Alem Sanal Ahlaksızlık GerçekErol Erdoğan

Dijital Mecralarda İnsan Halleri

860Okunma

Facebook arkadaşlıklarının çocuklar için ciddi tehlikeler içerdiğini göstermek amacıyla ABD’de çekilmiş Coby Persin videosu çoktandır internette dolaşıyor. Bir yetişkin (Coby Persin), sahte hesaplar açarak 12-14 yaş arasındaki kızlara arkadaşlık iletisi gönderiyor. Sahte kimliği ile deneyi yürüten Persin, arkadaşlık listesine eklediği kızları bir süre sonra buluşmaya ikna ediyor. Kızlar, ailelerinden habersizce buluşmayı kabul ediyorlar.

Coby Persin, bu aşamada aileleri deneye dahil ederek kızlarının davranışlarına dair tahminlerini alıyor. Aileler, kızlarının buluşmaya gelmeyeceklerini söylüyorlar. Öyle olmuyor, genç kızlar, ailelerini atlatarak buluşma yerlerine geliyorlar. Buluşmaların bir kısmı akşam karanlığında oluyor. Hatta on iki yaşındaki Julianna, buluşmayı, babasının uyumasından sonrası için planlıyor. Buluşmaların bazısı park gibi açık alanlarda, bazısı davet eden erkeğin aracında oluyor. Tabii aileler de aracın içinde. Karşılaşma sonrasını tahmin edebilirsiniz.
Dijital iletişim mecralarının çocuk istismarının yanı sıra yetişkinler için de olumsuz sonuçlar doğurduğuna dair gözlemler ve raporlar var. Bu bahiste yoğunlaşan şikayetleri listelersek karşımıza şu maddeler çıkar: Eşler arasında güvensizlik oluşturuyor, evlilik dışı ilişkileri arttırıyor, boşanmaları tetikliyor. Aile içi iletişimi azaltıyor. Bağımlılık oluşturuyor; yokluğu stres yapıyor ve mutsuzluğa sebep oluyor.
Kötü niyetli kişiler fake (sahte) hesaplar açarak kötülüklerini özgürce yapabiliyorlar. Normal hayattan daha çok küfürlü, hakaretli ve yalan içerikli konuşmalar yapılıyor. Uydurma haberler, yalan veriler, montaj video ve fotoğraflar paylaşılıyor. Şifreler kırılarak hesaplar ele geçiriliyor. Başkasına ait fotoğraflar ve isimler kullanılarak sahte hesaplar açılıyor. Birçok insan kendisine ait olmayan şeyleri kendisininmiş gibi paylaşıyor. Bazı insanlar kendilerini olduğundan farklı (iyi veya kötü) tanıtıyorlar. Virüs içeren postalar ve yazılımlar gönderiliyor. Kişiler, gruplar hatta ülkeler hakkında algılar oluşturuluyor, linçe varacak kadar organizasyonlar yapılıyor. Listeyi siz uzatabilirsiniz.

İlk Adım: Tanıma İtiraz

“Sosyal medya” ve “sanal medya” tanımlamalarına itirazım var. Önce bu itirazlarımı dile getirmek istiyorum, tanımlama önemlidir çünkü. İtirazlarımı ekranlarda ilk defa, İbrahim Yörük’ün “Sosyal Akıl” programında 14 Mart 2015’te seslendirdim. Bir kişinin Facebook ve Twitter gibi mecralarda; sokakta, kahvede, pazarda, cami avlusunda veya işyerindekinden farklı olarak gizemli, küfürlü, çatışmacı, kavgacı, ötekileştirici, iftiracı, yalancı bir kimlik ve tavır sergilemesinin altında birden fazla sebep var,  bunların başında bu mecralara atfedilen fonksiyon, yüklenilen değer ve yanlış adlandırmanın olduğunu düşünüyorum.
Gazete ve dergileri, baskı işleminden geçtiği için yazılı-basılı medya; televizyonu, gözümüze hitap ettiği ve görselliği kullandığı için görsel medya; radyoyu, kulağımızı hedef aldığı için işitsel medya olarak tanımlıyoruz. Facebook, Instagram ve Twitter’ın da dahil olduğu mecra, yaygın biçimde “sosyal medya” olarak adlandırılıyor. Zaten, internet ülkemize girdiğinden beri “sanal” olarak tavsif ediliyor.
Sanal ve sosyal dediğimizde, bir değer yüklüyoruz, farklı bir fonksiyonlama yapıyoruz ve özel bir algı oluşturuyoruz. Önceden medyayı, yazılı, görsel, işitsel gibi minimum üçlü bir tasnife tabi tutarken, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte medya tasnifi ikili sisteme dönüştürüldü: Bir tarafta, bazen “yeni” ve “sanal” kelimeleriyle de tanımlanan sosyal medya, diğer tarafta ise geleneksel medya.
Sosyal medya denildiği andan itibaren Facebook, Twitter, Instagram, Youtube gibi araçlara sosyallik atfediliyor. “Yeni” denilerek bir değer daha ekleniyor, “sanal” denilerek de gerçeklikten koparılıyor. Bunların dışındakiler ise eski, geleneksel, konvansiyonel gibi kelimelerle değersizleştiriliyor, küçümseniyor, ötekileştiriliyor.
Ad vermek böyle durumlarda basit bir isimlendirme olmaktan çıkar; değer atfetme, fonksiyon yükleme ve algı inşası içerir. Bu aynı zamanda teşviki içine alan bir tanımlama biçimi. Gizem, yenilik ve sosyallik atfedilerek övülen bir şeyin zararlarına dikkat çekmek zorlaşır. Onun için Facebook, Twitter, Instagram, Youtube mecralarla ilgili yapılan uyarılar istenilen etkiyi oluşturmuyor.

