Abdullah Kara & Dr. Elif Hilal Kara

Kalpleri İmanla Buluşturan Nebevî Dokunuş

894Okunma

İsmi Seleme b. Miyâr olan Ebu Mahzûre, Mekke’de doğdu. Hz. Peygambere düşman olarak büyütüldü. Çocukluğu, ona yapılan hakaret, iftira ve nefret dolu sözleri dinlemekle geçti. Duyduğu her söz, kalbindeki öfkeyi büyüterek, kin ve nefrete dönüştürdü. Hayatında bir kez bile görmediği Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi vesellem) düşman kesilmesini sağladı. Ona karşı, gördüğü yerde üzerine atılıp öldürecek kadar öfke, kin ve nefret doluydu.

Ebu Mahzûre on altı yaşına geldiğinde, Peygamberimiz Mekke’nin fethine hazırlanıyordu. Şahsına ve İslam’a karşı duyulan kin ve nefretin farkında olan Hz. Peygamber, öfkeyi sevgiye dönüştürmek için çaba gösteriyor, her adımını hikmetle atıyordu. İnsanların gönüllerini kazanmaya çalışıyor, nefret ateşini söndürmeye gayret ediyordu.

Düşmanlığın daha fazla derinleşmemesi için fetih hazırlıklarını en yakınlarından bile gizliyordu. Hazırlıklar bitip ordu harekete geçtiğinde, Mekkelilerin haberi olmaması için gerekli bütün tedbirleri aldı. Ordu Mekke yakınlarına gelinceye kadar kimsenin haberi olmadı. Öğrendiklerinde ise şehri teslim etmekten başka yapacak bir şey kalmadı.

Peygamberimizin kalplerini kazanma çabası, kalpleri yumuşatsa da akıllarını istila eden ön yargılarından kurtulamamışlardı. Dedikodu ve ön yargının kıskacında kıvranıyorlardı. Peygamberimizin eşsiz şefkat ve merhameti, sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayışı, sürekli iyilik elini  uzatması ve örnek şahsiyetine rağmen, çoğu Mekkeli, Ebu Mahzûre gibi hâlâ ona kin ve nefret besliyordu.

İslam ordusunun Mekke’ye yaklaştığını haber alınca, Mekkelilerin bir kısmı şehirden kaçıp dağlara ve tepelere çıktı. Arkadaşlarıyla konuşan Ebu Mahzûre, şehri terk etti. Olanları uzaktan kaygı ve endişeyle izledi. Yaşadığı zilleti içine sindiremiyor, öfkeden yerinde duramıyordu. Günlerce dağ tepe dolaştılar.

Ezan-ı Muhammedî

Mekke Fethinden sonra, Huneyn savaşının ardından İslam ordusu, geri dönüyordu. Mekke yakınlarında, namaz için mola verildi. Ayağa kalkan Bilal-i Habeşî, gür sesi ile ezan okumaya başladı. Bu tatlı sesle irkilen Ebu Mahzûre, ilk kez duyduğu ezana kulak kesildi. Hayran kaldığı ezanı huşû içinde dinledi. Arkadaşları da ezandan çok hoşlanmıştı. Kalbini ve aklını esir alan ön yargıları olmasa, bir dakika bile beklemeden koşup yanlarına gideceklerdi. Lakin kin ve nefret ile dolu olan bilinçaltları önlerine set çekiyor, duydukları yalan ve iftira dolu sözler, hayra yönelmelerine engel oluyordu. İki zıt duygu arasında bir süre gelgitler yaşayan gençlere, eşsiz bir rahmet eli uzanacaktı. Rahmet, önce taklit şekilde dışa vurdu. Ebu Mahzûre’nin sesinin güzel olduğunu bilen arkadaşları:

– Haydi, kalkıp dinlediğimiz şu sözleri yüksek sesle tekrarla! Adamları kızdırıp biraz eğlenelim, dediler.

