Değişimin Sahibi Sen OlMahmut BolatÖne Çıkanlar

İstikbalin Sadaka-i Cariyesi Data Cinsinden Olacak

1.54BinOkunma

“Bekir Develi, 1975 yılında terzi bir baba ve ev hanımı bir annenin oğlu olarak dar-ı dünyaya gelmiştir.

Almanca Öğretmenliği okumuş ancak geçim derdi dolayısıyla okuduğu dönemlerde hemen her işi yapmış ve sonunda kendisini sahnelerde bulmuştur. “Bayram Şekeri”, “Gez Göz Arpacık” gibi birçok programa imza atan Bekir Develi, şu anda “gzt.com” sosyal medya hesaplarından yayınlanan “Peynir Gemisi” programını sunmaya devam etmektedir. Kucaklayıcı bir edayla bizleri karşılayan Bekir Develi ile Stand-up’tan teknolojiye, Anadolu insanından gençliğe, çok yönlü ve hoş bir muhabbet gerçekleştirdik.”

Hoş geldin değerli ağabeyim. İletişim ve medya alanı başta olmak üzere hangi alanda olursa olsun insanı başarılı kılan kendine has ruhî bir özellik olduğuna inanıyor ve sizin başarınızın da samimiyetinizden geldiğini düşünüyorum. Bu samimiyeti beslediğiniz kaynaklar nelerdir?

Hoş bulduk… Evet, gerçekten çok samimi biriyim desem çok ucuz kaçacak, hayır samimi değilim desem bu sefer de kendime haksızlık etmiş olacağım için bu soruya şöyle cevap vermeye çalışayım. Bazı kimseler her ne kadar yurdum insanını ciddiye almasalar, beğenmeseler de Anadolu insanının mayasıdır samimiyet. Bu nedenle halkımız; sahnede, TV’de ya da günlük hayatında karşılaştıkları muhataplarının öncelikle samimiyetine dikkat ederler. Hatta yakinen tanımadıkları ve uzaktan muhabbet duydukları bir ünlüyü tanıyan birine rastladıklarında ilk sordukları sorunun; ‘Hakikaten ekranda göründüğü gibi biri mi?’ olmasının temel nedeni de bu hassasiyettir. Bu nedenle özünde samimi olmayan hiç kimse bu toprağın çocuklarının gönlünde hakiki manada yer bulamamıştır. Bu nedenle insan iştigal ettiği ne iş varsa onu samimiyetle yapmalı. Dünya’da bir süre samimi bir insanı oynayabilirsin lakin asıl samimiyet ahiret için gerek. Öyle değil mi?

Öyledir hiç şüphesiz. “Stand-up bir tiyatro türü müdür?” sorusu ilgililerinin tartıştığı ve şuan için çıkmaz bir soru… Üstad Necip Fazıl ise tiyatroyu bir “vaaz kürsüsü” olarak görüyor. Bu noktada sizi Stand-up yapmaya iten etken onu bir vaaz kürsüsü olarak görmeniz mi?

Eğer drama bir sahne sanatı türü ise, tek kişilik dramalar -ya da oyunlar- neden bir tiyatro türü olmasın.

Gerçi beni tanımından çok etki alanı ilgilendiriyor. Yaptığı işin nasıl tanımlandığından ziyade kimlere ulaşmama vesile olduğuna bakıyorum. Üstad Necip Fazıl’ın tespitini de olağanüstü doğru buluyorum. Hatta bunu sadece sahne ve tiyatro ile sınırlandırmamak gerektiğine inanıyorum. Bu Hakk’ı anlatmak gayesi ile açtığınız Twitter hesabınız için de geçerlidir, İnstagram hesabınız için de geçerlidir, yazılımını yaptığınız bilgisayar oyunu için de durum böyledir. O zamanlar internet yoktu. Ben inanıyorum ki Üstad hayatta olsaydı sosyal mecranın da Allah’ı anlatmak için mükemmel bir fırsat olduğunu söyler ve insanlara bu manada bir telkinde bulunurdu. Dediğim gibi yer, mekan, zaman, tarz sadece perdedir. Asıl mesele orayı ne için kullandığınızla alakalıdır. Yoksa camiye ayakkabı çalmaya giden de var değil mi?

“Siz hiç diskoya bırakılan bebek gördünüz mü?” sözünüz takipçi kitleniz tarafından çok dikkat çekti. Kadim bir selam medeniyeti olan müktesebatımızı “sığınılan” olması bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim medeniyetimiz, İslam medeniyetidir. Hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine iman etmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Sığınılan, güvenilen, itibar edilen medeniyet olmamızın temel dayanağı İslam’dır. Savaş hukukunun bile Kuran’da detayları ile izah edilmiş olması dinimizin bu konuya verdiği önemin ispatıdır. Bizim medeniyetimiz yağma, talan, tecavüz vaaz etmez. İşgal değil fetih medeniyetidir. İmha değil, imar medeniyetidir. Tecrit değil, tebliğ medeniyetidir. Bu bağlamda milletçe ne kadar kazanımımız varsa hepsi bila istisna İslam’ın malıdır.

Hal böyle olunca tabi Müslümanlar da toplumda sözüne güvenilen insanlar olarak bilinir. Ya da bilinir idi. Ancak gelin görün ki İslam aynı İslam, Kuran aynı Kuran lakin bizler aynı Müslümanlar değiliz artık. Modernizm belası bizi asli kimliklerimizden kopardıkça bizler önce mutlak ahlaki dinamiklerimizi kaybettik, sonuç olarak da toplum nezdinde güvenilirliğimizi yitirmeye başladık.

