İnançsılık HastalığıKürsüSuat KIR

Tevhide Sarıl Kurtul

692Okunma

Vahşi sömürü sistemlerini doğuran batıl ideolojiler, bir hokkabazın göz yanıltıcı manevralarıyla seyirciyi gözü açık uyutması gibi, insanlığı, yaldızlı ambalajlar içinde sundukları zehirler ile uyuşturup hakikatin önüne perdeler çekiyor. Cahiliye kafasıyla ürettikleri ziraat, kültür, sanat, medya, iktisat, eğitim ve sair alanların tümünde uyguladıkları acımasız bombardımanla insanlığın tamamını sömürmekteler. Bunun yanı sıra dünyadaki tüm Müslümanlara, bulundukları topraklarda belki de insanlık tarihinin en şiddetli zulümleri reva görülmekte. Akşam haberlerinde Müslümanlara yapılan kıyımları korkunç rakamlarla birlikte görüyor ve sadece izliyoruz. Maazallah, artık bu zulümlere karşı tepki yeteneğimizi, iman kardeşliğinden kaynaklanan çelikten reflekslerimizi kaybetmek üzereyiz. Kimi zaman umutsuzluğa düşüyor, acelecilik ediyor ve istiyoruz ki bu zulüm hemen sona ersin. İnsanlık huzura kavuşsun ve felaha erelim. Böyle vakitlerde hatırıma, Rasulul – lah (sav)’ın dönemin “süper güç – leri” olan İran ve Bizans hakkında Ashab-ı Kiram’a söyledikleri geli – yor ve umudum katlanarak artıyor. İslam Devleti’nin sınır komşusu olan bu iki devlet, o zamanların “sömürü imparatorlukları”, “süper güçleri” idiler. O günlerde İran ve Bizans, kendi halklarını, uydurmuş oldukları din ve ona bağlı kurallara göre yönlendiriyor, adeta zama – nın firavunluk görevini yerine getirerek halklarını uyutuyor ve eziyorlardı. Allah katındaki tek din olan İslam, insanı uyanık tutan bir panzehirken, günün firavunları uy – duruk dinlerle halklarını afyonla – yarak kendilerine kul edip heva ve heveslerine göre istedikleri gibi kullanıyorlardı. Tüm cepheleriyle batıl olanı dün – yaya yaymaya namzet olan bu devletler, dönemin iktisadi hege – monyasını da ellerinde bulundu – ruyorlardı. İran ve Bizans dinarı bölgede belki de tek geçerli para birimiydi. Ticaret yolları ve borsala – rı bu iki devletin elindeydi. Mekke şehir devletinin para gücü de yine bu devletlerin para piyasalarında belirleniyordu. Günümüzde ha – kim olan dolar, euro ve pound gibi para birimleri neyi ifade ediyorsa o günlerde İran ve Bizans dinarı bölge devletleri için aynı şeyi ifade ediyordu ve ekonomi masasının bütün ayaklarının uzunluğunu kendilerine göre belirleyebilecek “Firavunî” bir güce sahiptiler. Güçlerinin bu kadar çok olmasın – dan dolayı özellikle bulundukları bölgelerdeki diğer devletler üze – rinde söz hakkına sahip oluyor ve günümüzde olduğu gibi onların hayatlarının tüm şubelerini ken – di yaşantılarına ve kültürlerine göre yönlendirebiliyorlardı. Bu iki devlet arasında mütemadiyen savaşlar meydana geliyordu. Savaş – ların sebebiyse sömürü alanlarını genişleterek daha büyük sömürü imkanına kavuşmaktı. Bu amaca ulaşabilmek için insanlığa daha büyük zulümler ile darbe vurmaktaydılar. Aynı zalimlik, farklı devlet modelleri ve yalnızca kabuğu değişen sahtekarca söylemlerle günümüz dünyasında da devam etmekte.

