NasihatÖne ÇıkanlarSelim Cerrah

Fıtrata yolculuk

1.3BinOkunma

Doğan erkek çocuklarını öldüren Nemrut’tan evladını korumak isteyen annesinin mağarada büyüttüğü Hz. İbrahim, şehre döndükten sonra akranlarıyla sohbet ederken onların güneşe, aya ve yıldızlara taptıklarını görünce “Ben batanları sevmem.” demiş, fıtratında yer alan sönmeyen, batmayan hakikat olan Tevhid bilincini ortaya koymuştu. Putlara tapan kavminin batıl inancına karşı gençlik çağında başkaldırarak “Size ve Allah’ı bırakıp taptıklarınıza yazıklar olsun!” diyerek bir bayram günü puthaneye girmiş, elindeki baltayla putları yerle bir ederek yine fıtratının gereğini yapmıştı. Atıldığı ateşten kurtarıldıktan sonra ise “Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek.” diyerek Urfa’dan çıkıp Mısır diyarına hicret etmiş, Yaradan’a sığınmıştı. Fıtrat imana hazırdır. İnsan, mağarada yaşasa bile akşamları seyrettiği yıldızların ihtişamı altında kendisiyle baş başa kalınca aklı ve iradesi onu kainatı yaratan ve yaşatan bir kudretin varlığına ve birliğine götürür. Tevhid, Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eşsiz ve ortaksız “Bir” kabul etmektir. Şeytan, fıtratı tahrip ederek insanı şüphe ve inkara götürür. İman; insanı esenlik yurduna çağıran, selam, eman, adalet ve huzur bahşeden bir diriliş çağrısıdır. “Allah kullarını selam yurduna çağırıyor ve O, dilediğini (isteyip irade edeni) dosdoğru yola iletir.” (Yunus 25)

Evvel ve Ahir, Zahir ve Batın olan bir zata kulluk etmek “Göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, hayvanlar ve ağaçlarla birlikte O’na secde etmek” seherlerde kuşlar ile çağırayım Mevlam seni diyebilmek ne büyük bahtiyarlık. Varlıkların secdesine eşlik edebilenlere selam olsun.

Yanlış kapıdan doğru adam

İmanla ilgili ölçüler bize daha çok kıssalar yoluyla aktarılmıştır. Başta Peygamberlerin mücadelesi olmak üzere Ashab-ı Kehf ve Habib-i Neccâr’ın mücadelesi gibi kıssalar yoluyla aktarılmış, insana, hayata ve kâinata dikkatimiz çekilerek nasıl ve neden inanmamız gerektiğine dair ölçüler bize kıssalarla öğretilmiştir. “Resul, Rabbinden kendisine indirilen şeye iman etti, müminler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara 285) İman, bir fikir veya görüş meselesi değil, şek ve şüphenin sarsamayacağı irade, bağlılık ve teslimiyetle insanı kulluğa, itaate ve ibadete teşvik meselesidir. İman aynı zamanda bir muhit meselesidir, yanlış çevrelerde yaşayarak doğru bir inanca sahip olmak kolay değildir.

İslam insanlara refah değil ebedî felah vaat eden bir dindir. Namaz çağrısı olan ezanda haydin namaza dendikten sonra, haydin felaha denilmektedir. İnsan bazen içe kapanabiliyor, kendinden ne zamana kadar kaçabilirsin? Kendinden kaçıyorsan, kime sığınabilirsin! Yanlış kapının önünde duruyorsan doğru insanlara rast gelmen zordur. Şartların zor, aldatıcıların bol olduğu yerlerde temiz kalmak, düzgün davranmak, güzel yaşamak zordur. İman, kardeşini nefsine tercih edenlerin şiarıdır.