Arkadaşlarını kırmayan Ebu Mahzûre, ayağa kalktı; gür sesiyle ezan okumaya başladı. Sesi, İslam ordusu karargâhında yankılandı. Ezanı duyan Allah Resûlü (sav) sesin geldiği yöne doğru döndü. Gençleri görünce kızmak bir yana, yaptıklarının hayra vesile olabileceğini düşündü. İlgili sahabilere döndü: “Şu gençleri buraya getirin” diye emretti.

Ezan okuma işi ondan sonra, babadan oğula devredildi. Onun soyundan gelenler,

yüzyıllarca Kâbe’de ezan okudu ve okuyorlar…

Sahabilerin kendilerine doğru geldiğini gören gençler, büyük bir korkuya kapıldılar. Kaçmak istediler, lakin yapamadılar. Sanki görünmeyen  bir el kaçmalarına mani olmuştu. Oldukları yerde kala kaldılar. Yanlarına gelen sahabiler, gençleri alıp Huzur-u Saadete çıkardılar.

Birileri ile  alay  etmek,  kutsallarını  taklit  ederek eğlenmek, son derece yanlış bir işti. Belli ki büyük bir hata yapmışlar, cezalandırılmak için götürülüyorlardı. Belki de öldürüleceklerdi. Bakışları ile birbirleriyle konuşan gençler, bu konuda hem fikir gibiydi. Beden dilleriyle “Kesinlikle öldürülmek için götürülüyoruz!” diyor,  korkudan tir tir titriyorlardı.

Hz. Peygamberin bulunduğu yere yaklaştıkça korkuları artan Ebû Mahzûre’nin zihnine hücum eden sorular  birbirini  kovaladı…  “Acaba  nasıl  biriydi? Bize ne yapacak? Öldürülmemizi mi emredecek? Ezan okuyan birini taklit etti diye insan öldürülür mü? Keşke farklı bir ortamda karşılaşsaydık! Onu öldürüp Mekkelilerin öcünü alırdım.”

Aklından daha pek çok soru gelip geçti. Sorulara cevap ararken, görmeden düşman olduğu Peygamberimizin karşısına gelmişti bile.  Sahabiler:

  • İstediğiniz gençleri getirdik ya Resûlellah! Deyince heyecanlandı. Büyük bir korku ve öfkeyle başını kaldırıp Peygamberimize baktı. Göz göze geldiklerinde, duyguları altüst oldu. Peygamberimizin ayı kıskandıran güzellikteki simasını ve gülen yüzünü görünce, kalbini saran kin ve nefret duyguları yerini sevgi ve saygıya bıraktı. Korkularının yersiz olduğunu düşünmeye başladı. Endişeleri kaybolmaya yüz Kendilerini güler yüzle karşılayan Peygamberimiz (sav):
  • Ezanı, güzel sesli insanlar okumalıdır. Sözüyle kalbindeki korkuyu büyük ölçüde attı. Sonra gençlere döndü.
  • Ezanı hanginiz okudunuz? Diye sordu. Korkuyu üzerinden atamayan gençlerin parmakları Ebû Mahzûre’yi gösterdi. Bu durum, Ebû Mahzûre’nin endişelerini yeniden harekete geçirmeye yetti. Peygamberimizle karşı karşıya olduğuna inanamayan Ebû Mahzûre, korku ile ümit arasında gidip Neler olacağını merak ediyor, Peygamberimizin fem-i şeriflerinden çıkacak sözleri dikkatle takip ediyordu. Ebû Mahzûre’ye dönen Peygamberimiz:
  • Sen kal! Arkadaşların isterse durabilir isterse gidebilirler, buyurdu. Korkuları tam olarak geçmeyen gençler, büyük bir sevinçle, koşarak oradan uzaklaştılar. Ebû Mahzûre’nin kalbindeki korku ve endişe kırıntılarını tamamen silmek isteyen Peygamberimiz, gence yaklaşıp saçlarını okşadı, göğsünü sıvazladı…

Olanları sonradan anlatan Ebû Mahzûre, olayın sonunu şöyle bitirir: “Allah Resûlü’nün (sav) bizleri sıcak karşılaması, kalbimi iman ve yakîn ile doldurdu. Yıllarca kalbime çöreklenen nefret, o andan itibaren sevgiye dönüştü. İşte o gün, onun peygamber olduğuna kesin olarak inandım.”

