İsmail ÇolakTarih

Uçan kuşu nasıl saraya getireyim?

984Okunma

Sultan Vahdeddin’in yaverlerinden, Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu Ali Nuri (Oktay) Bey, “Padişahın, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya geçmeye ikna ettiğine” dikkat çekmiştir. Anılarında, Yıldız Sarayında şahit olduğu bir hadiseyi şöyle aktarmıştır: “Sultan Vahidüddin, onu Anadolu’ya geçmeye ikna etti… Mustafa Kemal Paşa’nın huzura kabul edilişinden bir iki saat sonra, Başyaver Naci Bey, yaverler odasına geldi ve haykırdı: ‘Hünkâr, Mustafa Kemal Paşa’yı ikna edebildi!’ Bu haykırış, kelimesi kelimesine kulaklarımdadır. ‘İkna’ tabiri yerindedir.”
“Uçan kuşu nasıl saraya getireyim!”
Vahdeddin’in yeğeni, Mediha Sultan’ın torunu Bahaddin Sami Efendi de bunu onaylamıştır: “Anadolu harekâtı söz konusu olduğunda padişah, Mustafa Kemal için ‘Anadolu’ya gitsin, tecrübelidir; orada müdafaayı organize eder.’ diye düşünüyordu.” Nitekim bizzat Fevzi Çakmak Paşa da Sultan’ın bu sözünü teyit etmişti. Padişahı, Mustafa Kemal adına alıştıran başkaları da vardı, ama Padişah’ın bu tercihine rağmen Mustafa Kemal: “Neden gideyim Anadolu’ya, Harbiye Nazırı olsam vatanıma daha iyi hizmet ederim.” demişti.
Daha sonraları Nişantaşı’ndaki Harbiye Konağı’nda Damat Ferid ile görüşünce ikna edilip bütün istekleri karşılanarak Anadolu’ya gönderildi. Samsun’a çıktığı zaman İngilizler Ferid Paşa’nın karşısına çıkıp, Mustafa Kemal’i geri getirmesini istediler. Damat Ferid gülerek “Uçan kuşu nasıl saraya getireyim!” cevabını verir.”
Mustafa Kemal’in sağlığında yayımlanmış (1932) ilk biyografi kitabı olan Bozkurt’un yazarı H. C. Armstrong, şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Padişah, Mustafa Kemal’i görevlendirmek istiyordu. İngiliz askeri yetkilileri buna karşı çıktılar. O, tehlikeli ve yetenekli biriydi… Ne ki, Sadrazam Damat Ferid, ona kefil olmaya hazırdı… İngilizlerin, onun hakkındaki kararı; tutuklanıp, Malta’ya mı, yoksa Padişah’ın temsilcisi olarak Anadolu’ya mı gönderileceği arasında günlerce gitti geldi. Sonunda Damat Ferid, İngilizleri ikna etti. Mustafa Kemal tutuklanacaklar listesinden çıkartıldı.”
Mustafa Kemal Paşa’nın ikna olması veya zor karar vermesinde, İstanbul’daki siyasî faaliyetlerinin ve Harbiye Nazırı olarak kabineye girme hedefinin akamete uğramasının (sonuca ulaşamamasının) büyük rolü olmuştur. İşgalcilerin ağır baskısının etkisiyle siyasî amaçlarını gerçekleştiremeyeceğini anlayınca son çare olarak; Padişah, saray, hükümet çevresi ve yakın arkadaşlarının teklifi ve iknası sonucunda Anadolu’ya geçmeye karar vermiştir.
Esas rol Padişah’ın
Mustafa Kemal’in Anadolu’ya gönderilmesinde Damat Ferid Paşa’dan ziyade esas belirleyici olan Padişah Vahdeddin’dir. Damat Ferid Paşa hadiseyle ilgili görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Padişah’ımızın, Mustafa Kemal ve diğer paşaları Anadolu’ya tayin edişine mâni olmak imkanım yoktu. Birkaç kere kendisine söyledim; fakat muknî (ikna edici) olamadım.” “İşbu tayin keyfiyeti doğrudan doğruya Şevket-meab Efendimiz’in kariha-i şâhânelerinden (padişahın doğru fikrinden) sadır olmuştur (ortaya çıkmıştır). Hikmet ve kerametine hepimizin kani bulunduğumuz Padişah’ımızın iradelerine karşı ağız açamayacağından eminim.”
Refet Bele’nin söyledikleri de bu hakikate temas etmektedir: “Sultan Vahidüddin, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki felaketi, hiçbir ferdin hissedemediği mikyasta derinden duymuş, vatanın kurtarılması yolunda genç kumandanları Anadolu’ya dağıtmış ve bu işin başına geçmesi için de maddî ve manevî her fedakarlığı göstererek Mustafa Kemal’i seçmiş ve onu Anadolu’ya göndermiş olan insandır!” Bu fikri paylaşanlardan biri de Sadrazam Ahmed İzzet Paşa’dır. “Feryadım” ismini verdiği hatıratında şöyle dile getirmiştir: “Bu hususta kanaatim sağlamdır. Bu memuriyet, hükümetin değil, Padişah’ın düşüncesinin ürünü ve tedbirinin eseridir. Babıâli ve Harbiye Nezareti, Saray’dan aldıkları işaretle bunu uygulamaya koymuşlardır.”
Asıl görev gizlendi
Mustafa Kemal’e verilen resmî görev olan (Samsun ve civarında ateşkesin tatbikini sağlayıp asayişi temin etmek) 9. Ordu Müfettişliği aslında göstermelikti. Bu vesileyle paşa Anadolu’ya geçirilecek ve esas gizli vazifesi olan istiklâl mücadelesini organize etmesinin zemini hazırlanacaktı. Mustafa Kemal de Nutuk’ta, 9. Ordu Müfettişliğinin “icat edildiğini” kabul etmiştir.
