Öne ÇıkanlarOruç Bize Ne Diyor?

İftardan Miraca

677Okunma

Gerçek oruç şöyledir: İki kişi vardır. Birisi bir şey bulamadığı için yemez ve diğeri ise her şeyi bulduğu halde Allah rızası için oruç tutar ve bir şey yemez.” (Şems-i Tebrîzi)

İbn-i Abbas’ın rivayetinde Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki: “Şayet ümmetim Ramazan ayının onlar için ne büyük bir ilahî rahmet ve bereket olduğunu anlayabilseler, Ramazan ayının tüm seneyi doldurması için Rablerine yalvarırlar. Çünkü bu ayda tüm salih ameller misliyle mükafatlandırılır. İbadetler kabul edilir, istenen verilir, geçmiş günahlar affolunur. Ramazan’da cennet, ümmetime aşık olur.”

Bir müminin hayatında Ramazan ayı kadar manevi açıdan potansiyeli yüksek başka bir zaman yoktur. Bu mübarek ay, Allah’ı tanımaya karşı bir heyecan duygusu yaşattırıyor,  Allah’a olan ihtiyacı artırıyor ve O’na muhtaçlık ve bağımlılık hissetmeyi sağlıyor.

Ramazan, içinde öyle muazzam lütuflarla geliyor ki bu kutsal ay olmasaydı müminler İslam dininin gerçek anlamıyla nasıl yaşanması gerektiğini bilemeyeceklerdi. İbadet eden müminler hayatlarında İslam’ın içsel hazinesini yaşayabilmek için bu ayın değerine dayanırlar. Ramazan, müminlere nasıl dine bağlı, dindarca bir hayat yaşanabileceği konusundaki bilgiyi, rehberliği ve tecrübeyi sağlar. 

Ramazan davet ayıdır

Ramazan, hayatla din ve hayatla ibadet arasındaki mesafeyi azaltır. Kutlu ayın gizli iç hazineleri İslam’ın iç hazinelerine eşdeğerdir. Ramazan’ın ruhunu yaşadığımız ölçüde İslam’ın özünü de yaşayabileceğiz. Bu yüzden Ramazan, müminleri İslam dinini hissetmeye ve yaşamaya davet eder. 

Ramazan’da “Hayy” sıfatı tecelli eder. Bu mübarek ayda Allah (cc) müminleri İslam dininin sonsuz ilahî nimetlerini yaşamaya davet eder. Ramazan’da Ümmet-i Muhammed, İslam dininin güzelliğini ve mükemmeliyetini kutlarlar.  Ramazan rahmet ve nurdur. Mübarek ayında Allah (cc) bizi çağırıyor, “Yaklaş ve birleş” diyor.  Ramazan’da Yüce Rabbimiz bizi Cemalullah’ı seyretmeye davet ediyor,  bizi kurbiyet cennetine davet ediyor  yani bize miraca çıkmayı ihsan ediyor. Ümmet-i Muhammed’in en büyük ve kıymetli mirası miraçtır.

Ramazan on bir ayın sultanıdır; en büyük ilahi müjdedir. Sultan saltanat sahibi demektir. Diğer on bir ayı daha fazla saygıyla, şükranla, hürmetle, muhabbetle ve samimiyetle geçirebilsinler diye Muhammed Ümmeti’ne Ramazan hazinesi verilmiştir.

Hacda hacılar kutsal Mekke diyarına göç ederek manevi bir yolculuğa çıkarlar. Buna karşılık Ramazan’da ise bu kutsal ay, oruç tutan müminlerin hayatına misafir olur. Ramazan’ın ruhu Ümmet-i Muhammed’i etkisi altına alarak, hayatın her aşamasını ilahî varlığı ile donatarak müminlerin onun anlamını ve kıymetini idrak etmesini sağlar. Böylece, mübarek Ramazan’da bütün yeryüzü oruç tutan Ümmet-i Muhammed için  ilahî bir sahne haline gelir ve en büyük ilham ve şifa kaynağı sayılır. Bu anlamda Ramazan hayatımızı, güzelleştiriyor, iyileştiriyor, aydınlatıyor, şuurlandırıyor.

O’nun -Habibullah Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem-  ümmetinden olmanın, gelmiş-geçmiş insanlığın mazhar olduğu hiçbir nimetle mukayesesi kabil değildir. Ramazan ümmetin ayıdır. Ramazan ayında ibadet eden her mümin tüm dünyadaki bütün Müslüman cemaatle bir oluyor. Bütün kalpler diğer kalplere bağlanıyor ve Muhammed aşkının denizine varıyorlar. 

Mübarek Ramazan’da evrensel bir muhabbet sergileniyor. Ramazan ayı farklılıkları ve ayrılıkları yok ediyor. Rahmeten lil alemin’in bereketi ve merhameti tüm dünyaya yayılıyor. Mübarek Ramazan boyunca müminlerin kıyamları, rükûları ve secdeleri müthiş bir birleştirici güç olarak tecelli eder. Ramazan ayının en büyük özelliklerinden biri gönülle olan titreşim birliğidir. Secde ederken, Kuran’ın ayetlerini dinlerken, kıyamda dururken, dualara “Amin!” diyerek iştirak ederken bütün müminler kalpten kalbe ebedi bir feyz akıntısı hisseder.

