Abdullah Kara & Dr. Elif Hilal KaraDosyalar

İlahî Rahmet Ramazan

386Okunma

Oruç, insanlara kötülüklerden korunma bilinci kazandırmak maksadıyla emredilen eşsiz bir ilahî eğitimdir. Bu hususa dikkat çeken Rabb’imiz,

“Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki, sakınıp takvaya erersiniz (kötülüklerden korunursunuz).” (Bakara Suresi, 183) buyurur.

İnsanı ve insanlığı her yıl yeniden, tekrar tekrar inşa edercesine terbiye sürecinden geçiren oruç; toplumda eşsiz bir manevî atmosfer oluşturur. O; İnsanın tüm benliği ile Allah’a yönelmesini sağlar. Çok yönlü bir terbiye sürecinden geçirerek, kötülüklerden arındırıp iyilikle donatarak yeniler. Bu yönüyle oruç, semavî bir eğitim süreci ve eşsiz bir bilinç kaynağıdır.

İnsanlık bu bilinçle; maddi-manevi sayısız nimetin farkına varır ve bunların Rabb’inin bahşettiği ilahî lütuflar olduğunu kavrar.

Hayatın iman, şükür ve cihat olduğunu görür, kalbinin derinliklerinden gelen minnet duygusuyla secdeye kapanarak şükreder.

“Şükreder ve iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin? Allah şükrün karşılığını verir ve her şeyi bilir.” (Nisa Suresi, 147)

Sabır ve sebatı, şefkat ve merhameti, kardeşlik ve paylaşma ve daha nice erdemi içselleştirerek kötü duygulardan arınır, fıtratına döner.

Heva ve hevesini putlaştıran, benlik ve bencillik duygularının zirvesine çıkan ve haddini aşıp küçük dağları ben yarattım, havasına giren insanı sarsarak kulluğunu hatırlatır. Esma ve sıfatlarıyla Rabb’ini tanıtır.

İnsanı, Hz. Peygamber (sav)’in “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmektir.” diye tarif ettiği ihsan ile tanıştırıp bu bilinçle mana yolculuğuna çıkarır. Riyasız, gösterişsiz, ihlas ve samimiyetle sırf Allah rızası için yaşama bilincini aktif olarak öğretir, kalbi örten perdeleri açarak mana dünyasını aydınlatır.

Oruç, insanı kötülüklerden, cehennem ateşine düşmekten, şehvet, bencillik, kibir, ümitsizlik, cimrilik, aşırılık gibi kötü duygulardan koruyan bir kalkan, şefkat, merhamet, şükür, dua, tevazu gibi güzel hasletlerle bezeyen süstür. Bunun içindir ki Ebu Ümame Allah Resulü (sav)’ne:

– Ya Resulallah! Allah’ın beni faydalandıracağı hayırlı bir amel tavsiye buyurur musun? diye rica ettiğinde ona:

– Oruç tut, iyi bil ki ona denk bir amel yoktur, buyurdu. O:

– Ya Resulallah! Bana yapmam için bir amel tavsiye buyur, diye başka bir tavsiyede bulunmasını istediğinde yine: – Oruç tut, onun gibisi yoktur, buyurdu(1)

Ramazan hayatın yeniden inşasıdır

Eşsiz bir ibadet olan orucun, bir ay boyunca yediden yetmişe bütün Müslümanlar tarafından tutulduğu Ramazan ise tam anlamıyla bir rahmet ayıdır. Bu hususa dikkat çeken Allah Resulü (sav);

“Kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları affedilir.“(2)

“Ramazan mübarek bir aydır. O geldiğinde gökyüzünün kapıları açılır, cehennem kapıları kapatılıp şeytanlar bağlanır.” buyurur.(3)

Sahabileriyle oturup sohbet ettiği bir gün onlara:

– Ramazan’ı ikame ettikleri sürece ümmetim mahvolmaz buyurdu. Sahabiler:

– Ya Resulallah! Ne yaptıklarında Ramazan’ı zayi edip helak olurlar? diye endişe ile sordular. Allah Resulü (sav):

– O ayda haramlara daldıklarında… buyurdu.(4)

Ramazan, fert açısından kalp dünyasının kötü duygulardan arındırılarak temizlenmesi, toplum açısından sosyal ve psikolojik hayatın yeniden inşasıdır.

Ramazan geldiğinde, manevi atmosferiyle bütün toplumu kuşatır. İftar davetleri, zekat ve infakla sevgi tohumları eker. Toplumsal dayanışma zirveye çıkar. Sosyal ilişkiler hiç olmadığı kadar yoğunlaşır. Kalpler yumuşar, kin-nefret duyguları yerini şefkat ve merhamete, doyumsuzluk ve bencillik yerini fedakarlık ve îsâra /diğerkamlığa bırakır. Kalpler huzur, güven ve ümitle dolar, eller semaya kalkar, diller duaya durur, akıllar tefekküre dalar, gönüller coştukça coşar.

