Hoş Sada

Eğitimde gönül dili

698Okunma

Gönül dili denilince bundan, kişinin hem konuşma üslubundaki letafeti hem de lisan-ı hal dediğimiz vücut dili, eda, tarz, tavır ve davranışlarındaki letafeti anlaşılır. Çünkü sözler ve davranışlar insanın gönlündekinin dışa yansımalarıdır. Halk arasında söylenen; “Bal küpünden bal, sirke küpünden sirke sızar.” sözü bu hakikati ifade etmektedir. Gönül dilinin konuşma boyutu olmakla birlikte konuşmadan çok bir hal dili anlaşılır. Yani kâl (söz) ve hâl olmak üzere gönül dilinin iki boyutu bulunmaktadır.
Gönül dili insanların gönlüne hitap eden, ruhunu besleyen, ilham veren, umutları yeşerten, sevgi ve muhabbeti tesis eden müjdeleyici, ferahlatıcı, huzur veren bir dildir. Gönül dili ya da sevgi dili ifadesi Müslüman’ın üslubunu, tarzını, yaklaşımını tarif eden belki de en güzel ifadelerden birisidir.
Gönül dilini kısaca anlatmaya çalışırsak, “gönül işi” yapanların dilidir. Gönül dili Bursa kadılığını bırakarak, sokaklarda ciğer satan Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri’nin dilidir. O, makam, mevki, para, pul ve şöhret gibi dünyevi değerlere arkasını dönmüş ve gönül işine koyulmuştur. Gönül dili, talebelerinin her türlü ihtiyaçlarını karşılayan, hatta kirli çamaşırlarını evine götürüp yıkatan Gönenli Mehmet Efendilerin dilidir.
Evindeki son ekmeğini talebelerine veren Mehmet Rüştü Aşıkkutlu hocaların dilidir. İlerlemiş yaşına rağmen ilim tahsili için gelen talebeleri boş çevirmeyen Ali Haydar Efendilerin, Mehmet Emin Er hocaların dilidir. Cebindeki bütün parasını yolda karşılaştığı fakir bir öğrencisine veren Mahmut Bayram hocaların dilidir. Yolda karşılaştığı gençlerle öz evladı gibi musafaha yapan Hasan El Bennaların dilidir.

“Allah için olan işler daima önceliklidir!”

Gönül dilini yaşantısıyla en güzel anlatanlardan birisi de geçmiş yıllarda Mekke’de berberlik yapmış bir zattır. Gönül dilinin nasıl bir dil olduğunu anlayabilmemiz için belki de o berberi anlamaya çalışmamız faydalı olacaktır. Hak dostlarından birine, kendisini çokça tesir altında bırakan bir hadiseyle karşılaşıp karşılaşmadığı sorulunca, Hazret şunları anlatmış:
“Mekke-i Mükerreme’de para kesemi kaybedip muhtaç durumda kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum, fakat bir türlü gelmiyordu. Saçım sakalım da epeyce uzamıştı. Bir berbere giderek: “Param yok, Allah rızası için saçlarımı düzeltir misin?” diye sordum. Berber o esnada bir adamı tıraş ediyordu. Hemen yanındaki boş yeri gösterip; ‘Buraya otur.’ dedi ve müşterisini bekleterek beni tıraş etmeye başladı. Bekletilen müşteri itiraz edince berber: ‘Kusura bakmayınız efendim, sizi ücret mukabilinde tıraş ediyorum, lakin bu şahıs, Allah rızası için kendisini tıraş etmemi istedi. Allah için olan işler daima önceliklidir ve maddi bir karşılığı yoktur. Allah için olan işin bedelini kullar asla bilemez ve ödeyemez!’ dedi.
Tıraştan sonra berber, cebime zorla birkaç altın da sokuşturdu: ‘Acil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkanım bu kadar, kusura bakma!’ dedi. Aradan birkaç gün geçti, Basra’dan beklediğim para geldi. Berbere bir kese altın götürdüm. Berber: ‘Asla alamam! Allah için olan işin bedelini ödemeye kulların gücü yetmez. Varın gidin siz yolunuza devam edin, Allah selamet versin.’ dedi. Helalleşip ayrıldım, lakin tam kırk senedir seherlerde ona dua ediyorum.” (Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Mart 2009, Sayı: 277, s.32)

Ayetlerde gönül dili

Gönül dilinin Kuran’da birçok referansı olmakla birlikte şu ayeti bu konuda zikredebiliriz: “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Yoksa şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” (İsra, 53) Bu konuda zikredeceğimiz bir diğer ayet ise şu ayettir: “İnsanları Rabbi’nin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 125) Hadislerden referans olması bakımından da şu hadis-i şerifi zikredebiliriz: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin, kolaylaştırın zorlaştırmayın.” (Müslim) Yine bir hadiste Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kişidir.” (Buhârî, Müslim)
Referansını Kuran’dan alan “gönül dili”nin en güzel örneklerini ise kuşkusuz ki peygamberler sergilemişlerdir. Gönül dili denilince ilk olarak aklımıza Hz. Lokman (as)’ın oğluna yaptığı “Ya buneyye!” yani “Ey oğulcuğum!” hitabı aklımıza gelir. Lokman (as) oğluna çok önemli bir mesajı iletirken ona bu hitabı yapmayı tercih etmiştir: “…Ey oğulcuğum! Allah’a şirk koşma, doğrusu şirk büyük zulümdür.” (Lokman, 13)