Türkiye güven ve eman yurdudur. Uzun bir aradan sonra gönlümüzü ve yüzümüzü mazlumlara çevirmiş olmamız bizi insanlık için yeniden umut ve sığınak haline getirdi, bu da içerde ve dışarda hedef haline getirilmemize sebep oldu. Saldırılar artsa bile sağlam durarak, sabır ve dirayetle ayakta kalmaya devam etmeliyiz. Allah’ın sadece var ve bir olduğuna inanmak yeterli olur mu? Kudretine teslim olmak, Zatına yaraşır şekilde inanmak gerektiği gibi, Kemal sıfatlara sahip ve noksanlıklardan uzak olduğuna da inanmak da gerekir. Kuran’da “Allah’a koşun!” (Zâriyât Suresi 50) buyurulmuş, iman ettim, bu yeterlidir diyemezsin. Esma’ül Hüsna ile kâinata tecelli eden, rahmetini yayarak mevcüdata merhamet eden Allah, bizden iman ve teslimiyet bekliyor, bunun yolunu elçileriyle bize öğretmiştir. O, hiçbir şey kendisine saklı kalmayan, istediği her şeyi yapma kudretine sahip olan Azîz ve Hakimdir. Allah’ın Kitap ve Peygamber göndermesi, bize olan merhametinin işareti, rahmetinin tecellisidir. İnsana değer vererek onu muhatap almış, kainatın hizmetkarı ve hakimi kılmış, ona yapılması gereken işleri gösterip öğretmek için kitap ve hikmetle yüklü elçiler göndermiştir.

 İlk farz iman

“Kuran’ı defalarca okudum. 90 yerde Allah’ın rızka kefil olduğunu, sadece bir yerde şeytanın insanı fakirlikle korkuttuğunu gördüm. Ve insanın Rabbinin 90 yerdeki vaadini unutup Şeytanın sadece bir yerdeki yalanına kandığını gördüm.” (Hasan Basrî (ra)) İslam; kötü olan hiç bir şeyi emretmemiş, iyi olan hiç bir şeyi ise yasaklamamıştır… Yasaklanan az sayıda şeye karşı helal ve mübah dairesi içinde genişçe yaşama imkanı verilmiştir. Din bazı şeyleri yasaklayarak aklı, bedeni, malı, namusu ve nesli koruma gayesini gütmüştür. Ölçülere uyarak huzurla yaşamak kolaylaştırılmıştır. İslam dini, kamil/kemale ermiş, mükemmel/kemale erdirilmiş ve mükemmil/kemale erdirici bir zat olan, davası ve şahsiyetinde örnek bir peygamber vasıtasıyla gönderilmiştir. Dini doğru anlayıp düzgün yaşamak için tefekkür gereklidir. Müslüman olmak için gereken ilk farz iman, ondan önce gerekli olan ise ilimdir. İman tasdik, amel tatbik işidir. Peygamberimiz önce tatbik değil tasdik istemiştir, tatbikin gerçekleşmesi zamanla sağlanmıştır. Beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl önce Miraç gecesi farz kılınmıştır. Müslümanlar inandıktan sonra bu iklimi korumak ve geliştirmek için ibadet ederek ve nefsi temizleyerek gerekli olan vesilelere sarılırlar.

Tebliğin temeli güzel ahlak

İstikameti koruyabilmek için İslam’ın güzel ahlaklı kişiler tarafından tebliğ ve temsil edilmesi gerekir.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık deliller vardır.” (Âli imrân, 190) Hz Ömer (ra) “Kalbinizde ilk sıraya Allah’ı koymazsanız; hem Allah’ı, hem de ilk sıraya koyduklarını – zı kaybedersiniz.” buyurmuş. İman, ahlak ve salih amel varacağımız yeri güzelleşti – ren vasıtalardır. Abdülkadir Geylanî Hz. “Mümin mutlaka üç şeye dikkat etmeli; Uyulması gereken emirler. Kaçınılması gereken yasaklar. Razı olunması gereken kader.” demiştir.

Kuran’ın nüzul yönünden ilk surelerinden olan Müddessir Suresi’nde cennet ehlinin cehennem ehliyle olan konuşmalarından bahsedilen ayetlerde inkar edenlere “Sizi Sekar’a/yakıcı ateşe sokan nedir?’ diye sorulunca onlar şöyle cevap verirler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulu do – yurmuyorduk. (Batıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk. Ceza gününü de yalan sayı – yorduk. Sonunda bize ölüm geldi çattı.’ (Müddessir 42-47) buyurulmuştur. Ayetlerle, cehennemden korunmak için namaz kıl – maya, yoksulları doyurmaya, batıl ehlinden uzak durmaya dikkat etmemiz emrediliyor.

İman, Dünya ve ahiretten daha kıymetli ve değerlidir. Dünyanın huzuru imanlı olmaya, ahiret saadeti ise imanlı ölmeye bağlıdır. İlim, Amel, Zikir ve Fikir/Tefekkür imanı koruyan ve Kemale erdiren vasıta – lardır. İman sabır ve gayret ister, dünya nimetlerini göze perde etmemeyi ve kötü arzuları terk etmeyi gerektirir. “Sabah ak – şam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret. Dün – ya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.” (Kehf, 28)