Bununla beraber Mustafa Kemal, gizli görevlendirmeyi, Amasya Genelgesi öncesinde 14 Haziran 1919’da Padişah’a gönderdiği telgrafta kendi ağzıyla doğrulamıştır: “Büyük milletin ve mukaddes hilafetin tek sağlam direği ve yegânesi bulunan saltanatınızı, Cenab-ı Hak afetlerden korusun. Ülkenin bugün uğradığı felaketlerin baskısı ve bölünme tehlikeleri karşısında ancak kutsal Padişahımız başta olmak üzere millî ve mukaddes bir kudretin varlık sesi, vatanı, devletin istiklalini, milleti, şanı dünyayı tutmuş altı buçuk asırlık hanedanı ve ulu tarihini kurtarabilir…”
Kemal Paşa, telgrafın devamında Sultan Vahdeddin’e, İstanbul’dan ayrılırken Yıldız Sarayı’nda gerçekleştirdikleri son görüşmeyi hatırlatmış ve gizli görevin kendisi tarafından tevdi edildiğine parmak basmıştır: “İstanbul’dan son olarak ayrılacağım gün bu şerefe kavuşmuştum. Bu sırada yüce şahsınız, Boğaziçi’nde bulunan İngiliz donanmasının saraya yönelik toplarını göstererek, ‘Görüyorsun’ dediniz. ‘Ben artık memleket ve milletin, nasıl kurtarılması gerekeceği hususunda kararsızlığa düşüyorum’ ve ellerinizi kaldırarak, ‘İnşallah millet akıllanır ve uyanır; bu üzücü durumdan gerek beni ve gerekse kendisini kurtarır.’ buyurdunuz. Mülk ve memleketin sahibi kutsal Padişah’ımızın arzu ve dileklerinden aldığım ilhamla, azim ve imanla aciz görevime devam ediyorum… Ta ki, millet istiklâline kavuşsun ve muazzam saltanat ve hilafet çökmekten korunsun…”
Hatta telgrafta, vazifesini sürdürmek için gerekirse sîne-i millete dönmekte tereddüt etmeyeceğini; milletin bağımsızlığı, saltanat ve hilafetin kurtuluşu uğrundaki mücadelesini sarsılmaz bir bağlılıkla sürdüreceğini de: “Düşmez ve küçülmez, kulca sadakatimin her an arttığına, yüce güveninizi dilemeye cesaret gösteririm.” sözüyle ifade etmiştir.
İşte o Hatt-I Hümayun!
Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen hükümette şeyhülislam olan Mustafa Sabri Efendi, Sultan Vahdeddin’in Yâver-i Ekrem’i Avni Paşa’nın el yazısı ile kaleme alınan esas Hatt-ı Hümâyun’un, Mondros Mütârekesi’nin ağır şartları gereğince “gayet gizli tutulduğunu” beyan etmiştir. Avni Paşa, bu Hatt-ı Hümâyun’un bir suretini saklamış ve sonraki yıllarda Mısır’da ikamet eden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’ye göndermiştir. Sultan Vahdeddin’in 14 Mayıs 1919 tarihli bu fermanda, Mustafa Kemal Paşa’ya millet ve memleketin düşmandan korunması için asker, memur ve halk ile tek vücut olup bağımsızlık mücadelesine girişmesini emrettiği sarih bir biçimde anlaşılmaktadır:
“Yâverân-ı şehriyârimden (Padişah emir subaylarından) Erkân-ı Harbiye Mirlivası (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa’ya: Harb-i umumînin müttefikin hesabına ziyâı (kaybı) üzerine tahassül eden (meydana gelen) vaziyet-i siyâsiye, ecdâd-ı izamımın (büyük atalarımın) mülkünü ve Makam-ı Hilafet ve Saltanatımı müşkül ve tehlikeli bir sahaya sürüklediğinden, Hükümet-i Seniye’min (Yüksek Hükümet’imin) kararı veçhile tayin olunduğunuz mıntıkada asayişi temin ve arzuyu şâhâneme mugayir (aykırı) ahvalin (vaziyetin) hudusunu (meydana gelmesini) men ile cümleten def-i sâile (def etmeye çalışmak) bezl-ü cehd (gücü yettiğince) ve gayret ederek milletimizin masuniyetini teyid ve mülkümün ayâdi-i mütearrızından tahlisi (bu işi yapanlardan kurtarılması) için yekvücut olarak hareket edilmesini, selâm-ı şâhânemle asâkir (askerler) ve memurine ve ahâliye tebliğini irade ettim. Mehmed Vahideddin”
Nihayetinde Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliğine atama belgesi 30 Nisan 1919’da çıkmış ve Sultan Vahdeddin tarafından irâde-i seniyye (Padişah emri) ile onaylanmıştır. Padişahın, Harbiye Nezareti Muamelat-ı Zatiye Müdiriyeti’ne (Milli Savunma Bakanlığı Personel Müdürlüğü) gönderdiği, Takvim-i Vekâyî’nin 5 Mayıs 1919 tarihli 3540. sayısında da neşredilen iradenin orijinal metni şöyledir: “Mülgâ (kaldırılmış olan) Yıldırım Grubu Kumandanı Mirlivâ Mustafa Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu Kıtâatı (Kıtaları) Müfettişliği’ne tâyin edilmiştir. İşbu irâde-i seniyyenin (Padişah emrinin) icrâsına Harbiye Nâzırı me’murdur. Fi 29 Receb 1337, Fi 30 Nisan 1335.”