruyla hareket etmeyi mecbur kılmaktadır.

İsimlerinin, cemaatlerinin, kurumlarının reklamını yapanlar, Ümmet’in içindeki ayrık otlarıdır; Ümmeti büyütemedikleri gibi enerjisini alarak Ümmet’e zarar da vermektedirler. Başkaları üzerine methiyeler yapanlar, övgüler dizenler de Ümmet-i Muhammed’e harcamaları gereken enerji kotalarını boşa kullanmış olmaktadırlar. Ümmet olmayı, bir şahsın kitabı ya da sözleriyle heba etmektedirler.

Ümmet olmayı, bütün değerlerin üzerinde görmek Müslüman olmamızın gereğidir. Çünkü bizi Ümmet yapan Allah’tır. Eğer Ümmet isek çeşitli ırkların, mezheplerin, yörelerin evlatları olduğumuz halde, aynı Allah’ın kulları olup aynı akıbete gittiğimizin farkına varmak zorundayız. 

-Salih Eğridere