Abdullah Kara & Dr. Elif Hilal KaraKulluğun Nişanesi Namaz

Hedefi Âlî Olmayanlar Büyük İşleri Başaramazlar

803Okunma

Allah Resulü (sav) ve sahabeyi tanımayanlar ve yaşantılarından bihaber olanlar, onları elbette örnek alamazlar. Ufuklarını aydınlatacak, hayatlarına yön verecek sözlerden mahrum olacak, örnekliklerinden istifade edemeyeceklerdir. Halbuki bu, her Müslüman için olmazsa olmaz kati bir emirdir.

“And olsun ki Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah Resulü’nde güzel örnekler vardır.”(Ahzâb, 33/21) buyuran Allah, Hz. Peygamberin örnek alınmasını emreder. “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” Buyuran Peygamberimiz de sahabeyi örnek almamızı bildirir.

Allah Resulü (sav) ve sahabenin hayatına bu yönden bakıldığında birbirinden değerli müthiş mesajlarla yüklü olduğu görülür. Onu örnek almayı terk eden fert ve toplumların, ne kadar çok şey kaybettiği anlaşıldığı gibi felaketten başlarını kaldıramadıklarının sebebi de anlaşılır.

Son derece plan ve programlı hareket eden Hz. Peygamber, hayatının her safhasında gözünü ufukların ötesine diken, her daim ulvî hedefleri olan bir peygamberdi. Onun hedefleri birlikte yaşadığı insanların hayallerinin çok ötesindeydi. Rabbine sarsılmaz imanla bağlı olduğu için hedefinin er veya geç, ama mutlaka gerçekleşeceğine gönülden inanırdı. Siyer ve hadis kitapları bunun örnekleriyle doludur. İşte onlardan biri;

Hicretin beşinci yılıydı. Allah Resulü (sav) ashabı ile Medine girişine gece gündüz hendek kazıyordu. Kıtlık günlerine rastlayan bu kazıda, yiyecek bir şey bulamadığı için açlıktan karnına taş bağlamıştı. Şartlar son derece zorluydu. Şehrin üzerinde adeta kara bulutlar dolaşıyordu. Alınan istihbarata göre Mekkeli müşrikler, Yahudi ve çevre kabilelerle anlaşarak işbirliği yapmışlardı. Mekkeliler, müttefikleriyle birlikte on-on iki bin kişilik büyük bir ordu ile Müslümanları yok etmeye geliyorlardı. Müşriklerin Bedir’de bin, Uhud’da üç bin kişilik bir ordu ile savaştıkları hatırlandığında gelen ordunun büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.

Gelenler yalnızca dış düşmanlardı. İçerde, onlar kadar tehlikeli, iki grup düşman daha vardı; Yahudiler ve münafıklar… Abdullah b. Ubey’in başını çektiği münafıklar, fitne çıkarmaya çoktan başlamışlardı. İlk işleri, hendek kazma faaliyetini yavaşlatmak, çıkardıkları dedikodularla sahabenin moralini bozmak oldu.

Şehrin diğer tarafında amansız bir düşman daha vardı. İhanet planları kuran, münafık ve müşriklerle kol kola girip bin bir entrika çeviren bu hainler, Yahudilerden başkası değildi. Üstelik Müslümanların eş ve çocukları sahabenin hendek kazdığı tarafta değil Yahudilerin kalelerinin hemen bitişiğindeydi. Gece her fırsatta Müslümanların eş ve çocuklarının bulundukları kalelere saldırıyor, gündüz İslam düşmanları ile ihanet planları yapıyor, tuzaklar kurup anlaşmalara imza atıyorlardı.

Yahudiler kale kapılarını açtığı anda, Mekke ordusunun önden ve arkadan Müslümanları kuşatıp yok etmeleri işten bile değildi. Müslümanların sıkıntısı bu kadar da değildi. Bunların yanı sıra yürekleri ağza getiren korku, günlerce süren açlık ve uykusuzluk, soğuk ve fırtına…

Her Vuruşta Ayrı Müjde

İşte böyle bir tablo içinde iken hendek kazma sırasında sahabe, rastladığı büyük bir kayayı kıramıyor, Hz. Peygambere başvuruyor. Hendeğe inen Hz. Peygamber, balyozu her vuruşta kayadan bir kıvılcım çıkıyor. Hz. Peygamber hedef göstermeye devam ediyor. Her kıvılcımın Şam, Yemen, Medain saraylarını aydınlattığını, buraların fethedileceğini müjdeliyor. Bu müjdeyi duyan bir münafık kendince onunla alay ediyor:

-Muhammed’e bakın! Sahabesi tuvalete bile gitmekten korkarken o tutmuş Şam, Yemen, Medain saraylarını ele geçirmekten bahsediyor…

Bu olaydan sadece bir yıl sonra Allah Resulü (sav) sözden fiiliyata geçiyor. Birçok imparator, kral, bey, kabile reisi ve din adamına mektup gönderiyor. İstediğini açıkça ifade ettiği mektuplarda kral ve imparatorlara:

“Müslüman olun kurtulun! Bana tabi olun.” Buyuruyor.

Normalde kralları öfkeden hop oturtup hop kaldıracak, İran İmparatorunun dediği gibi:

“Çabuk şu adamın başını bana getirin!” dedirtecek, Sümame b. Usalları Efendimizi öldürmek için yollara düşürtecek bu mektupları alan krallar ne yaptı dersiniz?

Habeşistan Kralı Eshem b. Ebcer; İslam ile şereflendi. İslam ile şereflenen pek çok rahibi Medine’ye Efendimizi ziyarete gönderdi.

Filistin Valisi Ferve b. Amir; İslam ile şereflendiği için Gassan kralı tarafından asıldı.

Bahreyn Kralı Münzir b. Sava; İslam ile şereflendi. Vefat edinceye kadar Allah Resulü (sav) ile mektuplaştı. Verdiği emirleri eksiksiz uyguladı.

Umman Kralı Ceyfer b. Celande; İslam ile şereflendikten sonra halkının çoğunun İslam’a girmesine vesile oldu.

Yemame Kralı, Sümame b. Usal; Allah Resulü’nü (sav) öldürmek istedi ama onu öldürmek için gittiği Medine’de hidayete ererek hayat buldu.

Hımyar ve Hamedan Kralları Abdükülal oğulları; Hepsi iyi birer Müslüman oldu.

Hadremevt Şehzadesi Vail b. Hücr, İslam ile şereflenip Hz. Peygamberin iltifatlarına mazhar oldu.

Hamedan lideri, Kays b. Amr, Ezd lideri Abdullah b. Haris ve pek çok lider İslam ile şereflenip hizmet yarışına katıldılar.

Hristiyanların en büyük din adamı Dağıtır; İslam ile şereflendiği için halk tarafından şehit edildi.

Arapların manevi lideri Eksem b. Seyfi; Müslüman olmakla kalmadı pek çok kişinin İslam ile şereflenmesine vesile oldu.

Allah Resulü (sav) elbette yalnızca hedefini değil, himmet ve gayretini de âlî tuttu. Dua etmeyi, şartları en güzel şekilde değerlendirmeyi, sabretmeyi ve sebat göstermeyi asla unutmadı. Müjdelenen mucizeler bir bir gerçekleştiğinde Rabbine hamd etmekle kalmadı, zaferini pekiştirmek için bölgeye Hz. Ali, Halid b. Velid, Muaz b. Cebel, Ebu Musa el-Eşarî gibi davetçi, öğretmen ve idareciler göndererek kralları destekledi. Böylece İslam’ın kısa zamanda dört bir kıtaya yayılmaya hazır hale geldi.

Hedefini âlî tutan Hz. Peygamber, eşsiz mucizelerin birçoğunu sağlığında gördü, Mucize ilk semeresini Veda Haccında verdi. Çok değil üç dört yıl önce Müslümanların sayısı beş on bin iken Veda Haccında yalnızca hacca gelen sahabenin sayısı 120.000 kişiydi.

Ne dersiniz? Sizin hedefiniz mucize beklemenize yetecek kadar âlî mi?

Gayret ve çabalarınız bu doğrultuda mı?

Müslümanların içinde bulundukları bu durumdan kurtulmaları bizlerin fert fert hedeflerinin âlî olmasına bağlı değil mi?

Hedefiniz hala belli değil mi?

Ümmetin doğrulup yürümesi için senin hedef belirlemene ve bu hedef doğrultusunda yürümene ihtiyacının olduğunu sakın unutma!

Abdullah Kara