Erol Erdoğan

İnançsızlığa Dört Şifa

1.55BinOkunma

Bir düşünceye sağlam biçimde güvenme ve itimat etme, o düşüncenin doğruluğunu tereddütsüz kabullenme haline “inanma” veya “inanç” denir. İnanç, anlık bir kabul veya geçici bir duygu olmaktan öte aidiyet ve bağlanma oluşturan bir haldir. İnanmak, dinle ilgili olduğu zaman, iman, itikat, akide gibi başka kavramlar da akla gelir. “İnançsızlık” genel itibarıyla inanmama anlamına gelmekle birlikte çoğunlukla dini bakımdan “inanmama hali” için kullanılır. Bu durumda inançsızlık, bir dine gönülden bağlanmama, bir dini kabul etmeme, bir dinin temel esaslarına iman etmeme, bir tanrının varlığını kabul etmeme olarak açıklanabilir.

İnançlar ve ilimler

İnsan ve tanrı arasındaki ilişki, insanın kendisiyle ve varlık sorunuyla doğrudan ilgilidir. İnsanın kendini ve evreni tanıma çabası her alanda, her zamanda, her mecrada kendini ortaya koymuştur. Onun için inanma ve inanmama hallerine birçok bilim dalı ilgi duymuş, bu ilgi, müstakil ilim dallarının doğuşuna da kaynaklık etmiştir. İnanmayanlar veya bir dine mensup olanlar, tercihlerini anlamlandırma ve anlatma çabasına girmiştir. Bu meyanda İslam tarihinde inanma halini destekleme ve inanmama ile mücadelede öne çıkan üç ilim dalını görürüz: Ayetler ve hadislerde yer alan imanla ilgili hususlarla ilgilenir, bunları tartışmacı bir yöntem kullanmadan açıklar. Akaid ilminin temel muhatabı iman etmiş kişilerdir.

Kelam ilmi, Allah’ın zatı ve sıfatları ile peygamberliğe ilişkin hususlar başta olmak üzere imanla ilgili her şeyi kendisine konu edinmiştir. İmana dair bahisleri işlerken açıklayıcı, delillendirici, ispat edici, şüpheleri giderici, eleştirileri cevaplandırıcı, töhmetleri izale edici (giderici) bir üslup izler. Bu sebeple Kelam ilmi; tartışmacı, münazaracı, cedelcidir. İslam Felsefesi ise Kelam ilminin konuları ile birlikte yaratılış, varlık, akıl, bilinç, yaşam, gerçek gibi genel felsefenin konularını İslam bakış açısıyla işleyen bir disiplindir. Onun yöntemleri ise hem Akaid hem Kelam ilimlerinden farklıdır, sürekli soru sorar, soruları çoğaltır, düşünceyi ilerletmeye çalışır.

İnanma ve inanmama çeşitliliği

İnanç ve inançsızlık çeşitlidir. İnanç halleri çeşitli olduğu için, İslam literatüründe iman hallerinin farklılıklarına işaret etmek için müslim, mümin, muttaki, muvahhit gibi birden çok kelime kullanılır. Bunlara sadık, muhlis, muhsin, sûfi-mutasavvıf, zahit gibi kelimeleri de ekleyebiliriz. Kadim metinlerde inançsızlık çeşitlerini göstermek için de müşrik, münafık, kafir, mürtet gibi temel kavramların kullanıldığını biliyoruz. Günümüzde, dini anlama ve yaşama ile dine mesafeli durma veya reddetme biçimleri, çeşitlilik arz ederek çoklu biçimde kendini gösterdiği için, sadece inançlı -inançsız veya mümin- kafir gibi, iki zıt durumu ifade eden kavramlar, inanma ve inanmama durumlarını anlamamız için yetersiz kalmaktadır. Kaldı ki, inanma ve inanmama hali, sadece dini bilimlerin değil felsefe başta olmak üzere çok sayıda disiplinin ilgi alanındadır. Bundan dolayı, insanın tanrı (ilah) ile olan durumunu tanımlamaya dönük onlarca farklı kavram oluşmuştur. Son yıllarda dini anlayış ve yaşamda ülkemizde heterojenleşmenin artmasına paralel olarak; ateizm, deizm, nihilizm, agnostisizm gibi kelimeleri sık duyar olduk. Bunlar, eskiden daha çok ilgililerin kullandıkları kelimelerken günümüzde yaygın biçimde kullanılmaktadır.

İnanma ve inanmamaveya tanrının, yaratıcının varlığını kabul etme ve etmeme hallerindeki çeşitliliğin ne denli çok olduğunu anlamak için, ilgili kavramların listesini yayımlamak fikir verebilir. Sık kullanılanları alfabetik olarak yazacağım. Agnostisizm, Apateizm, Ateizm, Deizm, Disteizm, Düalizm, Henoteizm, Materyalizm, Monizm, Monoteizm, Panenteizm, Panteizm, Politeizm, Teizm, Transteizm. Modern dönemler, inanma ve inanmama çeşitliliğini artırmaya devam ediyor.