Güven duygusu kaybedildiğinde asla eskisi gibi ikame edilemeyecek olan tek duygudur. Dua edelim, gayret edelim de inşallah İslam dünyası ve Müslümanlar yeniden İslam ahlakı ile ahlaklanır yine eskisi gibi tüm dünya için sığınılabilecek güvenli limanlar haline gelirler.

Birçok ülkeyi ve Türkiye’nin her ilini, köylerine kadar gördünüz. Dünyanın içinde bulunduğu buhran ve Anadolu İrfanı arasındaki temel anlayış farkını ne şekilde açıklıyorsunuz?

Dünya’nın içinde bulunduğu buhranın nedenlerinin biri de lügatlarında irfan sözcüğünün karşılığının olmaması olabilir bence. Batı dillerinin genelinde “bereket, ihlas, tevekkül, muhabbet” kelimelerinin karşılıkları yoktur mesela. Bence temel meseleleri de bu. İslam bizim için ne büyük bir kazanç, ah bir bilsek. Öyle diyor ya Üstad Sezai Karakoç “İslam bir sevinçti, kaplardı içimizi” diye. Ne kadar doğru ne kadar derin bir ifade.

Anadolu insanı bilir hayat denilen şeyin bu dünyadan ibaret olmadığını. Bu dünyaya niçin geldiğini, kul hakkını, yetimi gözetmeyi, komşu hakkını bilir. Başımıza gelen hadiselerin Allah’ın bir imtihanı olduğunu biliriz mesela. Ya da yaşadığımız güzelliklerin birer lütuf olduğuna inanmışızdır. Medeniyetimiz için tokluk kavramının bile komşumuzun açlığı ile bağlantısı vardır. Bakın Fransa’da olan bitene. İki gün isyan üçüncü gün yağma başladı. Bizim en cahilimiz bile bunu yapmadı yapmaz.

Batı’nın temel sorunu her şeyi bilim ve akılla çözebileceği ukalalığına düşmesidir. Ve nitekim bu konuda çok başarılı olmadıklarını artık hepimiz yakinen müşahede ediyoruz. Kimse çocuk yapmak istemiyor, yaş 18 olduğu zaman gençler ayrı evlere kaçıyor, uyuşturucu ve intihar vakaları her ne kadar basına pek sızdırılmamaya çalışılsa da korkunç düzeylerde. Bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gittiğini net tanımlayamayan her insan mutsuzdur azizim. Bunu bilir bunu söylerim. Anadolu irfanı öyle 100-200 yıllık bir miras değildir. Kökü çağlar öncesine uzanan geleneğin İslam ile yoğrulmuş halidir. O nedenle onlar yaşlıların altını otomatik değiştiren makineler icat ede dursunlar bizler analarımızın ayakları altındaki cennete talip, mutlu insanlar olarak kalalım derim.

Teknolojik unsurların hayatımızı çepeçevre kuşattığı malumunuzdur. Yaptığınız gezilerinizde çok defa gençlerle hemhal olan bir gezgin olarak sizce biz gençlerin şu anki vaziyeti nedir ve izlenimlerinizden yola çıkarak önümüzdeki dönemde nasıl bir gençlik tahayyül ediyorsunuz?

Ben gençlerden ümitliyim. Hele hele TÜGVA Genel Merkezi’ne yaptığım ziyaretten ve orada gördüklerimden sonra daha da umudum arttı. Allah (cc) sizlerden razı olsun. Gençlik adına çok güzel işler yapılıyor artık. Okuma halkaları, sabah namazı buluşmaları, sanat atölyeleri, bunlar çok ama çok önemli işler. Teknolojinin gelişimi ile gençler adına caydırıcı unsurlar arttı. Evet; Psp var, instagram var, netflix var, var oğlu var. Ama buna doğru orantılı olarak hakikate bizi ulaştıracak vasıtalar da arttı. Yani şartlar bence 50 yıl öncesiyle çok farklı değil. Denge aynı denge, imtihan aynı imtihan… Bu nedenle zamane gençliğinin doğru yönlendirmeler ve emek ile çok daha büyük işler başaracağına inanıyorum, inanmak istiyorum.

Çağımızda genel olarak yaşadığımız hızlı değişim dalgasında iletişim dalı da nasibini aldı. Bu noktada iletişim alanında üretici bir rol üstlenmek konusunda gençlere bir tavsiye verseniz bu ne olurdu?

İletişim araçlarındaki çeşitlilik bir bakıma mesuliyetlerimizi de arttırdı. Babam Arjantinli bir gayrimüslime ulaşma imkânı olmadığı için ondan hesaba çekilmeyecek belki ama bizim için durum aynı olmayabilir. Artık çağın iletişim araçları ile derdimizi herkese, her mecrada ve her dilde anlatma imkânımız mevcut. Bu bir bakıma avantaj gibi görünse de diğer taraftan büyük de bir mesuliyet. Gençlerin kodlama ve yazılım alanında kendilerini geliştirmeleri yerli yazılımlar yapma noktasında gayret sarf etmeleri en büyük dileğim. Hatta sosyal medya platformları bağlamında da yerli alternatiflere çok ihtiyaç var. İstikbalin sadaka-i cariyesi data cinsinden olacak. Ağaç güzel, hayırlı evlat iyi, camiler hoş ama siz öldükten sonra bile sizin amel defterlerinizi hasenatla dolduracak sağlam yazılımlara, teknolojilere ihtiyaç var.

Davetimize icabetiniz ve samimi muhabbetiniz için teşekkür ediyorum abi.

Ben teşekkür ederim kardeşim. Allah (cc) gayretinizi arttırsın…

-Mahmut Ahmet Bolat