Erol ErdoğanHürriyetini Göğsünde Taşı!Öne Çıkanlar

Her Cephede ve Her Zeminde Hürriyet!

831Okunma

Hürriyet, herkes ve her şeyle ilgilidir. İnsanın hürriyeti denilince; fikir, inanç, seyahat, üretim ve yaşam konusunda bir vesayet veya bağımlılık altında olmamasını, iradesine göre serbest hareket edebilmesini anlarız. Düşünce hürriyetini, kısıtlama olmaksızın düşüncelerin açıklanabilmesi ile bilgi edinme ve yayma yollarının açık olması olarak tanımlarız. Din hürriyeti, dini yaşamayı; seyahat hürriyeti, kısıtlama olmaksızın seyahat edebilmeyi; örgütlenme hürriyeti, düşüncelerini yaymak ve yaşamak için yapılar oluşturabilmeyi ifade eder.

Hürriyet meselesi, dinlerin, ideolojilerin, felsefelerin, ilimlerin temel konularındandır. İnsanlar ve devletlerin, hürriyet ve bağımsızlık sınırlarını, resmi  yönüyle ulusal ve uluslararası yasalar çizer. Ancak, bir de güçlünün yazılı ve yazısız yasaları vardır ki, bazen görünüş ile gerçek farklı olabilir.

İslam’da Hürriyet

İslam’da insanın hürriyeti konusunu yeterince anlamak için irade, amel, kaza ve kader, haram, helal gibi bazı kavramların anlaşılması gerekir. İslam dini, insan ve toplumların hürriyetini sağlamak için beş hususu önemsemiştir. Bu beş şey şunlardır: Nefsin (canın) korunması, aklın korunması, din ve inancın korunması, neslin ve nesebin korunması, mal ve mülkün korunması.

İslam dininde insanın hürriyeti, özgürlüğü, bağımsızlığı denilince, genel olarak şöyle bir izah yapılır. İnsan mutlak anlamda yaratıcısına bağlıdır, ondan bağımsız değildir. Rabbine bağlılığı, kişiyi onun dışındaki her şeye karşı özgür yapar. İnsanın insanlarla ve diğer her şeyle ilişkisi hak, hukuk, adalet çerçevesinde sürer, sürmelidir. Hak, hukuk, adalet varsa insanın bağımlılığı, köleliği, sömürülmesi olamaz, böyle şartlarda insan bağımsızdır.

Her dönem milletler ve devletlerin hürriyetlerini sağlayan dinamikler ve bu dinamiklerin önem sırası değişmiştir. Sözgelimi, devletlerin kimi zaman savaşma gücü, kimi zaman nüfusu, kimi zaman savaş silahları, kimi zaman ekonomik gelişmişliği hürriyeti sağlayan temel unsurlar olmuştur. Geleneksel anlayışa göre bir milletin hür ve o milletin devletinin bağımsız olmasının sembolleri olarak şunlar sayılır: Bayrak, milli marş, müstakil para birimi, anayasa, komşuları ve dünyaca kabul edilen devlet sınırları, dili ve alfabesi, kendi yöneticilerini seçebilmesi… Bugün için bu hususlar yine geçerli olmakla birlikte, bunların ne mahiyette, ne güçte olduğu önemlidir.

Türkiye bağımsız bir ülkedir, insanları da hürdür. Türkiye’nin bir bayrağı ve İstiklal Marşı vardır. Devletimizin sınırları bellidir. Dili Türkçe, başkenti Ankara’dır, para birimi liradır. Ordusu vardır, askeri vardır. Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçimlerle işbaşına getirir. Türkiye, komşularının varlığını ve sınırlarını kabul ettiği bir ülkedir.

Bunun yanı sıra BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlara üyedir ve onlar nezdinde meşru bir devlettir. Türkiye, hürriyetini ve meşruiyetini hem Osmanlı’nın mirasçısı olmak üzerinden sağlamıştır, hem de yüzyılın başında ortaya koyduğu milli mücadele ve kurtuluş savaşlarıyla. Ayrıca, taraf olduğu sözleşmeler, antlaşmalar ve anlaşmalarda varlığını, hürriyetini, haklarını teyit etmiş ve garanti altına almıştır. Türkiye vatandaşları, devletlerinin bağımsızlığı ve kendilerinin sahip olduğu hürriyet ile hem kendi vatanlarında yaşama, barınma, seyahat etme, çalışma, örgütlenme, mal mülk edinme, düşüncelerini yaşama ve yayma haklarını kullanırlar hem de yasalar çerçevesinde dünyanın her yerine seyahat edebilirler.

Bunları saydıktan sonra gönül rahatlığıyla, “Halimize şükür, daha ne isteyelim ki, şu andaki bağımsızlık, özgürlük ve hürriyet halimiz bize yeter” diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Ülkelerin bağımsızlık hali, bisiklet sürmeye benzer; bisiklet kullanan kişi pedal çevirmeyi bırakırsa bisiklet durur veya sürücü düşer. Devletler cemiyeti, kurtlar sofrası gibidir, o sofrada yara alanın dostları azalır, düşmanları artar.