Ramazan ayı Allah (cc) tarafından imanın mutlak güzelliğine ulaşmak için bir davettir. Yüce Allah Teala, bizi muhabbetle; aşka, ilahî ilhama çağırır, bizi hilkat hazinelerinin ebedi güzelliğini müşahede etmeye çağırır.  Ramazan ayı ilahi idrak ve sevgi hazinesi kazanmak için bir çağrıdır. Er-Rahmâni’r Rahim’in huzurunda sevinç gözyaşları dökebilmek için bir davettir. Gök sofrasına katılmak ve hayat suyu içmek için bir davettir. İnsanlar arasında sevgi ve rahmet alışverişi yapmak için bir çağrıdır.  

Ayrıca Ramazan, insanın kendi benliğinden kurtulması için yapılan ilahi bir çağrıdır. Kendimizi yenilemek için, namazımızı mükemmelleştirmek için, hakiki miraç namazı kılmak için, ahiret pazarına girmek ve ilahi alışveriş yapmak için, manevi hastalıklardan şifa bulmak, cehaletten, gafletten, şuursuzluktan ve maddesel bağlantılardan kurtulmak için, itaati, imanı, teslimiyeti, ibadet sevgisini artırmak için, gönüldeki putları kırmak için, hakiki pişmanlık ve tövbe etmek için yapılan bir çağrıdır.

Gecelerin en hayırlısı

Ramazan ayında aslında Kuran-ı Kerim’in indirilişini kutlarız.  Mübarek ay, ilahî ayetlerin insanlığa indirildiği Kadir Gecesi’ni şereflendirmek üzere verilmiştir. Ramazan beden ise Kuran-ı Kerim onun ruhudur. Bu yüzden Ramazan ayına nur ayı, on bir ayın sultanı ve “bin aydan daha hayırlıdır” denmiştir.

Şehr-i Ramazan, Kuran-ı Kerim’de; “Secde et ve yakınlaş.” (Alak 96, 19) ayetinin sırrını taşır. Ramazan ayı boyunca müminlere, 5 vakit namaz, teravih ve teheccüd namazı ile yakalaşık 5 bin kadar secde etmeleri ihsan olunur. Böylece Allah‘a kavuşmanın kesintisiz zevkini yaşamaktadılar ve Ümmet-i Muhammed’e secdenin gönül birliği cereyan etmektedir. Ramazan ayında kalp mutlak tatminine ulaşır, çünkü Allah’a olan aşk secdeyle sergilenir. Secdenin kudreti Ramazan ayının ruhuna ulaşır. Ramazan-ı şerifin hazinesi secdeye olan aşkı açığa çıkartır. Secdeye olan aşk Ramazan ayının nurunu ve aşkını ulvileştirir.

Oruç ile secde arasında bir bağlantı vardır. Bu ibadetlerin yüce kudreti, dünyevî bağlantıları keser ve kalbimiz tertemiz olur.  Böylece, oruç ve secde bizi Rabbimize yaklaştırır ve bizi miraca çıkartır. Orucun itaat ateşiyle yanmış, muhabbetiyle arınmış bir gönül, orucun teslimiyet aşkıyla yıkanmış, ayrılık acısıyla kıvranmış, pişmanlık gözyaşlarıyla yıkanmış bir gönül, secde eder ve miraca çıkar. Orada cennetin hazzını duyar, çünkü görmeye başlar. Allah’ın ilahî Cemali’ni müşahede eder ve “Göz aydınlığım bana namazda verilmiştir” buyuran Sevgili Efendimiz (sav)’in yaşadığı ilahî hazları yaşar.

Secdeden miraca yolculuk

Oruç, dinsizliğe, kapitalizme, materyalizme, cehalete ve kibre panzehirdir. Oruç modern dünyaya karşı bir savunmadır, kalkandır, antibiyotiktir.  Bencilliğe sevk eden maddi değerleri yok eder. Dinleri ayırmaya, ülkeleri bölmeye, toplumları parçalamaya, kardeş kavgasına, sınıflar arasındaki uçurumlara, ailelerin parçalanmasına, toplumların yozlaşmasına karşı bir panzehirdir.

Şehr-i Ramazan’ın sınırsız güzelliklerinin idrakine varamadığımız ve yaşamadığımız zaman dini dışsallaştırmış oluruz. Ramazan nurdur, miraçtır, secdedir, manadır.  Şeytan Adem (as) önünde secde etmedi. O’nun nurunu görmedi. Sadece çamur ve su gördü, Halifetullah’ı görmedi. Ramazan’daki nuru, bereketi, zenginliği ve kutsallığı göremiyorsak, Ramazanın ruhu ve özünü yaşamıyoruz demektir ve bu şekilde şeytanın basiretini miras ediyoruz ve bütün ibadetleri şekilleştiriyoruz demektir. Secdenin, miracın zıttı itaatsizliktir, dinsizliktir, şirktir, şekildir, cehalettir.

Orucun sadece su ve yemekten mahrum kalmak olmadığını gördüğümüzde, bütün dini vazifelerin amaç değil araç olduğunu gördüğümüzde, teslimiyetin, itaatin, imanın ve fedakarlığın bir muhabbet işi olduğunu gördüğümüzde, Allah’ın bizi gök sofrasına davet edip hayat suyu içirdiğini gördüğümüzde, Kuran’da; “Size nimetlerimizi bol bol verdik” ve “Göğsünü genişletmedik mi?” buyrulduğu gibi, bu denli sonsuz nimetlere mazhar olduğumuzu hissettiğimizde, kalbimizde neşredilen bu muhabbet ve merhamet hazinesini keşfettiğimizde, bu yolun sırat-ı müstakim olduğunun şuuruna vakıf olduğumuzda, orucun keyfine varabildik demektir, çünkü oruçta Ümmet-i Muhammed arasında bir sevgi ve rahmet alışverişi cereyan ediyor. 

Rabia Brodbeck