İbrahim BaranSiyasetin Tek Limanı Ahlak

Siyaset, Etik ve Ötesi

1.06BinOkunma

Geçmiş yüzyıl; ahlaki değerlerin, şahsiyetin, karakterin ve insan olmak için gerekli asgari düzeyin sümen altı edildiği, insanoğlunun çıkarları için doğru diye bilinen yanlışları hayatın merkezine koyduğu bir zaman dilimiydi. Bugünkü durumun da farklı olduğu söylenemez.

Hiç şüphe yok ki, sözünü ettiğim şey yalnızca bireysel ilişkiler için değil, toplumsal ve siyasal münasebetler için de geçerli. Çıkarların daha fazla ön plana çıktığı ve amaç haline geldiği siyaset arenasında bunun sosyolojik çerçevede yaşananların çok daha ötesine geçtiğini söyleyebiliriz.

Allah’ım bizi siyasetin şerrinden koru (!)

Yıllarca, özellikle iyi insan olarak kalmanın ve böyle bilinmenin telaşında olanlar için siyaset hep uzak durulması gereken bir mecra olarak değerlendirildi. Gençlerin siyaset zemininin dışında tutulmaya çalışılmasının “Allah’ım bizi siyasetin şerrinden koru” duasının adeta ezkâr haline getirilmesinin temel sebebi de buydu. Fakat unuttuğumuz bir nokta vardı: Bu tür gerekçelerle siyasetten uzak durulması nedeniyle, birikim ve niyet bakımından daha düşük profilli, kişilerce yönetilmek zorunda kalınıyordu.

Sosyal ve iktisadi hayatın oldukça küçük bir bölümüne tekabül eden herhangi bir faaliyette bile etik ve ahlaki değerlerin gözardı edildiği bir dönemde, siyasetin bunun dışında kalması yahut tutulması mümkün değil. Ancak, “siyaset ahlaksızlıktır” gibi bir yargı da çıkarılmamalı bu ifadelerden. Dünya ne kadar bozulursa bozulsun, siyaset sahnesi ne kadar ali cengiz oyunlarına müsait olursa olsun, bugün her şeye rağmen temiz ve ahlakı önceleyerek siyaset yapmak mümkün. “Fırtınada kaldıysak, şiddetli yağmura yakalandıysak sırılsıklam olacağız” yargısına kapılmak doğru değil.

Uzun bir yola çıktığımızda yağmurun yağma ihtimalini gözeterek yanımıza şemsiye alırsak, ıslanma ihtimalini bertaraf etmiş oluruz. Siyasete, karşımıza çıkabilecek her türlü kişi ve olaya hazırlıklı bir şekilde dâhil olursak kirlenmeden, çamura bulanmadan tertemiz bir şekilde insanlara hizmet etmek, mağdurun ihtiyaçlarını gidermek, mazluma kol kanat germek gibi oldukça ahlaklı ve erdemli hizmetlere imza atabiliriz.

Siyaset bilimi derslerinde, devlet yönetimine ilişkin ilmi birtakım teoriler anlatılır. Yönetim modelleri üzerinde durularak, siyaset metodolojik bir çerçevede değerlendirilir. Ancak, teorikte anlatılanla pratikte uygulanan arasında çok büyük farklar vardır. Siyasetin çarkları büyük oranda derslerde anlatıldığı şekliyle dönmez. James Clark “Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı ise gelecek kuşağı düşünür…” der.

Türkiye ölçeğinde değerlendirecek olursak, bu toprakların insanları için hayatını ortaya koyan birkaç devlet adamının haricinde tüm planlarını bir sonraki seçime göre dizayn eden pek çok siyasetçinin faaliyetlerine hep birlikte maruz kaldık. Bu günlere ise; ancak ülkenin istikbalini düşünen ve kendilerini rahmetle andığımız devlet adamlarının sayesinde gelebildik. Siyasette ahlakın ne demek olduğu sorusunun cevabını da bu isimlerin hayatlarında ve icraatlerinde aramak icap ediyor.

Halka hizmet Hakka hizmettir

Politikanın yalandan ibaret olduğu kanısının yaygınlaştığı dönemlerde bile, milletinin çocuklarını önceleyen; bugünü, yarını değil, elli yıl yüz yıl sonrasını düşünerek adım atan, sarsılmaz, yıkılmaz denilen duvarları yerle bir eden, ahlaklı ve dürüst siyasetçilerin sayesinde siyasetin her şeye rağmen özü itibariyle bir hizmet alanından ibaret olduğu gerçeğiyle tanışmış olduk.

Büyük âlim Sadi-i Şirazi “Kimi kuyu kazar her susayan içsin diye, kimisi de kuyu kazar ki halk oraya düşsün diye…” sözüyle işaret ettiği hikmete bizzat yaşayarak şahit olan nesillerin çocukları olarak, halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğu dönemleri de görmüş bulunuyoruz. “Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir.

Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir” buyuran âlemlerin efendisinin (sav) ümmeti olarak, paçalarımızın zaman zaman çamura bulaşması riskini de göze alarak, sırf insanlığa hizmet etmek üzere, ahlaklı ve dürüst siyasetin temsilcileri olarak gösterilecek bir karakterle siyasette varolmanın yollarını aramalıyız.

“Bir çiçekle bahar olmaz, ancak her bahar bir çiçekle başlar…” sözü bizim için referans olmalı. O çiçeği biz dikmeli, daha sonra yeşertip yepyeni baharları müjdelemeliyiz. Aksi takdirde baharda açacak dikenlerle mücadele ederken; bir umutla bizi bekleyen toplumlar için de hayal kırıklığına dönüşürüz. Tarih, devir daim eden değirmen gibi, birbirine çok benzeyen olayların tekrar tekrar yaşandığı bir süreç. Siyasette hataları tekrar etmek yerine, güzellikleri ihya ederek tüm dünyanın beklediği inkılabı hayata geçirebiliriz. Unutmayalım, dürüstlük en iyi siyasettir ve siyasetin dürüstlükten ibaret olduğu anlaşıldığında dünya yeniden yaşanılır hale gelecektir.

-İbrahim Baran