Anadoluyu Mayalayanlar

İlahi Aşk Ve Emsali

3.54BinOkunma

Ebedi muhabbetin tohumu insanın en derununda neşvü nema bulur. Bu tohum, bizim ilahi kökenimizi temsil eder. Bu, fıtrattaki zenginliktir. Hakiki muhabbet insanın içindeki ilahî muhabbettir.

Allah’a olan mutlak ihtiyacın farkındalığı ve O’na duyulan mutlak bağlılık, ortaya bir aşk kulu çıkarır. Teslimiyet ile dökülen gözyaşları sayesinde kalpte aşk birikmeye başlar. Kalbinde dolup taşan aşk, tüm varlığını kaplar. Bu halde devam eden insanın teslimiyeti ve mutlak itaati ile insan, dostluk makamına erişir.

İtaati Hayatımızla Yaşamalıyız

Sevgi; bir ihtiyaç, arzu ve özlemdir. Sevdiğimizde, yakın dostluğun güzel kokusunu duyar ve onun peşi sıra gideriz. Sevdiğimizde, ne alıp ne verdiğimizin hesabını yapmayız. Sevdiğimizde; arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, birlik beraberlik arayışına gireriz. Hz. Mevlana şöyle buyuruyor: “İnsan sezgi melekesini Allah rızası hariç bütün maksatlardan temizlemeli ve sonra da dinde refik aramalı. Din, refikleri bulmaktır.” Gerçek refikler ise Allah ve Resulüne itaati, hayatlarıyla yaşayanlar arasındadır. Kuran-ı Kerim’de, “O halde kim Allah’a ve Resul’üne itaat ederse, işte onlar; Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Hem işte onlar, ne güzel arkadaştırlar! ” (Nisa, 69) buyrulmaktadır.  Anlaşılıyor ki, Hakk dostluğu insanları aşk kardeşliğinde birleştirir.

Dinden bahsettiğimizde aslında aşktan bahsetmiş oluruz. Aşktan bahsettiğimizde Allah’ın velilerinden bahsetmiş oluruz. Velilerden bahsettiğimizde de Allah’ın peygamberleri, dostları, aşıkları, arifleri, şehitleri ve sıddıklarından bahsetmiş oluruz. Velayet, kulluk, Allah’a tam bir kurbiyet (yakınlık) ile kemaline ulaşır.

Bu Makama Nasıl Eriştiler? 

Onlar dünyayı ve içindeki her şeyi terk etmiş, kalplerini Allah aşkı hariç her şeyden tahliye ve tathir etmişlerdir (temizlemişlerdir). Veliler, dostlar, aşıklar Allah’ın özel muhafazası ve ilgisi altındadırlar, onlar Allah’ın gözdeleridirler.

Allah, kudretini ve tasarrufatını velileri vasıtasıyla gösterir. Allah, aşıklarını ve velilerini Kendi Huzur-ı İzzet’indeki cemal tecellileri ile mükafatlandırır. Veliler, dostlar Allah tarafından seçilip şereflendirilmişlerdir ve daima Allah ile beraberdirler. Allah Teala, dostlarını ve aşıklarını, huzurunun güzelliği ile taltif eder. Onlara, Kendi karşı konulmaz cezbesini ihsan eder. Onlar, bu ilahî lütfu Allah’a olan hayranlıkları, ihtiyaçları, teslimiyetleri ve aşkları nispetinde celp ederler. Onlar, mahviyet (alçakgönüllülük) haline, ikrar edilmiş bir yetersizlik ve acziyet haline ermişler, kalpleri yumuşamış, aşk ve merhametle doldurulmuştur.

Aşkın Mütekabiliyeti Vardır

Hazreti Mevlana, kulun Allah’a olan sevgisinin, Allah’ın da kullarına sevgisinin birbirinden bağımsız olmadığını şöyle anlatıyor: “Gönlünde Allah sevgisi arttı mı şüphe yok ki Allah seni seviyor. Tek elin sesi çıkmaz. Öbür elin olmadıkça iki elin birbirine vurulmadıkça ne ses çıkar, ne seda!”  İzzet ve Celal’in Rabbi Kuran-ı Hakim’de şöyle buyurmakta; “…Siz nerede olursanız olun, Allah sizinledir…” (Hadid, 4). Bu ayet Allah’tan kullarına karşı muazzam sevgi, yakınlık, samimiyet ve aşk gösterdiğinin ispatıdır.

Allah insana, insanla tecelli eder. Manevi terbiye insandan insana geçer. O güç, o kuvvet, büyük bir akımdır, bir aşk alışverişidir. O yakınlık öyle bir yakınlıktır ki, Hazreti Yusuf (as) kadınların önüne çıktığı zaman onun cemalinin seyrine dalıp, meyve yerine ellerini keserken hiç acı hissetmemişlerdir. Ancak gönülden kopup gelen diğer gönüllere girebilir, ruhlardan neşet eden nur, diğer ruhları aydınlatabilir. “Mümin müminin aynasıdır” ifadesinde mutlak manevi tatminin doruğuna ulaşılır. Hakikat yolunun yolcuları en şerefli ümmetin, yani Ümmet-i Muhammed’in bir ferdi olma şerefini paylaşırlar. Kalplerinde en büyük nuru, Muhammedî olma payesini barındırırlar.

