Büyük DoğuÖnden Gidenler

Üstad Ve Kumandan

433Okunma

Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu; bir ayniyetin iki kanadı. Biri diğerinden gayrı değil. Her ikisi de nihai noktada Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerine tabi, Abdülhakîm koltuğuna yapışık. Zamanın hakkını verme mesuliyeti boyunca bu kapının iki divanesi, beklenen ve özleneni.

Bir büyük hakkındaki hükmü yahut kanaati bir başka büyüğün ağzından dinlemek edepten… Üstad hakkında Mirzabeyoğlu’nun ifadesi: “İdeali aramayla, toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun ‘oluş’ ıstırabını, İslam’ın hakikatine nisbetle heykelleştiren adam!…” Salih Mirzabeyoğlu hakkında Üstad’ın ifadesi: “Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi” ve “Fikir haysiyetinin müstesna genci.”

Üstad ve Kumandan… Zuhurları tam da bir medeniyetin toprağa gömülmek istendiği bir zamanda…

Kanuni’den itibaren inceden inceye başlayan, son iki yüz yılda ise derinleşerek 20. yüzyılın ilk yarısına kadar gelen bir ıstırap. Dünün mirasyedisi Tanzimat ve Meşrutiyet aydınının açtığı gedik ile içeriyi saran fikirsizlik tufanı ve Batıcı Cumhuriyet aydını tarafından iğdiş edilen ve bir daha uyanmamak üzere gömülmek istenen binlerce yıllık birikimimiz…

Dini şahsında yobazlaştıran ile güya uygarlaşma adına medeniyeti şahsında yozlaştıran, ham yobaz kaba softanın hezeyanları, yağması ve tahrifatı ile kirletilmek istenen, harf devrimi ile milletin ruhuyla olan bağlantısını kesen, tarih devrimi ile bir milletin geçmişini yok sayan “Batıcı” rejimin goygoycularının dilinde ademe mahkum edilmek istenen binlerce yıllık emeğimiz, kültürümüz… Taklitçi ve taklitçiliği nisbetinde kibirli ve ahmak günümüz aydınının kin ve haset dolu saldırılarına rağmen, hiçbir zaafa uğramayan, hayat bulmaya, hayat vermeye, toprağın üstünde kalmaya çalışan insanın, ideal olanı arayışına rehberlik eden fikrimiz…

Üstad ve Kumandan böyle bir zaman diliminde zuhur etti. Kaybettiğimizi sandığımız aşk ve vecdi, yaşanmaya değer hayat anlayışını bize yeniden kazandırdı. Öyle ki her ikisi de kütüphaneler boyu esere denk gelecek şekilde, bir ayniyetin iki kanadı halinde bir külliyat ve aksiyon dolu hayat armağan ederek, bir mayıs ayında aramızdan ayrıldılar. Kurtuluş reçetesi hükmünde iki büyük fikir, bir dünya görüşü mesabesinde; “Büyük Doğu-İbda”…

Büyük Doğu İdeolocyası

Dünya görüşü, üzerinde yaşadığımız alemin gayesini, hayatın anlamını, varoluş amacını, değerini ve içerisinde bulunduğumuz çağı tanıyıp anlamamızı, kavramamızı sağlayan sistematik düşünme ve anlayıştır.  Dünya görüşü, dinî, felsefî, siyasî olsun, insanın hayata bakış açısını gösterir; sağlıklı düşünme, yönetilme ve yaşama imkanının önünü açar. Bütün fikri şart koştuğu ve başıboşluktan uzak tuttuğu için de rastgeleliğe ve fikirsizlik gibi malayani hastalıklara müsaade etmez. Çağın ihtiyacına göre ve içtimaî diyalektiğin işleyişine bağlı olarak gelişip büyür. Gayeye ulaştırıcı “tatbik fikir”, “Mutlak Fikir”e nisbet edilerek “bütün bir şema” ve “tatbik edilmesi gereken” bir reçete olarak insanlığın idrakine sunulur.

İdeoloji; fikrin bilimi, fikirler kümesi. İdeolocya; fikrin nizamı, fikrin sistematize edilmiş hali. Bir cephesiyle fikrin iktidarda tezahürü…

Salt siyasî bir görüş değil ancak siyasî olanı da kuşatan olmak kaydıyla, birbiri ile alakalı dünya görüşü. Diyalektik materyalizmin öncülerinden Karl Marx’a göre hakikatin düşmanı. İnanç sahibi şahsiyetlere göre ise olan ve olması gerekenin, tutarlı ve sağlam delillere dayalı olarak organize edilmiş doğrular manzumesi. Gaye, hakikat ve daha ötesi “Hakikatin hakikati ne?” sorusunun peşine düşerek en iyi, en güzel, en doğruya ulaşmada gayret…

Büyük Doğu bir dünya görüşü… Dünya sahnesinden İslam’ın iktidarını silmek ve Müslümanların “topluluk hakikati” nisbetinde yeniden görünmesinin önüne geçmek isteyen küfür ve nifak taifesine karşı, İslam’dan zerre feda etmeksizin lif lif örgüleştirilen bir dünya “görüşü/sistem”dir. Bu sistem, İslam’ı “kör nefislerinde donduranlar, çürütenler ve kokutanlara karşı en büyük darbe; hafakanlar içinde bunalan Batı alemine karşı da en keskin neşter”dir.

