Büyük DoğuÖnden GidenlerOruç Bize Ne Diyor?

Necip Fazıl Ve Yeni Dostları

1.04BinOkunma

983 ve 2018 Mayıs’ında iki büyük dev göçtü bu dünyadan; Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu. Namıdiğer Üstad ve Kumandan… Bir ayniyetin iki kanadı. 

Necip Fazıl; büyük mustarip, fikir ve aksiyon dehası, ilim ve hikmet adamı, ihtilal ve inkılab sanatçısı. İslam tasavvufu kanatları altında Batı tefekkürünü hesaba çeken ve büyük İslam Rönesansı’nın kapısı; Büyük Doğu fikir mimarı. Salih Mirzabeyoğlu’nun deyişiyle “İdeali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun ‘oluş’ ıstırabını, İslam’ın hakikatine nispetle heykelleştiren adam!..”

Salih Mirzabeyoğlu; Büyük Doğu Devleti kurma iddiasıyla yargılanan ilk isim… Ömrü zindanlarda geçmesine rağmen “Bir tek defa bile Allah’a sitem etmedim, kusuru hep kendimde buldum” diyen bir Kumandan. Üstad Necip Fazıl’ın “Mücerret fikir istidadı tamam”, “Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi” ve “Fikir haysiyetinin müstesna genci” iltifatlarına muhatap olmuş bir fikir ve aksiyon sanatçısı… Yaşamını şehadetle taçlandırmış bir mütefekkir. 

Canlı-cansız bütün mevcudata, insan ve insana taalluk eden; sanattan siyasete, iktisattan eğitime, askeriyeden tarihe kadar uzanan sahada İslam’ı nasıl tatbik edebilirim endişesi ile hareket ediş ve destansı bir mücadele tarihi. Bütün bu mücadele tarihinin arkasındaki şahsiyet ise Abdülhakim Arvasi Hazretleri. Nakşi soyunun asilzadelerinden, tespihin son tanesi.

Büyük Doğu’nun Zuhuru

Allah’ı hatırlatan her şeyin yasaklı olduğu bir dönem; 1900’lü yıllardan başlayıp Cumhuriyet sonrası meydanı saran sahte kahramanlar ve yarım ağız entelektüellerce dine dair ne varsa inkar ve imha edilmeye kalkışıldığı bir zaman dilimi… Meydan, fikir kaçkınlarına ve milleti fikirsizlik çukuruna çekenlere kalmıştır. Alimler boğazlanmakta, yerli ve milli ne varsa aşağılanmakta, kültürel bir kıyım almış başını gitmektedir. Böyle bir hengamede Ağaç Dergisi ile başlayan sondaj denemesi, evrile evrile patlama noktasına doğru ilerlemektedir. Zulüm dört bir koldan ülkeyi kuşatmıştır. 

Üstad, Büyük Doğu (17 Eylül 1943) dergisini böyle bir ortamda çıkarır. İsim, bir teklif üzere “Milli Marş” olarak kaleme aldığı “Büyük Doğu Marşı”ndan… 1978’e kadar toplam halinde 1 defa aylık, 11 defa haftalık, 3 devre günlük olarak 555 sayı çıkan derginin muhtevasında fikri, edebi, siyasi, içtimai, iktisadi ve dini mevzular vardır. 35 yıl içinde 20 defa kapanmak zorunda kalan derginin birçok sayısı, çeşitli suç isnatları sebebiyle toplatılmıştır.

Büyük Doğu dergisi, sırf bir dergi olmanın ötesinde, Cumhuriyet sonrası meydana gelen değişimlere muhalefet eden ve reddedilen Osmanlı mirası üzerinde yepyeni bir nizam, insan ve yurt teklif eden bir fikir ve aksiyon dergisidir. Nitekim zaman içinde “Büyük Doğu”, bir dergi adı olmaktan çıkarak bir dünya görüşünün adı olmuş ve bu ad etrafında “İslam’a Muhatap Anlayış Davası”, mimarı tarafından örgüleştirilmiştir.

Büyük Doğu bir dünya görüşü… Dünya sahnesinden İslam’ın iktidarını silmek ve Müslümanların “topluluk hakikati” nispetinde yeniden görünmesinin önüne geçmek isteyen küfür ve nifak taifesine karşı İslam’dan zerre feda etmeksizin lif lif örgüleştirilen bir “dünya görüşü, sistemi”dir. Bu sistem, İslam’ı “kör nefislerinde donduranlar, çürütenler ve kokutanlara karşı en büyük darbe; hafakanlar içinde bunalan Batı alemine karşı da en keskin neşter”dir. Büyük Doğu, Batı tefekkürünü İslam tasavvufu kanatları altında hesaba çektikten sonra yepyeni bir nizam halinde “şeriat ölçülerine” sımsıkı bağlı İslamî bir “tatbik fikir-ideolocya”dır. 

