Oruç Bize Ne Diyor?Söyleşi

Osman Nuri Topbaş Ömür Takvimi Üzerinde Tefekkür Vesilesi

1.93BinOkunma

1942 yılında İstanbul Erenköy’de doğdu. Babası Hacı Musa Topbaş Efendi’dir. İlköğrenimini Erenköy’de tamamladıktan sonra İstanbul İmam-Hatip Lisesi’ne başladı. Bu okulda 20.yy’ın münevverlerinden olan Nureddin Topçu, Celaleddin Ökten, Mahir İz gibi hocalardan ders aldı. Ahmet Davudoğlu ve çeşitli hoca efendilerin rahle-i tedrisinden geçti. İmam Hatip yıllarında Üstad Necip Fazıl’la tanıştı ve onun konferanslarının müdavimi, aynı zamanda Büyük Doğu Dergisi’nin de sıkı bir takipçisiydi. Askerlik görevi sırasında gönlüne eğitimcilik sevdası düştü ve döndükten sonra yazıhanesinde bu işle meşgul olmaya başladı. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nı kurduktan sonra çalışmalarını bu vakfa taşıdı. Eserleri Afrika dillerinden Çince’ye kadar birçok dile çevrilen Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Ramazan hakkında konuştuk. İyi okumalar diliyoruz.

Muhterem Hocam, öncelikle bizlere yoğun çalışmalarınız arasında zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Malumunuz, on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif  yeniden hanelerimize teşrif etmek üzere. Öncelikle Ramazan ayının bizler için ne ifade ettiği sorusuyla başlamak istiyorum. Bir Müslüman için Ramazan ayı ne ifade eder?

Rabbimiz, biz kullarına olan şefkat ve merhameti sebebiyle, bazı vakitleri diğerlerinden daha faziletli kılmıştır. Ta ki bu vakitlerde daha çok gayret edelim, ilahî rahmet ve mağfirete daha fazla nail olalım… Günün 24 saati içinde seher vakti, haftanın günleri içinde Cuma günü, senenin ayları içinde Ramazan-ı Şerif, bu vakitlerin başında gelir.

Ramazan-ı Şerif, nefisleri arındırmanın, ruhaniyeti artırarak takva üzere yoğun bir kulluk hayatına girmenin, en bereketli zamanıdır.

Bilindiği gibi, çeşitli meslek grupları belli aralıklarla toplantılar, seminerler yaparlar. Ticaret erbabı, diğer işlerini bir kenara bırakıp, ticaretlerini daha karlı hale getirmek için fuarlar düzenlerler. Sporcular, çok mühim bir müsabakaya çıkmadan evvel, kampa girer, her türlü ihtilattan men kararı alırlar. Kuvvet ve gayretlerini asıl gayelerine teksif edebilmek (yoğunlaştırmak) için, dış dünya ile alakalarını asgarîye indirirler.

Ramazan-ı Şerif  de, iman heyecanının tazelenip kulluk gayretlerinin artırılacağı en feyizli vakittir. Bütün müminlerde meydana gelen müşterek bir iman heyecanıyla, dünyevî ihtiraslardan sıyrılarak kulluk hayatının yeniden nizama sokulacağı, manevî fırsatlarla dolu bir aydır.

Ramazan-ı Şerif, senede bir aylığına gönül hanelerimizi ziyarete gelen bir misafir gibidir. Bu misafiri güzelce ağırlayıp bizden memnun halde uğurlayabilirsek, ilahî af müjdesi bizleri bekliyor. Fakat -Allah korusun- Ramazan-ı Şerif ’ten gafil kalıp onu güzelce ihya edemezsek, ilahî rahmetten mahrum kalma tehlikesi mevcut. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Cibril (as) bana göründü ve; ‘Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben de ‘Âmîn!’ dedim.” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545)

Peki, Muhterem Hocam, bu bağlamda Ramazan ayı bizlere ne mesajlar verir, Ramazan ayının bizden beklentisi nedir?

Ramazan’ın adeta alamet-i farikası olan “oruç” ibadetinin en mühim telkini “merhamet”tir. Zira oruç; açlık ve acizliği tattırarak aç ve muhtaçların halinden daha iyi anlamayı sağlar.

Nitekim Mısır’da şiddetli kıtlığın hüküm sürdüğü günlerde Yusuf (as)’a:

–Siz, devlet hazinesine hükmeden bir idarecisiniz. Niçin kendinizi aç bırakıyorsunuz, diye sorduklarında şu ibretli cevabı vermiştir:

–Karnım tok olursa açların halini anlayamam diye korkuyorum!

