CemiyetÖne ÇıkanlarOruç Bize Ne Diyor?

Hakikatimiz Çürümesin

673Okunma

Yorumun hatta aşırı yorumun gölgesinde çürümeye zorlanan hakikati el birliğiyle kurtarmak zorundayız… Zira en güncel soru şudur; “Acaba bir hakikat çürümesiyle mi karşı karşıyayız?”

Evet, bana göre ortada olan şey tam da budur ve bunun sebepleri üzerine de çok ciddi düşünülmelidir. Meselenin adını koyduktan sonra kavramı bir de internet arama motorundan taramak istedim. Acaba konuya dair yazılmış bir şeyler bulabilir miyim diye…

En azından yakın bir şeyler bulmayı umarken birebir kullanımına rastladım ve zihinlerimizi berraklaştırmak adına bu araştırmayı yazımın merkezine aldım. ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation tarafından ve Jennifer Kavanagh ile Michael D. Rich’in imzasıyla yayınlanan bu rapor, kavramı ve sebeplerini tespit ediyordu. Tabi ABD toplumunda yaşanan “çürüme” üzerinden… Fakat bizdeki durumu analiz edebilmeye de ciddi bir ilham kaynağıydı aynı zamanda.

Öyle ya nasıl oldu da, kimlerin yorumu gerçeğe galip geldi? Ortada hakikat varken birisi işine geleni söylüyor ve gerçeğin üzerini örtebiliyor. Oysa biri yorum, diğeri hakikat; üstelik de hakikati çürümeye uğratan bir yorum…

Araştırmaya geri dönelim ve bugün yaşadığımız zihinsel bulanıklığı daha da berraklaştıralım isterseniz. “Post-truth”u (hakikat-ötesi) ve “truth decay”ı (hakikat çürümesi), “Gerçek ile yorum arasındaki çizginin bulanıklaşması”na bağlayan araştırma, olguyu meydana getiren dört ana eğilimi ise şu şekilde sıralıyor;

  1. Gerçek verilerin analitik yorumlarına ilişkin artan fikir ayrılıkları,
  2. Fikir ve gerçekler arasındaki bulanıklaşan çizgi,
  3. İletişim ortamında fikirlerin ve kişisel deneyimlerin kapsayıcılığının ve etki alanının artması,
  4. Gerçeğe dayalı bilgi kaynakları olarak eskiden saygı duyulan kurumlara olan güvenin azalması.

Araştırmada, hakikat çürümesinin daha önce abartıya, dedikoduculuğa ve sansasyonel haberciliğe dayanan “sarı gazetecilik” türüyle 1880’ler de başladığı, radyonun ve “jazz gazeteciliği”nin ortaya çıktığı ve boyalı basının cinsellik ve şiddet hikayelerini sansasyonelleştirdiği 1920’lerle devam ettiği ve Vietnam Savaşı’nın “yeni gazetecilik” anlayışıyla birlikte, yazarların öznel izlenimlerini ve televizyon haberlerinin yaygın kabulünü birincil bilgi kaynağı haline getirdiği 1960’larla da farklı bir boyuta evrildiği ifade ediliyor.

Araştırmada, hakikat çürümesinin etkilerini farkında olarak veya olmayarak derinleştiren ajanlar ise akademi dünyası, araştırma kuruluşları, medya, yabancı ve iç siyasal aktörler olarak ifade edilirken, hakikat çürümesine sebep olan dört ana dinamik de şöyle sıralanıyor:

  1. İnsandaki bilişsel önyargılar gibi bilgi işleme süreçlerinin karakteristik özellikleri,
  2. Yirmi dört saat haber yayınındaki artış, sosyal medyada yanlış ve yanıltıcı veya önyargılı bilginin yayılması gibi enformasyon sisteminde yaşanan değişimler,
  3. Eğitim sisteminin, enformasyon sistemindeki değişikliklere ayak uydurma kabiliyetine meydan okuyan talepleri,
  4. Siyaset, toplum ve ekonomi alanlarındaki kutuplaşma.

Elbette toplumumuzu birebir tarif edemese de modern çağın iletişim enstrümanlarına ortak bir zeminde maruz kalmanın destekleyeceği bir zeminden bakıldığında bu raporun şu tespitleri de çok ilginç hale geliyor: Hakikat çürümesi sivil ve siyasal kurumlar ile toplumsal ve demokratik temeller üzerinde ciddi ölçüde hasar meydana getirir ve bunlar da üç ana başlıkta ortaya çıkar;

  1. Sivil dildeki aşınma,
  2. Federal ve eyalet düzeyinde siyasal bir felç durumunun yaşanması,
  3. Siyasal ve sivil hayattan bireysel kopuş ve ulusal siyasette belirsizlik…

Sonuç olarak: “Hakikat çürümesi” vatandaşlar arasında bir güvensizlik kısır döngüsüne sebep oluyor ve bu durum onları bilgi kaynaklarını daraltmaya, aynı fikirde oldukları etrafında kümelenmeye sevk ediyor. Esas meseleler hakkında anlamlı tartışmalardan kaçınmalarına, yerel ve ulusal siyaset tartışmalarına karşı yabancılaştırılmış hissetmelerine sebep oluyor.

Ayrıca “ortak gerçeklik” temellerinden yoksun tartışmaların siyaseti bir tür “işlevsizliğe” sürüklediği ve bunun yönetişimde ertelenen kararlara, ötelenen ekonomik yatırımlara ve azalan diplomatik güvenirliğe neden olabileceği belirtiliyor.

Sabrınıza ihtiyaç duyan ve ileride üzerine çokça şeyin yazılacağına inandığım ve yine ciddi bir bulanıklığı berraklaştırmak arzusunda olan bu satırları kısmak için çok uğraştım fakat bu kadarını başarabildim. Zira zihinler berraklaşamaz ise ardından gelecek olan tehlike daha da büyük olacak: Bir seçimden öte ve “insan olarak kalabilme krizi” kadar ciddi üstelik…

Peki, bu aşamada hakikati çürümekten kurtaracak olan şey nedir? Bu sorunun cevabı da şu: Şeffaflığın artması, siyasal ve sivil dilde nesnel gerçekliklere daha fazla değer atfedilmesi ve manipüle edici yorumların/aşırı yorumların da değersizleştirilmesidir.

İsmail Öz