Mimarı’nın diliyle “Büyük Doğu, İslamiyetin emir subaylığı… Büyük Doğu, İslam içinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihat kapısı… Sadece ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslamiyete yol açma geçidi ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti Yirmibirinci Asrın eşiğinde eşya ve hadiselere tatbik etme işi… Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı…” (Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, s.10)

“Necip Fazıl ve Yeni Dostları” 

1971’de ilan edilen sıkıyönetim sebebi ile kapatılan Büyük Doğu’yu, 1974 sonuna doğru yeniden çıkarma teşebbüsünde bulunan Üstad, aynı ruh hamurunda olduğunu düşündüğü 35 kişilik bir yazar kadrosu organize eder. Gayesi, 7 Ocak 1975’te Büyük Doğu’yu yeniden çıkarmaktır. Ancak hem dönemin şartları hem de yazar kadrosu içerisinde bulunan ve Üstad’ın bir dönem güvendiği kişilerin çeşitli bahaneler ileri sürüp sırtlarını dönmeleri derginin çıkışını akamete uğratır. Tabii olarak Üstad, böylesi bir iktidarsızlık, fesat ve çürüme ortamıyla karşılaşınca “Büyük Doğu çıkamaz! Ancak ‘Rapor 1-2-3…’ diye yeni bir tarz düşünülebilir!” hükmüne varır. 1976-1980 yılları arasında 13 sayı çıkacak olan “Rapor: Dergi-Kitap” serüveni böylece başlar. 

Yedinci sayıdan itibaren Raporlar, “Necip Fazıl ve Yeni Dostları” etiketi ile çıkmaya başlar. Bu yeni dostlar, Gölge ve Akıncı Güç kadrosu, Salih Mirzabeyoğlu ve arkadaşlarıdır. Her sayıda kendi yazıları ile birlikte, bu yeni dostların yazılarını da yayınlar. Bu, bir nevi Büyük Doğu davasının kimlerin eli ile yükseleceğinin delili olmuş olur. Buram buram Büyük Doğu kokan bu gençler, artık Üstad’ın gözbebeği ve vefatına kadar yanlarından ayırmayacağı kadrosudur.

Üstad’ın Rapor serisi, Büyük Doğu dergilerinden sonra en fazla ses getiren dergi-kitap serisidir. Tesiri onlarca yıldır devam eden, sahte ile samimiyi ayırt edici bir turnusol vazifesi gören, getirdiği izahlar ve yeni kadrosu ile hiç durmaksızın yürüyeceğini ilan eden bir konumu vardır. Ve en önemlisi; Salih Mirzabeyoğlu’nu ademe (yokluğa) mahkum etmek isteyenlerin önünde tarihi bir vesika olarak durmaktadır. Ayrıca yıllarca Üstad’ı kurusıkı pohpohla “fırsatçılık” yaparak kendi yedeklerinde göstermek isteyenlere de Üstad’ın nerede, nasıl ve kimlerle durduğunu göstermesi açısından mühimdir. 

Bedahet halinde görülür ki, Raporlar, Yürüyen Büyük Doğu’nun köprüsüdür. Rapor 5’ten itibaren bilfiil başlayan bu süreç, Rapor 7 ile birlikte Necip Fazıl ve Yeni Dostları diye dost düşman her tarafa ilan edilmiştir. Bu ilanın yanında aynı sayılarda yer alan yazılarda yarına mahsus mücadele şekilleri, yetişme ve yetiştirme davası, dünya görüşünün gerekliliği, lider ve kadro meseleleri işlenmiş ve sonraki dönemin işaretleri verilmiştir. Bu yazılar sadece dergilerde kalmamış daha sonra kitaplaşmıştır. Salih Mirzabeyoğlu tarafından büyük bir kısmı Rapor 7-13 arasında olan yazılar “Kavgam 1-2” şeklinde derlenmiştir. Kendi imzası ile yazdıklarını ise “İdeolocya ve İhtilal” kitabında -yeniden gözden geçirilmiş olarak- yayımlamıştır. 

Bir Genç; Gençlikle Köprübaşı

Mirzabeyoğlu’nun Üstad’ı tanıması 1965’te bir konferans vesilesiyle. Babası Muammer Şerif’in Üstad’a muhabbeti oldukça fazla. Mirzabeyoğlu, bu tarihten itibaren kimi zaman konferanslar kimi zaman dergiler vesilesiyle her daim Üstad’ın izinde. Büyük Doğu davasını şahsında parıldatmanın dertlisi. Öyle ki “Gençlikle Köprübaşı” nidasının ete kemiğe bürünmüş hali… Bunun en canlı şahidi Cahit Zarifoğlu. Hikayesi şöyle: 1972’lerde bir akşamüstü. Bir genç pişmekten beter ıstıraplara gark olmuş halde, Çile şiirini yaşayan tanık misali, ideolocyanın şekillendirdiği “derin Müslüman” şemaili ve ruhuna tekne olur gibi Üstad’ın kapısında: “Beni sen mahvettin, beynimi allak bullak ettin”… “Yaşanmaya değer hayat” arayışının ruh fışkırışı… Üstad, yıllar sonra kendisini ziyarete gelen bir grup vesilesiyle hatırlar bu hadiseyi. 

