Hürriyetini Göğsünde Taşı!Öne ÇıkanlarSalih Eğridere

Hürriyetini Göğsünde Taşı

847Okunma

İnsanoğlunun asıl düşmanı şeytandır. Tartışmasız bir hakikattir ki cennetteyken babamız Adem (as) ile uğraşmış, neticede onun gurbet diyarı dünyaya indirilmesine sebep olmuştur. İblis diye de bildiğimiz bu isyankar mahluk, Rabbimizin izniyle insanın karşısına çıkmış ve onu azdıracağına dair yemin etmiştir. Bunun karşılığında Allah, iblisi serbest bırakmış ve ihlaslı kullarına hiçbir şey yapamayacağını, hem bize hem ona ilan etmiştir. Böylece iman dolu yüreklerin sahipleri, şeytan için daha büyük bir hedef haline gelmiştir.

Fitnenin Başı İblistir

İlk insandan kıyamete kadar var olmuş/olacak ne kadar düşman gücü varsa, bilinçli/bilinçsiz, bunların tamamının akıl hocası iblistir. İman etmeyenleri kendi tarafına alarak Allah’a secde etmeyi kabul eden her kesime karşı savaş ilan eden melun, şeytanın ta kendisidir. Yeryüzünde fitne ve bozgunculuk isteyen kitleleri peşinden sürükleyen adi yaratık da yine odur. Görünmeden bizi görerek içimizde dolaşan gerçek işgal gücü, şüphesiz o lanetli, kovulmuş, taşlanmış şeytandır.

Şu kadar ki iblis, savaşını taşeronlarına yaptırmaktadır. Onu benimseyen devlet, ülke, insan, teknoloji, felsefe, akım, ideoloji, örgüt, sistem, melodi, moda ve benzeri her yolla harbini sürdürmektedir. Böyle olması onun için daha masrafsız olmaktadır. Ayrıca hedef şaşırtarak kendisini unutturup başka isimlerin gündemde düşman olarak kalmasını sağlamaktadır. Mesela; Firavun’un ve Nemrut’un küfrün simgesi olduğunu akıldan çıkartır, onları tarihte kalmış şahıslar haline getirir. Halbuki onların da bugünkü Firavunların ve Nemrutların da hocası şeytandır.

Savaşın İki Türü

İblisin başını çektiği düşman ordusu, genelde insanlığa, özelde müminlere iki türlü saldırır. Ya askeri güç; tank, tüfek, top ve uçaklarıyla toprakları işgal eder ya da buna cesaret edemezse; fikir, kalem ve sistem savaşıyla beyinleri ele geçirmek ister. Eğer ikinciyi gerçekleştirirse birinciyi de yapmış olur. Zira saldırının amacı, insanın değişimi, nefislerin azgınlaşması, Allah’tan koparılmasıdır. Bunu başarmak için önce vatan işgalini denerler. Beceremezlerse, zehir yüklü ithal düşüncelerini süslü tabaklara koyup gerek yönetim mekanizmasıyla gerekse sosyal mecralar vasıtasıyla sunmaya kalkarlar.

Zihin İşgali mi Toprak İşgali mi?

Zihinlerin işgali, kesinlikle toprak işgalinden tehlikelidir. Kalbinde hastalık olan, inanç sistemi arızalı, fikri bile olmadığı için ithal fikirlerle beslenen toplumların, ele geçirilmesine gerek yoktur. Zaten esir olmuştur onlar. “Zulümle talan edilseydi ancak bu kadar olabilirdi.” denebilecek duruma gelmişlerdir.

Özgürleşmenin kuralı Allah’a iman ettiğimiz değerlerin korunmasıdır. Mekke, on üç sene toprağı olmayan özgürlerin diyarıydı. Beyinleri, inanç sistemleri cahiliyeden kurtulup tertemiz hale gelince, yüreklerinde sadece Allah’ı taşıdıkları için devletsiz haliyle bile hürriyetlerine kavuştular. O kadro, on seneyi bulmadan muzaffer bir şekilde dönüp o vatanın gerçek sahibi oldu. Zihinlerin hürleştiği yerde vatan da özgürlüğüne kavuşmuş oldu.