Sanallık: Gerçeklikten uzak, sorumluluktan muaf!

Facebook, Twitter, Instagram, Youtube gibi mecralara “sanallık” atfetmek ise başka bir problemin kapısını aralıyor. Sanallık bu mecraların “serbest bölge” olarak algılanmasını doğuruyor. Kuralsız, denetimsiz, günahsız, sınırsız bir alan hissi, insanı gerçeklikten koparıyor. Gerçeklikten kopan insan, yukarıda saydığımız suç ve günahları çekinmeden işliyor. Mecranın sahte büyüsüne ve sanallık hissine kapılan insan, vicdanın-hukukun denetiminden ve Kiramen Katibin’in gözetiminden muaf bir dünyadaymış gibi davranmaya başlıyor.
Mecraya uygun bir dil, kültür ve duruş geliştirmek yerine sahteciliği esas alan bir tarz oluşturuyor. İnternetten çıktığı an, orada yaptığı her şeyin orada kalacağını, hatta sanal olduğu için orada bile kalmayıp yok sayılacağını düşünüyor.
Bu mecraları, karakterine göre “dijital medya”, sahipliğine göre “kişisel medya” veya “bireysel medya” şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tanımlamalar, söz konusu araçlara artı herhangi bir değer-değersizlik yüklememektedir. İnternetin kendisinin ve oradaki tüm mecraların sanal olmadığını kavramak zorundayız; bu dünyadaki her şey dünyevî gerçekliğimizin parçalarıdır, hepsi bizimdir. Her alan, her mekan, her mecra insan vicdanının, öz denetimin, hukukun, yaratıcının ilgi alanındadır ve ahlakın dışında değildir.
İnternet, insanın güzel icatlarındandır. Bu icadı, sanal ve sosyal tanımlarla baş edemeyeceğimiz bir heyulaya dönüştürerek hata ettik. Sosyal medyanın tamirine buradan başlamalıyız. İnternetin “sanal” olmadığında anlaşır ve ona göre bir kültür oluşturabilirsek belki sosyalliğine de imkan oluşur. Bu haliyle sosyal değil çünkü.

İnternete vakit ayırmada bize özgü nedenler

Gençlerin yarısının WhatsApp, Instagram, Twitter ve diğer sosyal medya iletişim araçlarına ülkemiz insanının çok fazla vakit ayırıyor olmasında, dünya genelindeki gerekçelerden farklı olarak Türkiye’ye özel durum sayılabilecek şu nedenleri görüyorum.
17-25 Aralık, Gezi protestoları ve 15 Temmuz darbe girişimi dijital medya kullanımını arttırdı. Çünkü son dönemdeki toplumsal hareketliliklerin çoğu dijital mecralar üzerinden organize edildi. Kriz ve eylem anlarındaki zorunlu kullanımlar, sonraki süreçte alışkanlığa dönüştü. Fatih Projesi çerçevesinde dağıtılan tabletler, internette geçirilen vakitleri arttırdı, dolayısıyla dijital mecralara da bu vesileyle ilgi arttı. Muhafazakar yaklaşımların aksine, dijital alandaki rahatlık, gençlerin kendini ifade etmesini kolaylaştırdı. Bir de genel durumu yazmak gerekir; teknolojiyi üretmeyip kullananlar, üretenlere nazaran daha fazla hayranlık ve bağımlılık gösteriyor. Bu hal birçok yanlışın da gerekçesini oluşturuyor.

Ne yapmalıyız?

Konuyu “sosyal medya ahlakı” veya “sosyal medya fıkhı” gibi dar alana sıkıştırmadan, mecranın karakterini, kültürünü, teknolojisini, hitap ettiği sosyoloji ve psikolojiyi içine alacak şekilde daha bütüncül bir bakış açısı ile konuya bakmalıyız. Ancak bu şekilde dijitalde hukuk ve ahlak mümkün olabilir.
Dijital bağımlılığı ve dijitaldeki sorunları sadece gençlerle ilgili düşünmek temel hatalarımızdan biri, bundan kurtulmalıyız, toplumun genelini etkileyen dijital bir dönüşüm var.
Kategorik şekilde dijital mecra düşmanlığı yapılmamalı, bilgili ve bilinçli kullanım kazandırılmalı. Gençlere “Bırak interneti, ders çalış!” gibi sözlerle, internetin karşısına ders, kitap, okul-cami, sohbet gibi değerler konulmadan, bağımlılığı azaltacak ve vaktin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak imkanlar oluşturulmalı, alternatiflere yönlendirmede doğal ve dolaylı yollar tercih edilmeli.
Günümüz insanı ve gençliğinin temel problemi yalnızlıktır, yalnızlığı gidermeliyiz. Aile üyeleri birbirleriyle, tanıdıklarıyla, akrabalarıyla ve çocukları ile paylaşım, dayanışma, sohbet içerikli vakitler geçirmelidir.
Çocuklar ve gençler, sosyal-kültürel süreçlerin dinamik üyesi olmalı, onları edilgen yapacak davranış ve organizasyon türlerinden uzak durmalıyız.
İnternet ve dijital mecranın; eğitim, sanat, kültür, akademik kullanımı artırılmalı, bu yöntemler uygulamalı olarak gösterilmeli.