Bunun için Ramazan’a aylar öncesinden hazırlanmaya başlayan Allah Resulü (sav) sahabilerini de ona hazırlardı. Onu büyük bir heyecanla bekler, sevinç ve coşku ile karşılardı Selman el-Farisî anlatır: “Allah Resûlü (sav) Şaban ayının son gününde bize bir konuşma yaptı. Konuşmasında şöyle buyurdu: – Ey insanlar! Mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düşmüş bulunuyor. O ayda bir gece vardır ki o bin aydan daha hayırlıdır. Allah bu ayda oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda hayır işleyen kimseler başka aylarda farz işlemiş gibi olurlar. Bu ayda bir farz işleyen diğer aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi olur.

Bu ay sabır ayıdır

Sabrın karşılığı ise cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır. O girince müminlerin rızkı bollaşır. Bu ayda oruç tutan birini iftara götürenin günahları bağışlanır, cehennemden kurtuluşuna vesile olur. Davet ettiği oruçlunun aldığı sevap kadar sevap alır. Bu onun sevabını eksiltmez, buyurdu. Sahabiler:

-Ya Resulallah! Çoğumuzda oruçluyu iftara götürecek bir şey yoktur, dediler. Allah Resulü (sav):

-Allah bu sevabı oruç tutana kuru bir hurma, bir yudum su veya süt ikram edene de verir. O evveli rahmet, ortası mağfiret sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan aydır. O ayda Allah köle ve hizmetçilerin yükünü hafifleten kimseyi, bağışlayarak cehennem ateşinden kurtarır. Her kim kölesine kolaylık gösterirse Allah onu affederek cehennemden azat eder.

Bu ayda dört şeyi çok yapın! Bunlardan ikisi Rabb’inizi razı eder, diğer ikisini ise kendiniz için yapın. Rabb’inizi razı eden şey, Allah’tan başka ilah olmadığına şahadet etmek ve yaptığınız günahlardan tevbe etmektir. İhtiyacınız olan iki şey ise Allah’tan cennet istemek ve cehennemden ona sığınmaktır.

Her kim oruçluya su verirse Allah ona benim havuzumdan su içirecek, cennete girinceye kadar bir daha susamayacaktır.” (5)

Hz. Peygamberin bir başka Ramazan konuşmasını Hz. Ömer nakleder:

“Ramazan ayı girmeden hemen önce Allah Resulü (sav) bize şu konuşmayı yaptı. Konuşmasında:

– Ramazan ayı geldi. Ona iyi hazırlanın! Onun hakkındaki niyetlerinizi güzelleştirin! Ona büyük

bir hürmet gösterin! İyi bilin ki onun Allah katındaki değeri çok büyüktür. Sakın ola ona saygısızlık etmeyin! Unutmayın ki Ramazan’da iyiliğin de kötülüğün de karşılığı kat kattır.” (6)

Ramazan sevinci

Allah Resulü (sav) Ramazan hilalini gördüğünde sevincini dışa vurur, tekbir getirerek Allah’a hamd eder:

“Hilal, doğruluk, hidayet ve hayırdır. Hilal, doğruluk, hidayet ve hayırdır. Ey hilal, seni yaratana iman ettim. Bizi Ramazan’a yetiştiren Allah’a hamdolsun, buyururdu. (7)

Onun sevincine şahit olan Talha b. Ubeydullah ve Abdullah b. Ömer:

“Allah Resulü (sav) hilali gördüğü zaman:

– Allahu Ekber! Allah’ım ne olur Ramazan hilali doğarken biz emniyet, iman, selamet ver. O doğarken İslam yaşar, sevdiğin ve razı olduğun şeyleri yapar halde olalım.

– Ey hilal! Bilmiş ol ki benim de senin de Rabb’imiz Allah’tır, buyurarak sevincini bizlerle paylaşırdı, diye anlatırlardı. (8)

Hz. Peygamberin heyecanına şahit olan Hz. Aişe, Ramazan’ın ilk günü:

– Ya Resulallah! Ramazan geldi. Nasıl dua edeyim? diye sordu.

Hz. Peygamber:

– Allahümme inneke afüvvün, tühibbül afve, fa’fu annî /Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet! diye dua et, buyurdu.(9)

Kısaca Ramazan; sahuru, iftar sofraları, teravih namazları, hayır hasenatı, Kuran tilavetleriyle yapılan mukabeleleri, fıtır sadakaları, son on günde girilen itikafları, Kadir Gecesi ve bayramlarıyla meleklerin gıpta ettiği rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş beraatının sunulduğu eşsiz bir ihsan-ı ilahîdir. Rabb’im bütün Müslümanlara onu hakkıyla ihya ederek, ilahî ihsana ermeyi lütfetsin!

Abdullah Kara

KAYNAKÇA:

(1) Nesâî, Sıyâm, 43.

(2) Buhârî. Savm, 6; Tirmizî, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm,

(3) Buhârî, Savm, 5

(4) el-Heytemî, İthâfu ehlu’l İslâm, 52.

(5) İbn Huzeyme, Sahih, 1887; Beyhakî, Şuabu’l-İmân;

3608; İbn Hacer, İthâfu’l-Mehere, 291 (5941)

(6) el-Hindî, 24269.

(7) Ebu Dâvud, Edeb, 11. .

(8) Tirmizî, Da’vât, 50; Müsned, 1/163; Dârimî, Sıyâm, 3.

(9) Tirmizî, Da’vât, 84; İbn Mâce, Dua, 5; el-Hindî, Ken