İnançsızlık hallerine vakıf olmak

Temelde inanan ve inanmayan (mümin ve kafir) gibi iki tasnif yapmak mümkünse de, hem inanma hem inanmama hallerinin çeşitliliğine ve nüanslara vakıf olmak, çağı ve o çağdaki değişimi anlamak ve geleceğe dair sağlıklı öngörülerde bulunmak için gereklidir. Bu vukufiyet aynı zamanda, dinin anlatılması, iyiliğin artırılması, kötülüğün azaltılması, ahlakın korunması ve geliştirilmesi, dini ve kültürel birikimin kuşaklararası aktarımı ve yeniden üretimi için faydalı ve şarttır. Ülkemizde son birkaç yıldır, dini anlayıştaki olumsuz çeşitlenmenin çoğunlukla “deistlik” kelimesi ile tanımlanması, inanma dışındaki tüm yaklaşımların tek bir kategoride tasnifi anlamına gelir ki, anlama ve çözüm bulma yönü zayıf bir yaklaşımdır. İnanma ve inanmama hallerinin çeşitliliğine her yönüyle ciddi nüfuz edebilmek için çoklu anlama yolları gerekir. Bunu ilmî disiplinler bakımından söylemek gerekirse; Kelam, Dinler Tarihi, Mezhepler Tarihi, Tefsir, Hadis gibi İlahiyat bilimlerinin yanı sıra Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji, Antropoloji, Tarih, Filoloji gibi disiplinlerden de faydalanmak gerekir. Günümüzde çoklu anlama yolunun yeniden denenmesi, aynı zamanda Akaid, Kelam ve İslam Felsefesi’nin sahih çizgide yeniden üretilmesi demektir. Bu yenilenme, modernizm karşısında bocalayan İslam dünyası için ciddi kazanım olacaktır. İnançsızlık hallerine toptancı yaklaşım, Kuran ayetlerinde anlatılan, Peygamber Efendimizin sözleri ve yaşamında (hadis ve sünnet) şekillenen davet ve mücadele yöntemlerinin özgünlüğüne, insaniliğine ve çeşitliliğine aykırıdır. Çünkü inanmak ve inanmamak, insanın fıtrat, bilgi, tecrübe, algı, merak gibi kendisine ait hususiyetlerin yanı sıra dini mesajın ulaşım niteliğiyle de doğrudan ilgilidir, bundan dolayı çeşitlilik gösterir.

İnançsızlığı azaltmak, inanmışlığı artırmak

İnançsızlığı azaltmanın yolu inanmayı, imanı artırmaktır. İnanmayı artırmak için üç ameliyenin yapılması gerekir. İnsanları iyiye, hayra, hakka, adalete, doğruluğa, dine, İslam’a davet etmek. Davet edilen dine ait prensiplerin her alanda yaşanmasını sağlayarak örneklikler oluşturmak ve doğal kabullenmeyi sağlayacak iklim tesis etmek. İnançsızlık oluşturan her türlü düşünceye karşı insan aklını muhatap alan, düşünce temelli çalışmalar gerçekleştirmek. Bunları yaparken kötünün kötü olduğunu anlatmanın yanı sıra iyiliği anlatmaya daha çok zaman harcamalıyız. Yaşayarak anlatmak temel yöntemimiz olmalı, anlatma biçimlerimiz insanların kalbine dokunmalı, muhakemesine hitap etmeli, zarif olmalıdır. Bu süreçte, kendimizi hakkın, hakikatin, gerçeğin, hayrın sahibi veya yegane temsilcisi görmemeliyiz; biz hakkın, hakikatin sahibi değil tarafındayız, onu anlatmak ve yaşamakla sorumluyuz. “Öyle de olur, böyle de olur” tarzından kurtulmak ve hayır olanla şer olanı ayırt etmek için daha çok okumalıyız. Çünkü modern dönemlerde fikirler çok iç içe geçti. Benzeyenleri ayırt etmek okumak, araştırmak, tefekkür etmek ve ferasetle incelemekle olur. Hayra davet, bilgi, hikmet, inanç, zarafet gerektiren bir çabadır.

İnançsızlığa dört şifa

Yazının sonunda özetleme yapmak gerekirse inançsızlık, imansızlık, amelsizlik gibi sorunlu halleri azaltarak inanç, iman, takva, ihlas gibi olumlu halleri çoğaltmak için dört şifaya sahip olmalıyız.

İlim: Neye inandığımızı her türlü veçheleriyle ve tüm sorulara cevap verebilecek biçimde bilmek. Amel: İnandığımız, anlatacağımız ve davet edeceğimiz dini ve o dinin bildirdiklerini samimi biçimde hayatın her alanında yaşamak.

Davet: İnandığımız ve samimice yaşadığımız dini, en güzel biçimde insanlara anlatmak, dinimizle ilgili bize yöneltilen soruları cevaplandırmak, insanları usulünce imana çağırmak.

Mücadele: İnancımızla ilgili oluşan kadim ve güncel şüphelere, saldırılara, eleştirilere, iftiralara makul cevaplar vermek.İmanın yayılması ve inançsızlığın azalması için sağlam ilim, samimi amel, sahici davet, ferasetli mücadele şarttır. Dört maddenin ayrıca alt gerekleri vardır ki, her biri önemlidir, ayrıca üzerinde konuşulması gerekir.