Veliler diğer velilere, aşıklar diğer aşıklara, dostlar diğer dostlara tabii olarak Hakk’a kavuşurlar çünkü birbirlerine duydukları aşk ve iştiyak onların benliklerini tüketmiştir.

Aşıklardan, Allah dostlarından öğrenebilecek en yüce hikmet, Habibullah Muhammed Mustafa’ya (sav) olan muhabbettir.  Hz. Abdulkadir Geylani tarifi imkansız bir Muhammedî aşıktır. Biz ona aşık olamayız, onun Peygamber Efendimize olan aşkına aşık oluruz. Muhabbet-i Muhammed bulaşıcıdır. Aşıklar birbirine bağımlı olur Şems ile Mevlana gibi.  Bütün Peygamberler ve İslam velileri Allah aşkı ve Habibi’nin aşkında cem olmuşlardır. Mevlana kendini Şems’te buldu. Kendimizi bulmak için başka birinin içinde kaybolmalıyız. Örneğin bir anne kendini çocuğunda kaybeder. Bu aşklar O’nun kurbiyet kapısına varmak için muhakkak yaşanmalıdır.

İlahî Aşkın Zirvesi

İlahî aşk, iki insan arasındaki ilişkinin sebebi olduğunda, vakıayı anlaşılamaz görüyoruz ve hakiki aşkın bu dünyada yaşanmak için uygun olmadığı trajik gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Hz. Şems; “Bu gönül seni o kadar seviyor ki Celaleddin, senin uğrunda ölmeden huzur bulmadı” diye haykırdı. Hz. Mevlana, Allah aşkını kalbinde bulabilsin diye Şems bu dünyadan terk-i diyar etmek zorunda kaldı.

Şemsin mana aleminde kaybolması bir simge. Gönül varlığının bulunması için insanın kaybolması lazım. Şems ile tanıştıktan birkaç sene sonra Hz. Mevlana teni bembeyaz, bitmiş ve tükenmiş haldeydi. Etrafındaki meraklı talebelerden biri sordu; “Şems’ten ne öğrendiniz ki böyle perişan oldunuz?”  Hz. Mevlana; “Şems bana bir şey öğretti; yeryüzünde bir tek mümin üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin. Biliyorum ki yeryüzünde üşüyen müminler var, artık ısınamıyorum.”

Dr. Haluk Nurbak, günümüzde Hz. Şems ile Hz. Mevlana’nın ilişkisi hakkında halkın söylemlerinden şöyle bahsediyor; “Hz. Şems ile Mevlana arasındaki dostluğun, aşk kelimesiyle ifade edilen bir sevdanın boyutlarını, bağırsaklarını kendi boynuna takıp da kendi kendini idam etmiş olan insanoğlu nasıl anlayacak? Nasıl bir yaşamdır bu? Allah’ı terennüm eden, Allah’ı konuşan, Allah’ı yaşayan bir birliği yaşıyorlar. Allah aşkının lezzetini alamamış insanlar ne düşünürse düşünsünler. O ikisi İlahî aşkın lezzetini alıyordu. İnsanların ne düşündüğü önemli değildi ki.”

Şems-i Tebrizi Hz. Mevlana hakkında şöyle buyuruyor; “Ben onunla (Mevlana) konuştuğum zaman o huzurumda kendisini bilgisiz sanır. Söylemek ayıp olmazsa, yanımda iki yaşındaki bir bebek gibi oturuyor veya İslam dinini yeni kabul etmiş bilgisiz bir Müslüman gibi. Bu ne güzel bir teslimiyet!”  Hz Mevlana’da yatan aşkın bütün sırları Şems’in huzurunda küçük bir çocuk oluyor. İslam dininin özünü ortaya çıkartıyor. Gerçek aşkın delili şuydu ki Hz. Mevlana din alanında gerçek bir otoriteydi, ama Hz. Şems’in huzurunda mütevazı bir öğrenci, bir hayran ve bir aşıktı. Hz. Mevlana ise Şems-i Tebrizi hakkında şöyle buyuruyor; “Beden bakımından ondan uzağız amma; cansız bedensiz ikimiz de bir nuruz; ister O’nu gör, ister beni… Ey arayan kişi! Ben O’yum, O da ben.”

İlahî dostluk, Allah’ı ve Allah’ın kemalini yansıtmaktır. Aşıklığın olduğu yerde, yanık dostlukların güzel kokuları vardır. İlahî dostluğun olduğu yerde, kalpten kalbe yansıyan ilahî sırların sonsuzluğunun sarhoşluğunu paylaşmak vardır. İlahî dostluk, saflaşmış kalplerden yansıyan nurun güzelliğini müşahede etmektir.

Bizler, gerçek dostluk makamına ulaşabilmek için günlük tüketilen sahte cazibelerden, dünya bağlarından azad olmalı ve Allah’ın peygamber ve velilerinin feyizlerine gönlümüzü açmalıyız. Allah aşıklarının aşkı tarafından cezbolunmalı, o aşka sarılmalı ve sonra onlara tabi olmalıyız. Bütün kainata rahmet olarak gönderilenin ve ona tabi olmuşların yolundan gitmeliyiz. Gerçek aşık, her haliyle Peygamber Efendimizin sünnetine sarılır.

Rabia Brodbeck