Demek ki oruç, sadece midenin aç bırakılmasından ibaret değildir. Vicdana da oruç tutturabilmek icap eder. Oruç ne kadar vicdan ufkumuzu genişletiyor, merhametimizi ne ölçüde artırıyorsa, o kadar Allah indinde makbul olmuş demektir.

Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif, kardeşliğimizi daha da ileriye götürme zamanıdır. İslam kardeşliği, sadece rahat zamanlarda değil, bilhassa zor zamanlardaki beraberliktir. Kardeşinin sevincini paylaşmak kadar, sıkıntısını paylaşmaya da gönüllü olmaktır.

Ramazan-ı Şerif, toplumda unutulmaya yüz tutan kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma ruhunun yeniden ihyası için de büyük bir fırsattır. Muhteşem mazimiz bu hususta bizlere örnek teşkil edecek sayısız misallerle doludur.

Mesela Ramazan-ı Şerif’te varlıklı Müslümanlar, bakkalları gezip borç defterinden herhangi bir yaprağı açtırır, borcun sahibini bilmeksizin hesabı öderdi. Veren alanı, alan vereni görmeden, sırf rıza-i ilahî için, harikulade bir din kardeşliği yaşanırdı.

Ecdadımızın insanlık tarihinde benzeri görülmemiş diğer bir inceliği de, muhtaçların minnet altında kalmadan ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için konulmuş olan “sadaka taşları”dır. Bu taşların üzerinde küçük bir oyuk bulunur, oraya uzanan bir elin, almak için mi vermek için mi uzandığı bilinmezdi. Varlıklı mü’minler; “sağ elin verdiğini sol el görmeyecek şekilde” infakta bulunmaya gayret ederlerdi. Bunun için de daha ziyade kimsenin görmeyeceği zamanlarda sadakalarını bu taşın üzerindeki çukura bırakırlardı.

Allah’tan gayrısına el açmaktan hayâ eden haysiyet sahibi yoksullar da ihtiyaçları kadar parayı oradan alırlar, fazlasına tamah etmezlerdi. Kendileri dışındaki muhtaçları da düşünürlerdi. Durumları düzeldiğinde, aldıklarının kat kat fazlasını oraya bırakırlardı.

Zengin-fakir ayrımının olmadığı İslam şehirlerinde, herkes iftar sofralarını din kardeşlerine açardı. Bugün revaçta olan; lüks mekanlarda, sadece hali-vakti yerinde tanıdıklara, şaşaalı ve israflı iftar ziyafetleri verme hastalığı, o zamanlar yoktu. Mütevazı sofralarda, zengin-fakir her kesime ikramlarda bulunulurdu.

Bu hususta -yine tarihimizden- bir misal zikretmek istiyorum:

Sultan 3. Mustafa bir Ramazan akşamı Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi’nin konağına iftara gider. Konuşma esnasında:

–Efendi, arada bir size gelmek isterim ama konağınız pek uzak yerde, der.

Mehmed Emin Efendi de:

–Sayenizde, size yakın yerlerde bir ev tedarik etmem mümkündür. Lakin gördüğünüz şu civardaki hanelerin hiçbirinde mutfak yoktur, karşılığını verir.

Bu söz Padişah’ın tuhafına gider:

–Ne acayip şey, bu evlerde yemek pişirmezler mi, diye sorunca Şeyhülislam Efendi:

–Cümlesinin sabah ve akşam yemekleri fakirhaneden gider. Onun için buradan ayrılmak istemem, cevabını verir.

Bilhassa Ramazan-ı Şerif’te, gariplere ve fukaraya karşı mesuliyetlerimiz hususunda, ecdadımızın bu ve benzeri hatıraları bizlere yeni ufuklar açmalıdır.

Ramazan ayı içerisinde bilhassa gençlere neler tavsiye edersiniz hocam?

Gençlik, ömrün baharı. Fakat ömrün en enerjik devresi olan gençlikte, ruhî heyecanlar kadar nefsanî arzular da zirvededir. Bu sebeple nefsanî arzuları zayıflamış olan yaşlılara kıyasla gençlerin, nefislerine hakim olup rıza-i ilahî istikametinde yaşamaları, Hak katında çok daha kıymetlidir. Yani gençler, aştıkları engellerin şiddetinden dolayı, ilave bir mükafata da nail olurlar. Bu yüzden gençlik çağında kendini Allah’a adayıp ibadetlerine titizlik göstermek, çok kıymetlidir.

Nitekim bir hadis-i şerifte buyrulduğu üzere, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Arş-ı Ala’nın gölgesinde himaye edilecek yedi sınıf müminden biri de; Rabbine kulluk ederek nezih bir hayat içinde serpilip büyüyen gençler olacaktır.

