Kategorisiz

İslamiyet’in Emir Subaylığı: Büyük Doğu

957Okunma

“Büyük Doğu; İslamiyet’in emir subaylığı… Büyük Doğu İslam içinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihad kapısı… Yalnızca sünnet ve cemaat ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslam’a yol açma geçidi…”

Mimarının bu ifadeler ile manasını, varoluş amacını ve çerçevesini çizdiği Büyük Doğu, 20. Asrın göbeğinde, idrak zaafiyeti içerisine düşmüş ve tefekkür zeminini kaybetmiş Müslümanların önüne adeta bir fikir, sanat, aksiyon ve iman harikası olarak dikilmiştir.

Kaba hatlarıyla Büyük Doğu

Kaba hatları ile Büyük Doğu; insanlığı Allah’ın dininden koparmayı, la-dini uygarlık altında dinsizleştirmeyi gaye edinen Batı zihniyetine karşı, Medine’den neşet eden vahiy toplumunun inşasının ve İslam’a muhatap anlayış zemini üzerine bina edilen medeniyetin yeniden ihyasının bütün teferruatıyla yol haritasıdır.

“Büyük Doğu; çizmeli ayaklarla dışımıza doğru kaba ve nefsani bir yürüyüş değil, rüzgârdan hafif topuklarla içimize doğru ruhani bir sefer.” Üstad’ın, Büyük Doğu fikriyatının temel anlayış mihrakını teşkil eden bu cümlesi, Tanzimat’dan bu yana Batı’nın fikri, kültürel ve ideolojik tahakkümü altında kalmış Müslümanların öncelikle bir nefs muhasebesi yapıp, çürüyüş ve çöküşün asıl sebeplerini saptaması açısından önemlidir.

Üstad’a göre Selçuklu devrinden Osmanlı’nın yükseliş döneminin nihayeti olan Kanuni devrine kadar ki süreçte; fikir, sanat, mimari, edebiyat, siyaset ve diğer pek çok alanda bütün dünyaya örneklik teşkil edecek bir duruş, düşünüş, seziş ve yaşayış teşkil etmiş İslam Âlemi, kendi ruh muvazenesini kaybedip İslami hakikatlerden uzaklaştığı nispette, tüm bu alanlardaki üstünlüğünü de kaybetmiştir.

Cephede işgale karşı savaşmak, düşmanın görünürlüğü açısından görünmeyene nisbetle kolaydır. Üstad, zihinlere, fikirlere, anlayışlara ve yaşantılara tasallut etmiş (bulaşmış) işgali sezmiş ve hakiki kurtuluşun müşahhas olan toprak bağımsızlığı ile taçlanacak mücerred fikir ve anlayış bağımsızlığı olduğunu dile getirmiştir.

Düşmanı tüm hünerleri ile birlikte çözüp anlama ve onu fikren imha etmeyi kendisine görev addetmiş olan Üstad, Batı düşüncesini (felsefeyi) İslam Tasavvufu karşısında hesaba çekerek, felsefenin de hakikatinin İslam’da olduğunu işaretlemiş, aklın sınırlarını ve yerini Şer-i Mübin’in çizdiği çerçeve içinde göstermiştir.

Böylelikle Büyük Doğu’nun karşıdaki sinsi düşmanı en ince teferruatına kadar sezip anlamak ve ona mukavemet etmek gibi bir hususiyeti olduğunu da belirtmiş olalım. İslam tefekkür mecrasını yeniden canlandıran ve tüm insanlığın ideolojik buhranlar ile kaynadığı 20. Asır’ın göbeğinde, insanlık âleminin yegâne kurtuluş yolunun İslam’da olduğunu ihtar eden Büyük Doğu, İslam’a muhatap anlayışı yenilemiş ve “İslam mani-i terakkidir (gelişime engeldir)” anlayışının önüne de set çekmiştir.

Eskimeyen yeni

Bir keşf-i kadim hamlesi olarak Büyük Doğu, fert ve topluluk hakikatini Asr-ı Saadet devrinde, Sahabe-i Kiram efendilerimizin yaşantılarında ve onların İslam’ı anlayış çerçevesi olan Ehl-i Sünnet itikadında bulmuştur. İslam’ı “eskimeyen yeni” olarak tariflendiren Üstad Necip Fazıl, bu anlayışı kuşanarak hem fert hem de cemiyet bünyesinde zahirimizi mamur ederken, İslam Tasavvufu’ndan neşet eden irfani anlayışın da batınımızdaki iç ahengi kuracağını ve dolayısıyla İslam’ın istediği insan ve toplum modelinin inşa edilebileceğini fikriyatında göstermiştir.

Hülasa etmek gerekirse Büyük Doğu, İslam’ı bir dünya görüşü çapında izah ve idrak etmenin fikriyatıdır. Bu fikriyatta mündemiç (var olan) olan teklifler ile birlikte, İslam’ı kuşatıcı bir bakış açısıyla tüm sahalarda tatbik etmenin yolları gösterilmiştir. Bir yandan olması gereken anlayışı kuşandıran, öte yandan “yaşanmaya değer hayatın” niçinini ve nasılını gösteren bu fikriyat, tüm istikbal haklarından feragat etmiş, nefsaniyete bir kibrit çöpü kadar yer bırakmadan Allah (cc) katındaki tek hak din olan İslam’ın emir subaylığına namzet olmuştur.

-Mithat Yılmaz