Ve Cahit Zarifoğlu’yla ilişkilendirir. Ancak Cahit Zarifoğlu, bahsi geçen kişinin kendisi olmadığını hem Üstad’ın huzurunda hem de Mavera dergisinde ilan eder ve şöyle der: “Onu bu derece benimseyip, bir buhran anında onun kapısına gidip: ‘Beni öldürdün’ diyecek, tanıdığım tek insan olsa olsa buydu. Doğru söylemiştir bir anlamda, eğer bu anlattığım insan söylemişse. Kendinde Üstad’dan başka bir şey kalmamıştı.” (Mavera 1983, Sayı.80, s.175)

Yıllar sonra bu genç ve arkadaşları “bir ayniyetin iki kanadı” idrak ve hissiyatı ile Gölge ve Akıncı Güç Dergilerini çıkarırlar. “Kabul görürsek hedefimiz aslı gibi olmak” anlayışıyla hareket eden dergi, baştan sona Büyük Doğu mana ve ruhunu kuşanmıştır.

Bu dergilerin Büyük Doğu tarihinde ehemmiyeti haiz bir yeri vardır. Gölge Dergisi, Müslümanların, bilhassa gençlerin üzerindeki ölü toprağını silkeleyip atmışken; Akıncı Güç, uğruna kavgası verilen davanın mimarının ve aynı davanın remz şahsiyetinin iltifatına mazhar olmuştur. Şöyle ki, malum olduğu üzere, İslam mücadelesinin çağımızda sistemini kuran, büyük bir ruh ve madde disiplini ile mücadelesini başlatan, teşkilatlandırma gayreti içine giren, temellendiren, Ehli Sünnet dairesinde istikametlendiren ve Büyük Doğu diye müşahhaslaştıran Üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. 

Bu da gençliğin, bilhassa Gölge Dergisi ile zuhur etmiş yeni gençliğin gözünden kaçmamıştır. Hem Gölge hem Akıncı Güç Dergisi, buram buram Büyük Doğu kokmakta ve aynı zamanda alınanı papağan gibi tekrar eden değil, bünyeleştiren, aksiyona ve ilme dönüştüren bir hal arz etmektedir. Bu sebeble Necib Fazıl, dergi kadrosunu “Müjdelerin Müjdesi” diye karşılar ve düşmanı panikleten, hasetçiyi sindiren o meşhur “Işık” yazısını yazar. Bir müddet sonra “İslam’ı yenilemek” yazısını “Akıncı Güç Kadrosuna İthaf” ederek yayımlar ve İdeolocya Örgüsü adlı eserine ekler.

Mirzabeyoğlu; Yürüyen Büyük Doğu

Üstad’ın vefatının ardından, 1984’ten itibaren, Üstad’ın çizdiği istikamet üzere İBDA Hikemiyatı’nı inşa etmeye başlayan Mirzabeyoğlu, bunu yaparken neyi, niçin ve nasıl yaptığını izah etmekten de geri durmaz. Bir usul ortaya koyar, kendi diyalektiğini geliştirir. Aristo’dan Hegel’e, Zenon’dan Marx’a kadar tüm diyalektik yapıların gözden geçirildiği, eksik taraflarının tespit edilerek işin aslının ve hakikatinin İslam’da olduğunun gösterildiği İBDA Diyalektiği’ni kurar. Bu diyalektik, Ehli Sünnet’e pazarlık kabul etmez bir anlayışla bağlı ve İslam tasavvufu çatısı altında Nakşi yolunun yolcusudur. 

Bu sımsıkı bağlılığın neticesi olarak “Fırka-i Naciye; Ehli Sünnet Ve’l Cemaat”, “Nakşi Sırrıdır Kavgamız” ifadesi bütün külliyata nüfuz eder ve mücadele tarihi boyunca mahyalaşır. Mirzabeyoğlu, İslam tasavvufu çatısı altında, eserde derinleşen Muhyiddin-i Arabi’den hikmetler devşirirken, işi bağlama noktasında müessirde derinleşen İmam-ı Rabbani yolundadır. Mirzabeyoğlu’nun bazı çevrelerce ademe mahkum edilmesinin, bir sükut suikastına maruz kalmasının en büyük sebeplerinden biri budur. 

O, İslam dışı her çeşit sapık zümreye karşı idi ve bu karşı oluşu açıktan açığa ifade etmekten de çekinmiyordu. Aksiyonda bu kadar açık olan Mirzabeyoğlu, fikirde de oldukça müphemdi. Herkesin kolayca el atamayacağı meseleler onun ilgi alanında idi ve o gerçek bir kültür inkılabının derdinde idi. 28 Şubat döneminde destansı bir kahramanlık örneği sergiledi. 1998’in sonunda girdiği cezaevinden 2014’te tahliye edildi. Şehit edildiği Mayıs 2018’e kadar 60’ın üzerinde eser yayımlayarak İBDA Külliyatını oluşturdu.

Sonsöz: İki büyük dev, iki inkılap sanatçısı. İslam’a Muhatap Anlayış davasının iki büyük neferi, iki lider. Rahmet ve dua ile. Yolları yolumuz, davaları davamızdır.

Ercan Çifçi