Genç KalemlerKategorisiz

Ufka İlk Yolculuğum

990Okunma

Ecdadın kıymet verdiği, zulmü göz ardı edemediği, Osmanlı sonrası huzura hasret kalan ülke Tunus… Burada yabancı değilsiniz. Sizi simanızdan tanıyan samimi insanlar ilk cümlelerine “biz kardeşiz” diyerek başlıyorlar. Türkiye – Tunus kardeş…

Tarihi, bağımsızlık mücadelesi vermek üzerine yazılmış olan, her sokağında ecdadın nefesini hissettiğimiz Tunus şehrindeyiz. Özel bir ilgi ve misafirperverlikle karşılandığımız Maarif Vakfı yurduna yerleştikten sonra heyecanla soluğu Tika Tunus Koordinatörlüğünde alıyoruz. Sıcacık karşılama ve ışıl ışıl bakışlarla buyur ediliyoruz içeriye. ‘’Tunus nedir, Tunus kimdir? ‘’ sorularının cevabını arıyoruz hep birlikte. Tunus’u birkaç tarihi bilgiden ibaret bildiğimizin farkına varıyor, meğer Tunus için ne mücadeleler vermişiz diyoruz. Ve bu programın kıymetini yavaş yavaş anlayoruz.

Kayrevan’da filizlenen ruh

Mimarlık öğrencisi olduğumdan mı bilemiyorum, Hammamet’ te gözlerimi cephelerden, kapı ve pencerelerden alamıyorum, hayranlıkla izliyorum etrafı. Kültürün, mimariye anlam kattığı bu beyaz cephelerde mavi kapı ve pencereleri seyre dalarken gökyüzünü insanın içine doldururcasına ferahlayışımızı hissetmemek ne mümkün.

Medina çarşısında alışverişin yanı sıra, esnaf ile sohbet ederken Türkiye’ye olan ilgiden ötürü pek memnun oluyoruz.  Bizimle fotoğraf çekilmek isteyen lise çağındaki genç kızlar ve pazarlıkta konusunda esnek esnafla zamanımız daha da değerleniyor. Bir gelin alayının içine karışıyoruz, onlarla bir mekânda eğlenirken Tunus kızı oluyorum adeta.

İlmek ilmek işlenen İslam şehri olan Kayrevan’daki Ulu Camii, eteklerinde inzivaya çağırıyor beni. Bir sütunun ayağına çöküp huzura dalıyor ve Tunus’daki varlığımı sorguluyorum. Kuzey Afrika’da ilk İslam tohumunun serpildiği yerde;  Kayrevan’da bir kez daha filizleniyor ruhum. Yağmur suyunun toplandığı olukların sarnıca yönelişini incelerken İslam mimarisiyle gururlanıyor, genişleyen ufkumun tadını çıkarıyorum.

İmzamız birlik, davamız İslam

GDA Sidi Amor’a geçiyoruz ardından. Geleneksel yöntemlerle çalışılan bir atölye inşasına katılıyoruz. Muhabbet dolu insanlarla harika işler çıkarıyoruz. Hazırlanan saman balyalarından duvarlar inşa ediyor, bir bacağı kopuk çekirgenin elimden zıplayışıyla gülücükler saçarak dolanıyorum etrafta. Her şeyin doğal olduğu bu atölyenin bahçelerinde Türkiye’den gelen bitkileri görüp en büyük desteği ülkemden aldıklarını duyduğumda göğsüm kabarıyor ve işime daha da sarılıyorum.

Sıra bir sonraki keyifli işimize geliyor. Takım şefimiz Nour’un önerisiyle doğadan elde edilen boyalarla atölyenin duvarına Mescid-i Nebevi’yi çizmeye karar veriyoruz. Tasarım ve çizim işini ben üstleniyorum. Elimde kalemle şövale başına ‘Ya Allah’ deyip geçerek; büyük bir heyecanla taslağı bitirdiğimi hatırlıyorum. ’Allah’ım sen utandırma’ diye dua ederken işimizi benimseyişimize şahit oluyoruz dostlarımla. Duvara çizdikten sonra ise takım arkadaşlarım ve şefimle beraber Nebi’nin Mescidini yeşillere boyuyoruz. Bir eser daha bırakmış oluyoruz Tunus’a. Anlamlı, doğal, her çizgisi emek ve muhabbet kokan bir eser… İmzamız birlik, davamız İslam diyerek.

Bir ikindi serininde Şazeli Tekkesi’nin kapalı kapıları önündeki bahçede Sultan Abdülhamid Han’ı anıyoruz.  Yazma eserlerin bulunduğu müzede hat sanatında eşi benzeri görülmemiş el yazması Kuran-ı Kerimleri  okuyoruz camekanların ardından. Üniversite dekanı minnet dolu bakışlarla Türkiye’nin desteğiyle yapılan laboratuvar ve kütüphaneleri gezdirirken gözlerimin dolduğunu fark ediyorum. İşte burada, tam da bu duygularla hemhal olurken ne oluyorsa oluyor bana… Türkiye’den yalnız birkaç yüce yüreğin bu güzel işi yaptığından habersiz olmamın utancıyla, bana yalnızca ülkemde değil dünyadaki her bir toprak parçasında ihtiyaç duyulduğunun farkına vararak dönüyorum ülkeme.

-Hafize Daştan