Gencin iman etmeye hazır hâle geldiğinin farkında olan Peygamberimiz, ona kızmak, yaptıklarından dolayı eleştirmek etmek bir yana:

  • Bize ezan okur musun? Buyurarak, onu şereflendirdi. Kulaklarına inanamayan genç, büyük bir sevinçle:
  • Elbette okurum! Diyerek ezan okumaya başladı. Büyük bir samimiyet ve içtenlikle ezanı okuyup bitirdi. Önceki korkularından eser kalmamıştı. En büyük kaygısı, okuduğu ezanın beğenilip beğenilmediğiydi. Bunu anlamak için kaçamak bakışlarla Peygamberimize baktı. Cevap çabuk Hareketleriyle okunan ezanı beğendiğini belli eden Peygamberimiz, genci güzel sözlerle taltif etti.

Ebû Mahzûre ezan okumaktan çok hoşlanmıştı. Bu, her hâlinden belliydi. Gencin gönül kapılarının açılmasına sevinen Peygamberimiz, oradan içeri girdi. Gence, yanına oturmasını işaret etti. Ona ezan okumanın inceliklerini, ezanı nasıl okuması gerektiğini tek tek anlattı. Ezanı harf harf öğretti. Her kelimeyi ayrı ayrı okuyup tekrarlattı. Eğitim bittikten sonra, bir kere daha ezan okumasını istedi. Sevinçle yerinden kalkan genç, duygulu bir ezan okudu. Genci tebessümle izleyen Peygamberimiz, ezanı bitirince elini gencin göğsüne götürüp sıvazladı:

  • Allah mübarek etsin! Buyurarak tebrik ve dua etti. Gencin kalbini tamamen kazanmak isteyen Peygamberimiz, gümüş para dolu bir keseyi gencin avucuna koydu. Şok üstüne şok yaşayan Ebû Mahzûre, kalbini sonuna kadar açtı:
  • İzin verirseniz, ben de namaz vakitlerinde gelip camide ezan okuyayım!

Mescid-i Haram Müezzini

Peygamberimizin duymak istediği tam da buydu. Sabah namazı ezanlarını okuması için ona izin verdi. Kalbinde kin ve nefretten eser kalmayan genç sevinçle: “Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşheduu enne Muhammeden abduhû ve rasûluhû!” diyerek Müslüman oldu. Gence sevgi dolu gözlerle bakan Peygamber Efendimiz:

  • Bundan böyle Mekke halkına sen ezan oku! Buyurarak, onu Mescid-i Haram’ın müezzini olarak atadı. Allah Resûlü (sav) Medine’ye dönünceye kadar sabah ezanlarını Ebû Mahzûre, diğer vakit ezanlarını Bilâl-i Habeşî okudu. İslam ordusu Mekke’den ayrıldıktan sonra, bütün ezanları Ebû Mahzûre

Allah Resûlü’nü (sav) çok seven Ebû Mahzûre, yanında olmayı çok istiyordu. Kalbi Efendimize olan özlem ateşi ile alev alev yanıyordu. Dost sohbetlerinde konu açıldıkça ah çeker: “Ezan okuma görevim olmasaydı, burada bir dakika dahi beklemez, Medine’ye hicret ederdim!” Derdi.

Büyük bir samimiyetle Allah’a yönelen Ebû Mahzûre, bundan sonra, vefat edinceye kadar Kâbe’de müezzinlik yaptı. Ezan okuma işi ondan sonra, babadan oğula devredildi. Onun soyundan gelenler, yüzyıllarca Kâbe’de ezan okudu ve okuyorlar…

Allah onlardan razı olsun!

Kaynak: Müslim, Salât 3; Ebu Dâvud, 500; Tirmizî, Ezan 191; İbn Sa’d, Tabakât, 5/450; Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf, 10/267; Süheylî, Ravdu’l-Ünf, 4/177; Makrîzî, İmtâu’l-Esmâ’, 8/125; İbn Seyyidi’n-Nâs, Uyunu’l-Eser, 1/236.

-Abdullah Kara – Dr. Hilal Kara