Genç kardeşlerimiz, bilhassa bu Ramazan-ı Şerif’te, ibadet hayatlarını, helal-harama riayetlerini, kul hakkı hassasiyetlerini gözden geçirmelidirler. Fani istikbal kaygılarına takılıp ebedî istikbali tehlikeye atmaktan sakınmalıdırlar. Amellerin ecirlerinin kat kat bereketlendiği Ramazan-ı Şerif’in hiçbir anını ziyan etmeden, en verimli şekilde değerlendirmeye gayret etmelidirler.

Ramazan ayı için belirtilen “şeytanların bağlandığı ay” ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?

Evet, Ramazan-ı Şerif’te şeytanlar bağlanır. Lakin insan sadece şeytana uyduğu için yanlışlara sürüklenmez. Nitekim şeytanı da Allah’a isyana götüren, nefsinin gurur ve kibrine mağlup olmasıydı. Demek ki terbiye olmamış ham bir nefis, şeytandan daha tehlikelidir.

Ramazan-ı Şerif’in en mühim hususiyetlerinden biri de nefisleri tezkiye edebilmektir. Nefsin ihtiraslarını dizginleyebilmek, gayrı meşru arzulardan, heva ve heveslerden vazgeçebilmektir. Böylece nefsaniyeti bertaraf edip ruhaniyeti inkişaf ettirebilmektir.

Allah Teala’nın; “Oruç ibadetinin mükafatını doğrudan doğruya ben veririm” buyurduğunu, kutsi hadislerden biliyoruz. Oruç ibadetine bu denli önem atfedilmesinin sebebi ne olabilir?

Burada oruç ibadetindeki ihlas sırrına ve ihlasın büyük mükafatına işaret vardır. Efendimiz (sav) Cenabı Hakk’ın; “Oruç benim içindir, mükafatını da ben vereceğim.” buyurduğunu bildiriyor.

İbn-i Hacer, Fethü’l-Bârî adlı eserinde bunun izahını yapmıştır:

“Bütün ameller Allah içindir, ancak oruç, riyadan daha uzak olduğu ve onu sadece Allah bildiği için, Allah Teala onu kendisine nispet etmiştir. Diğer ibadetler hareketlerle yapılır, ancak oruç kalptedir. Diğer ibadetlere bire ondan, yedi yüze kadar ecir verildiği halde oruca ne kadar karşılık verileceğini sadece Allah bilir. Oruçlunun ihlası nispetinde onu mükafatlandıracaktır.”

Ramazan ayı içerisinde bizlere ferahlık veren Teravih Namazı hakkında neler söylemek istersiniz?

Rasulullah (sav) Efendimiz buyuruyorlar:

“Allah Teala, size Ramazanın orucunu farz kılmıştır; ben de onun kıyamını, yani Ramazan gecelerindeki teravih namazını sünnet kıldım. Eğer bir kimse, imanlı bir gönülle ve sevabına ermek niyetiyle Ramazan orucunu tutar ve teravih namazını kılarsa, (kul hakları ve borçları hariç) anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtulur.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)

Demek ki Ramazan gecelerinde teravih namazlarını da ihmal etmemek icap eder. Ayrıca teravih namazları, süratli kılınarak bir hazım vasıtası yapılmamalıdır. Hızlı kıldıran imamların değil, tadil-i erkan ve huşu ile kıldıranların ardında kılmaya gayret edilmelidir.

Son olarak; Ramazan ayının Müslümanlar için dünya ve ahiret mutluluğuna matuf yeni başlangıçlar, temiz sayfalar açmaya vesile olmasına dair neler söylersiniz?

Evet, Ramazan-ı Şerif, nice manevî değerleri hayatımıza katmak ve bunları Ramazan’dan sonra da kalıcı kılmak adına güzel bir başlangıç fırsatıdır. Kaybettiğimiz manevî hasletleri yeniden bulmak, hata ve kusurlarımızı tashih etmek için müstesna bir nimettir.

Ayrıca Ramazan-ı Şerif, ömür takvimi üzerinde tefekkür vesilesidir. Geçen Ramazan ayında aramızda bulunan niceleri, bu Ramazan aramızda değiller. Geçen Ramazan, onların son Ramazanları idi. Bizim de kaç Ramazan’a ulaşabileceğimiz meçhul. Dolayısıyla bu Ramazan-ı Şerif’i son Ramazanımız olabileceği idraki içinde, büyük bir teyakkuzla değerlendirmeliyiz.

Rabbimiz, Ramazan-ı Şerif ruhaniyeti içinde bir ömür yaşayıp ebedî bayrama erişebilmeyi, hepimize lutfu keremiyle ihsan eylesin.

Amin! Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz Muhterem Hocam. Selam ve dua ile…

Yusuf Çınar