Asıl Hedef İmanı Korumaktır

Şeytanın nihai hedefi kalpleri kontrol altına almak olduğu gibi bizim de mutlak gayemiz imanımızı muhafaza etmek, düşünce dünyamızı ona kaptırmamak olmalıdır.

Şeytanın Fitne Tohumları ve Durum Tespiti

Bugün iblisin akıl vermesi, yönlendirmesi, kışkırtması ile yapılan kirli operasyonlar, içeriden abluka ile gözle görülmez bir vaziyette olduğu için çok daha riskli bir boyuta ulaşmıştır. Beyinleri işgal eden muhtelif taarruzlar, hayat tarzımızı değiştirecek kadar güçlenmiştir. Hatta cinsiyet değişikliğine sebep olacak kadar kamusal destek de bulabilmiştir. Büyük bir kaos ortamına adım atıldığı halde bu durum gayet normal karşılanmaktadır. Daha da acısı, üçüncü bir cinsiyet teşebbüsüne sıcak bakılan, ahlak yoksunu bir toplum olma yolunda hızla geriye gidilmektedir.

Bir yandan Allah’ı sorgulayan felsefe akımları, ideoloji zımbırtıları, yazar/akademisyen adıyla meşhur olma derdi olanların ithal ettikleri şeytan fısıltıları ve dünyayı kendisi için yaratılmış zannedenlerin ırkçı söylemleri, öte yandan ruh gıdası diye yutturulan maksatsız müzik/şarkılarla, faydasız eğlence ve oyunlarla imanlı nesillerin gönüllerine hücum edilmektedir.  Bazılarının bu yapılanları normal görmesi hatta bahsi geçen eylemlere çanak tutmasıyla da şeytanın başlattığı tecavüz hamlesi, neredeyse kültür ve sanat adı altında makul bir medeniyet yatırımı olarak adlandırılmaya doğru götürülmektedir.

Söyleyeceklerimiz ve Yapacaklarımız var!

Bütün bunlar karşısında söyleyecek sözümüz olduğu gibi yapacağımız işler de vardır. Her şeyden önce Kuran’ımızı ve sünnetimizi tartışmasız, tereddütsüz ve mazeretsiz tam bir imanla kabul ederiz. İkisini de tarihî vesikalar değil, evrensel nizam yasalarımızın kaynağı görürüz.

Yabancı sistemlerden süt emmemiş, bu ümmetin alimlerini ve davet ehli büyüklerini peşinden gidilecek, sözü dinlenecek insanlar biliriz. Dinimizin, bize dünya işlerinde dahi yeterli birikimi oluşturacak yolu göstereceğine iman ederiz.

Hem okuyup hem de dinleyeceğimiz bir düzen kurarız. Her yeni fitne akımını okumak ve dinlemek zorunda olmadığımızı biliriz. “Ne diyor acaba?” diye bakmayı bile seviyemize uygun görmeyiz. Babamız Adem (as)’in ‘‘Bakayım bu İblis ne diyor?’’ deyişiyle cennetten çıkarıldığını iyi biliriz. “Düşmanın ne dediğini bilmeden ona karşı koyamayız.” vesvesesine de aldanmayız. “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81) ayetine iman ederiz.

Hakkı ortaya koyarız, batılın yok oluşunu Allah’a havale ederiz. Bu bize her yeni şeytan vızıltısına cevap vermeye gerek olmadığını anlatmaya yeter.

Sohbet meclislerini ihmal etmeyiz. Referansı Kuran ve sünnet olan ilim ve davet ehlinden istifade ederiz. Kavgaya ve fitneye çeken konularla meşgul olmayız. Bizi kişi, toplum ve ümmet bazında Allah’a kul olma hürriyetine götüren düzeyde okuma ve dinleme yaparız. Oturumlarımızı, buluşmalarımızı, tahlillerimizi bu minvalde düzenleriz.

Son Üç Cümlemiz

Biz, kalbimiz ile Allah’a tam bağımlı bir bünyenin sahibi olursak, hürriyetimizi göğsümüzde taşırız. O zaman toprakların olmadığı yerlerde özgür, devletlerin kurulmadığı coğrafyalarda devlet oluruz. İman sisteminin alabora olduğu yer vatanımız bile olsa, orada esir oluruz.

Salih Eğridere