Putları terket, tevhide sarıl

Alemlerin Efendisi (sav), risaletinin ilk zamanlarında yanındakilere şöyle sesleniyordu, “La İlahe İllallah, Muhammedun Rasulullah deyin, Bizans ve İran’ın sarayları yıkılacaktır.” Bu müjdeli peygamber sözünden ruh mecramıza akıp terennüm eden mana, kelime-i tevhide çelikten halatlarla sarılan müminlerin karşısında, küfrün yerle bir olmasının mukadder oluşudur. Bu cümlelerden şunu anlıyoruz; Allah’tan başka ilah olmadığına yani tek bir yaratan, hüküm veren ve yönlendirenin olduğuna, Hz. Muhammed (sav)’in onun rasulü olduğuna inanın ve bunu ikrar edin, Allah’a ortak koşmayın, hayatınızın her şubesinde ve anında ona göre bir hayat nizamı kurun. Tüm sömürü sistemleri gözlerinizin önünde yerle bir olacak. Tevhid dini olan İslam’a Müslümanlık kelimesinin manası olan “teslim olmak” fiili gereği teslim olun, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Tevhidin tanımı İmam Serahsi’ye göre “Kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevaya tabi olmaktan ve bidat hükmünde olan her şeyden ictinap etmekle (kaçınmakla) gerçekleşir.” Bizi kurtaracak olan yegane formül, Kuran ve sünnet ipine sımsıkı sarılmaktır. Bu tevhidî bilinci kuvvetlendirmek ve hayatın içine yerleştirmektir. Adem aleyhisselam’dan beri hak olan Din-i Mübin, insanlık alemini kurtuluş yoluna çağırırken kadim düşmanımız olan şeytan ve onun kontrolünde bulunan sapkınlar, karanlık elleriyle yonttukları “putlara” itaat ettirmeyi amaçlamaktadır. İblis bunu beceremezse eğer ikinci plan olan Allah’ın emirleri yanında bu putlara insanlar üzerinde yönlendirme yapma gücünü verip, tevhid hakikatini unutturup, tekrar tuzağına düşürüp istikametten çıkararak insanlığı karanlık kuyulara hapsetmenin peşindedir. Burada belirtilen putlar mücerret olarak taştan, tahtadan veya demirden yapılmış heykeller değildir. Sadece heykel olarak tanımlamak, muhtevayı tam manasıyla anlatmak için yeterli olmaz. Put, insanları Allah’ın dininden uzaklaştırıp sapkınların yoluna sevk eden tüm olguların ve araçların genel adıdır. O’nun (cc) kuralları harici yönlendirici olan bütün dünya görüşlerinin temsilcileri olan objelerdir. Bu dünya görüşlerinin ortaya çıkardıkları düşünceleri için aracısız olarak insanları itaat eder hale getirmek yerine, bu objeler üzerinden yönlendirmelerini yaparlar. Mekke’de bulunan müşrikler Allah’a inanan insanlardı, hatta çoğu yemin ederken “Vallahi” derlerdi. Fakat Mekke’nin yöneticileri Allah’ın emir ve yasakları yerine kendi ilke ve usulleri geçerli olsun diye bu putlar üzerinden insanları istedikleri gibi heva ve heveslerine uygun olarak yönlendirmekteydiler. Yani bir yandan Allah’a inanırken diğer tarafta putlara ibadet ediyor, hürmet gösteriyor ve itaat ediyorlardı. Aslına bakılırsa her çağda aynı süreç yaşanmakta. Bu putlar vasıtasıyla sürekli olarak insanların gözleri, kulakları ve gönülleri karartılır ve o insanlar hakikate ulaşamasın diye bombardımana tabi tutulurlar. Böylece bu beşeri ideolojiler hakka rağmen insanların gönüllerine sürekli olarak yerleştirilmeye çalışılır. Bu sayede kendi menfaatlerini ve sömürü sistemlerini ayakta tutarlar.

Günümüzün modern putçukları

İnsanı, Allah ve Resulü’ne itaat etmekten alıkoyan ne varsa irili ufaklı putçuklardır. Modernizm, feminizm, kapitalizm, komünizm, sosyalizm, maoizm, marksizm ve sair “izmler cehennemi”nin içinde insanlık hakikatini fokurdatıp yok etmeye susamış olanların örgüleştirdiği bu batıl sistemler, 20. ve 21. asrın modern putlarıdır. Tüm bu “izm”lerin çeşitli uygulamaları olarak değerlendirilebilecek, Allah’ın kanunlarına rağmen ilke ve yasa koyan ve halkı o ilke ve yasalara uyma noktasında baskılayan “insanlar” da bazı put örnekleri olarak gösterilebilirler. Tevhid; bize tek bir yaşam tarzı yani dinin var olduğunu, onun da İslam olduğunu söylüyor. (Ali İmran, 19) Meseleyi dünya görüşü ve hayat tarzı bağlamında ele aldığımızda manası şudur: “İslam sentez kabul etmez.” İslam tek ve hak olan yoldur. Sentezleme yapmak İslam terminolojisinde “şirk” olarak ifade edilmekte. Yani Allah’ın emirlerinin yanında başka unsurların emirlerinin geçerli olması. İnsanların Allah’a inanmayıp sadece başka ilahlara tapmasını putperestlik olarak tanımlarken, Allah’a inandığını söyleyip O’nun emirlerinin yanında başka unsurların, ilkelerin, inkılapların, kuralların ve söylemlerin geçerli olduğu inanış biçimi şirk olarak tanımlanmaktadır. Müslümanlık ise sadece ve sadece Allah’a iman edip ondan yardım dilemenin (Fatiha, 5) adıdır. Cahiliye toplumunun en belirgin özelliği şirkleriydi. Bu sebepten kendilerine müşrik deniliyordu. Günümüzdeki cahiliye benzeri toplumların da en belirgin özelliği hakeza şirktir. Şeytan ve onun yeryüzündeki şeytanlaşmış adamları tarafından dünyamız modern bir puthaneye dönüştürülmüştür. İnsanların çoğu Allah’ın varlığını kabul etmektedir, sorsanız inanma – yan çok azdır. Fakat Allah’a inanmalarına rağmen ilahi kanunlara karşı çıkılmakta, insanların hevalarının hakim olduğu bir hayat tarzı talep edilmektedir. Her şeye rağmen Allah’ın emir ve yasaklarına tam manasıyla uymaya gayret eden müminler Rabbimizin inayetiyle yaşamaktadır ve onların kurtuluş reçetesi bellidir: “La İlahe İllallah, Muhammedun Rasulullah deyin, Bizans ve İran’ın sarayları yıkılacaktır.” İslam, Allah (ac)’ın insanlar için belirlediği tek din, yani hayat nizamıdır. Kurtuluşumuz Allah’a ve onun Resulü’ne, ne kadar bağlı olduğumuzla doğru orantılıdır.