Büyük Doğu, Batı tefekkürünü İslam tasavvufu kanatları altında hesaba çektikten sonra, yepyeni bir nizam halinde “şeriat ölçülerine” sımsıkı bağlı İslamî bir “tatbik fikir/ideolocya”dır. Mimarı’nın diliyle “Büyük Doğu, İslâmiyet’in emir subaylığı… Büyük Doğu, İslam içinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihat kapısı… Sadece ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslamiyet’e yol açma geçidi ve çoktan beri kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asliyeti Yirmibirinci Asrın eşiğinde eşya ve hadiselere tatbik etme işi… Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı…” (Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, 10)

Özetle Büyük Doğu, son dönem Müslümanlarının rüyasını gördüğü “İslâm nizam ve ahlâkının, tefekkür ve sanat örgüsünün, iktidar ve topluluk hakikatinin devletleştiği sistem”in adıdır. Bu sistemde İslam’a dıştan saldıran küfür ehline yer olmadığı gibi dini içten yıkan ham yobaza da müsaade imkanı yoktur. Hal böyle olunca Büyük Doğu musikîden resime, sinemadan tiyatroya, fizikten biyolojiye, felsefeden psikolojiye, astronomiden jeolojiye, tabâbetten zoolojiye her mevzuyu işlemeyi, kendisine Allah Resûlü’nün “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster.” duası istikametinde vazife bilir.

Bu vazife şuuru neticesidir ki, Büyük Doğu Mimarı, “davayı temellendirici baş eser” dediği “İdeolocya Örgüsü”nde, cemiyet hayatında mevcut bütün kurum, kuruluş, fert ve cemiyet unsurlarının hepsine “İslam’a Muhatap Anlayış” zaviyesinden değerlendirme getirmiş ve örgüleştirmiştir.

Yürüyen Büyük Doğu; İbda

İslâm’a muhatap anlayış; zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizamı… Büyük Doğu bu işin ‘Nasıl’ı, İbda ise ‘Niçin’’ buudu.

Esasa, yani İslam’a bağlı olma kaydıyla ve muhatap olunan insanın yaşadığı coğrafya, iklim, kültür, tarih, içtimaî yapısı dikkate alınarak ortaya konulan her fikir bir cephesiyle işin nasılıdır. Bu mana çerçevesinde, ilklere bakarak bir değerlendirme ortaya koyduğumuzda, işin niçini “itikad” olarak görünürken, nasılı “fıkıh” olarak görünür. İtikadî ve amelî mezhepler bu manada İslam’ın gölgelerinden ibaret. Gölgenin muradı ise aslı gibi olmak, asıl’a sımsıkı bağlı olmak, asıl’dan asla sapmamak…

Niçin ve nasıl? İşin esası ve inşası bu iki soruda gizli…

Niçin ve nasıl bahsini İbda Mimarı’ndan açalım: “Ruhun eşya ve hadiseler karşısındaki ‘nasıl’ tavrı, insanın ‘varlık’ ve ‘oluş’ bahsinde ‘iç’ ve ‘dış’a doğru şahitliğini kapsar. Aklın ‘niçin’ tavrı ise, kendisinden başlayarak ölçme ve biçme, sebep ve netice arayışıdır.” (Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 16)  Büyük Doğu-İbda bu manada bir ayniyetin iki kanadı hükmünde hem bir ve aynı hem birbirlerinden gayrıdır. Büyük Doğu, İslam’da ruhun eşya ve hadiseler karşısındaki gövdesini temsil ederken İbda, onun taşıyıcı “Niçin” kanatlarıdır. Bu anlamda bilinen malum deyişle; İbda, yürüyen Büyük Doğu’dur. Hem doğurucu neticedir hem hareket ettirici gayedir. İbda Mimarı’nın deyişiyle “İç’in dışta bulunuşu şuuruyla da iç’e ve dış’a bakan, böylece üzerinde bulunduğu işin zamanını gösteren İbda, bütün bu gidiş ve gelişleri, toplama ve açılışları boyunca, Büyük Doğu’nun tecrit buu

dunu suretlendirir ve Büyük Doğu olarak ‘bilmek yapabilmektir’ hakikatince pratiği nakışlandırır.” (Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 18) Bu çerçevede İbda, Büyük Doğu’nun aynıdır ve bütün verimleri Büyük Doğu’ya aittir. Birbirlerini tamamlayan değil, birbirlerini kucaklayan ve kalbe hitap edici yönüyle birbirinin sırrı. Kısaca İslam’ın, yani asıl’ın yenilenmediği, ona bakan gözün yenilendiği ve bu bakış neticesi içinde bulunduğumuz çağda “yaşanmaya değer hayat tarzı”nın terkibî hükümler halinde örgüleştirildiği ve sürekli olarak -ilâhî anlamda- en iyiyi yakalama ve yaşatma arzusu ile hareket edildiği bir idrak analizi ve terkibi.

Yazımızı noktalarken

İki büyük dev, iki inkılap sanatçısı…

İslam’a Muhatap Anlayış davasının iki büyük neferi, iki Allah Dostu. Şu iki mısranın her daim şuurunda olmak muradı ile…

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Rahmet ve dua ile…

-Ercan Cifci