GenelSoner DumanUmut

İman Varsa Umut da Vardır

1.43BinOkunma

Etle tırnak, güneşle gölge ayrı düşünülebilir mi? İşte iman ve umut da tıpkı etle tırnak, güneşle gölge gibi her daim iç içe bulunan iki kavramdır. Zira umutsuzluk ve karamsarlık, imana taban tabana zıt bir durumdur.

Mümin, öyle bir yaratıcıya inanmıştır ki bütün kâinat o yaratıcının kudret ve tasarrufu altındadır. “O, bir şeyin olmasını dileyince ona sadece ol der ve o da hemen oluverir.” (Yasin, 82)

Mümin, her şeyden önce Rabbinin rahmetinden umutludur. Ne kadar günah işlemiş olursa olsun asla; “Benim için her şey bitti artık, affedilmem mümkün değil” şeklindeki şeytanî vesveselere kulak asmaz. Zira Rabbimiz, kutlu kelamında Allah’ın rahmetinden umut kesmenin bir mümine yakışmayacağını şöyle belirtmiştir:

“Yoldan sapanlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser ki?” (Hicr, 56)

Dünya hayatının bir imtihan olduğunu, insanların bu hayatta hayırla da şerle de sınandığını belirten Yüce Mevlâ (Enbiyâ, 35) bu gerçeğin farkına varmayan insanların hayat olaylarına nasıl tepki verdiklerini şu şekilde belirtir: “İnsana nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirip yan çizer; ona bir de zarar ziyan dokunacak olsa iyice karamsarlığa düşer.” (İsra, 83)

İman eden ve imanlarının gereğine uygun bir hayat tarzı sürenler ise asla olaylara bu şekilde tepki vermezler. “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir. Ancak namaz kılanlar böle değildir.” (Meâric, 19-22)

Mümin, dünyevî kazanç ve rızık konusunda da bir imtihan içinde olduğunu, insanların rızkını bollaştıran ve azaltanın Allah olduğunu bilir. Rızık konusunda bir endişe taşımaz; çünkü bütün canlıların rızkı teminat altındadır. (Hûd, 11) Böyle olduğu halde, insanların çoğu rızık ve dünyevî kazanç konusunda ikircikli bir tavır gösterirler.

“(Yoldan sapmış) insanlara bir rahmet tattırdığımızda, bundan ötürü şımarırlar. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizliğe düşüverirler. Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol vermekte, dilediğininkini de daraltmaktadır. Şüphesiz imanlı bir toplum için bunda ibretler vardır.” (Rum, 36-37)

Daima iyimser bakmalıyız

Mümin, hayatta karşılaştığı zorluk anlarının imtihan olduğunun bilincindedir. Ne kadar zorluk ve darlık içinde bulunursa bulunsun, şartlar ne kadar olumsuz görünürse görünsün şayet Allah’ın çizdiği istikamette, O’nun buyrukları doğrultusunda hareket ederse, ummadığı bir şekilde hayatında kolaylıkların belireceğini, kapıların açılacağını bilir, buna iman eder; çünkü inandığı Rabbi ona şöyle demiştir:

“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur… Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.” (Talak, 3-4)

Peygamber kıssaları, aynı zamanda umudun da kıssalarıdır. Hz. İbrahim ve Hz. Zekeriya’nın normal şartlarda insanın bir çocuğunun olmasından ümidin kesileceği yaşlılık zamanına eriştikten sonra çocuklarının olması… Hz. Yusuf’un hayatından herkesin umut kestiği bir zamanda, babası Hz. Yakub’un umudunu yitirmemesi… Hz. Eyyüb’ün hastalıkla boğuşurken iyileşmekten umudunu yitirmeyip dua etmesi… Hz. Yunus’un balığın karnında iken Allah’ın af ve rahmetinden ümidini kesmeden yalvarması…

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi vesellem) de öyle değil mi? Allah Resûlü’nün (sav) yaşam tarzının en önemli özelliklerinden birisi de hayata daima iyimser bakması, kötümserlikten uzak durmasıydı. O, uğursuzluğa inanmayı, onlarca hadisinde kesin ve net bir dille yasaklamış, “Ben, işleri hayra yormayı seviyorum” demiş, görülen kötü rüyaların başkasına anlatılmamasını, şerre yorulmamasını istemiştir. Allah Resûlü’nün terbiyesinden geçen Ashab-ı Kiram da hayatlarında ne tür zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar asla kötümser, karamsar bir bakış açısına sahip olmamışlar, şartların zorluğuna aldırış etmeden hayata olumlu bakabilmişlerdir.

Tedbir bizden, takdir Allah’tan

Ümitvar olmak, asla reel şartları hesaba katmadan tedbirsizce hareket etmek, tatlı hülyalara dalmak, elinden geleni yapmayıp kuru kuruya Allah’tan temennide bulunmak, esbaba tevessülü terk etmek demek değildir. Zira bu ümitvar olmak değil, ahmaklıktır. Peygamberimiz “Ahmak/âciz, nefsinin hevasına tabi olup Allah’tan boş temennilerde bulunur.” buyurmuştur.

Evet… Ümitvar olmak, tedbirini terk etmeden takdirin Hüdâ’ya ait olduğuna iman etmektir.

-Soner Duman