Dünya tarihinin bir yönüyle savaş ve sömürgecilik tarihi olduğu göz önüne alınırsa, ülkeler ve milletler için, hürriyet mücadelesinin durmaksızın sürdürülmesi gereken bir mücadele olduğu ortaya çıkacaktır. Mesela, 15 Temmuz’u düşünelim. FETÖ’nün darbe girişimi başarılı olsaydı Türkiye, ya Libya, Suriye, Mısır benzeri bir kaosa sürüklenecekti ya da temel hakları askıya alacak bir darbe cuntasının hakimiyetine girecekti. Her ikisi de kötü.

Süregelen terörden de örnek verelim. Türkiye ve milletimiz, yirmi-otuz yıldır kendisine yönelen terör faaliyetlerine karşı zaaf gösterirse, gerçek bir bağımsızlıktan söz edebilir mi? Hayır, çünkü terör karşısında zafiyet göstermek, bir süre sonra güçlü devletlerin müdahalesine açık olmak demektir.

O zaman önemli sorumuza gelelim. Türkiye,  sahip olduğu bağımsızlığını nasıl sürdürülebilir hale getirebilir, devletin bağımsızlığı ile vatandaşlarının hürriyetini daha nitelikli hale nasıl dönüştürebilir, daha üst seviyelere nasıl yükseltebilir?

Birlik, beraberlik, diğergamlık, dayanışma: Bir ülke ve milletin bağımsızlık ve hürriyeti için ilk şart milletin birbirine sahip çıkması, birlik içinde olmasıdır. Bunun için toplumda sevgi, saygı, adalet, güven, şeffaflık, komşuluk, yardımlaşma, paylaşma, dayanışma duygularının korunması, geliştirilmesi, bunların bir kültür ve ahlak olarak sürdürülmesi gerekir.

Kültür ve eğitimde özgünlük: Milletlerin bağımsızlığını sağlayan önemli dinamiklerin başında kültür, sanat, eğitim gelir. Milletler, içine kapanmadan ve küresele teslim olmadan, tarihi birikimlerini her dönemde yeniden üreterek, değerlerini evrensel hale getirerek ve özgün yeni örneklikler oluşturarak hürriyetlerini güçlendirmeliler. Bu alandaki çabalar, aynı zamanda bireyin güçlenmesini sağlayacaktır.

Ekonomi ve üretimde güçlü olmak: Toplumların ve devletlerin hürriyet ve bağımsızlık mücadelelerinde, ekonomik bağımsızlık temel şarttır. Bunun için ekonomiyi ilgilendiren, tarımdan sanayiye, teknolojiden eğitime, kentleşmeden turizme tüm alanlarda hem üretici olunmalı, hem markalaşmalar sağlanmalı, hem pazarlar geliştirilmeli, hem yüksek rekabet sağlanmalıdır.

Teknolojide üretici durumuna geçmek: Her yüzyılda değişimin farklı araçları vardır. Günümüzde değişimin önemli araçlarından biri teknolojidir. Teknolojik gelişmeler, her alanı etkileme gücüne sahiptir. Teknolojinin değiştirme gücüne, teknolojiyi geliştirenler, yazılımları yapanlar, yeni ürünleri tasarlayanlar ve yeni icatları ortaya koyanlar sahip olacaktır. Türkiye’nin teknolojiyi yaygın ve iyi kullananlar liginden teknolojiyi üreten ülkeler ligine çıkması, bölgesel güç olması ve bağımsızlığını sağlamlaştırması için şarttır.

Coğrafya şuuru: Aynı coğrafyada olan ülkeler ve milletlerin kaderi birbirini etkiler. Bir ülkenin karşılaştığı olumsuzluk komşularını da etkiler. Onun için bir milletin tek başına hürriyet ve bağımsızlık mücadelesi bazen yetmez. Bunun çözümü coğrafya şuurudur. Coğrafya şuuru, o coğrafyaya yönelen emperyalist devlet ve kuruluşlara karşı mücadelede milletleri güçlü hale getirir.

Güçlü liderlik, güçlü siyaset: Siyaset; insanları, toplulukları, devletleri yönetme aracıdır. Siyaset, liderlerle marifetini gösterir. Aileden şehre, şehirden devlete kadar işlerin düzgün yürümesi için güçlü yönetimler gerekir. Söz konusu devlet ve milletin hürriyeti olunca güçlü liderlik, güçlü siyaset, güçlü diplomasi daha da önemli hale gelmektedir.

Bağımsızlıkları azaltan kuruluşlara karşı tedbir: Uluslararası kuruluşların bazıları,  egemen devletlerin modern sömürge araçları gibi zaman zaman rol üstlenebilirler. NATO, BM ve IMF gibi kuruluşlar, üye ülkelere destek amacıyla kurulmuş olsa da, çoğunlukla dünyanın çok güçlü az sayıdaki ülkesinin etkisiyle diğer ülkeleri baskı altına aldıkları görülmüştür. Bu yapıların, ülke bağımsızlıklarını azaltan uygulamalarına karşı tedbirli olunmalı, mekanizmalar geliştirilmelidir.

Erol Erdoğan