Hz. Enes örneği

Bilhassa öğretmen ve öğrenci ilişkilerinde gönül dilinin tespit edilmesinde ve bir takım ideal ve prensiplerin ortaya konulmasında Hz. Enes’in bu hatırası dikkatle ele alınmalıdır. Rivayet şu şekildedir: Peygamber Efendimiz, çocuk yaşlardaki Enes’i bir yere göndermek ister. O da, “Vallahi gitmeyeceğim!” diyerek itiraz eder. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz susar ve bir şey söylemez. Enes ise her ne kadar karşı çıksa da sonunda çarşıya doğru yola koyulur. Yolda oynayan çocuklarla karşılaşır ve onlarla birlikte oyuna dalıp işi unutur.
Bir süre sonra Rasulullah (sav) gelir ve arkasından yaklaşarak Enes’in başından hafifçe tutar. Enes arkasına dönüp baktığında Resûl-i Ekrem Efendimiz’in yüzünün güldüğünü ve kendisine sevgiyle baktığını görür. Efendimiz (sav); “Enesçik! Hadi söylediğim yere git bakalım!” buyurur. Bunun üzerine Enes, “Peki, gidiyorum ya Rasulallah!” diyerek hiçbir şey olmamış gibi yola koyulur. (Bkz. Ebû Dâvûd, Edeb,1)

Bu hadis rivayetinden öğretmen ve öğrenci ilişkileri açısından baktığımızda şu tespitleri yapmak mümkündür.
1. Bu rivayetten Peygamberimizin henüz çocuk olan Enes (radıyallahu anh)’a görev verdiği anlaşılıyor. Demek ki çocuklarımıza veya öğrencilerimize görev vererek onların sorumluluk sahibi olmalarına katkı sağlayabiliriz. Bu aynı zamanda onlara güvendiğimizi hissettireceği için karakterlerinin olumlu olarak gelişmesine katkı sağlayacaktır. “Öğretmenim bana güveniyor.” diye düşünen bir çocuğun kendine olan özgüveni de artacaktır.
2. Enes (ra)’i Peygamberimiz bir yere göndermek istiyor fakat o çocuk olduğu için onun “gitmeyeceğim” şeklindeki cevabını Peygamberimiz hoşgörü ile karşılıyor. Buradan küçük çocuklarımızın veya öğrencilerimizin zaman zaman çocukluklarının bir gereği olarak söz dinlemeyebileceklerini, bunu mümkün olduğu kadar hoşgörü ile karşılamamız gerektiğini öğreniyoruz.
3. Enes (ra)’in her çocuk gibi oyun oynamayı sevdiği ve bunun Peygamberimiz tarafından hoş görüldüğü anlaşılıyor. Demek ki çocuklarımızın ve öğrencilerimizin oyun oynamak en doğal haklarıdır. Dolayısıyla onları çok fazla sıkmak doğru değildir.
4. Oyuna dalıp işi unutan Enes (ra)’e Efendimiz’in güler yüzle bakması ve kızmaması bizlere çocuklarımızın ve öğrencilerimizin çocukluktan kaynaklanan hatalarıyla karşılaştığımızda daha sabırlı ve hoşgörülü olmamız gerektiğini öğretiyor.
5. Peygamberimiz bu durumda “sen şöyle yaptın” tarzında suçlayıcı bir dili tercih etmiyor. Bu bize bir öğrencinin veya çocuğun yanlış davranışlarını gördüğümüzde onu suçlamanın işe yaramayacağını, bir işe yaramadığı gibi yanlış davranışın pekişmesine de yardım edebileceğini gösteriyor.
6. Peygamberimizin böyle bir durumda bile “Enescik” ifadesini kullanması, çocuklarımıza ve öğrencilerimize yaklaşırken sevgi dilinden taviz vermememiz gerektiğini öğretiyor.
7. Görevi aksatmasına rağmen Efendimiz verdiği görevden vazgeçmiyor ve “Enescik söylediğim yere git!” diyor. Bu da çocuklarımıza ve öğrencilerimize sorumluluk verdiğimizde onlar yapmadığında pes etmememiz ve doğru sonucu sabırla beklememiz gerektiğini öğretiyor.
8. Bu hadisin geneli ise öğrenci ve öğretmen ilişkilerinde sevgi dilinin ancak “sabır” duygusunun gelişmesiyle ortaya konulabileceğini öğretiyor. Çocukların dünyasını keşfedebilmek için en büyük yardımcımızın “sevgi, şefkat, ilgi” olduğu anlaşılıyor.