DosyalarSoner Duman

Kopmaz Bağ

605Okunma

Selam, İslam dininin sembolü ve parolasıdır. Birbiriyle karşılaşan iki Müslümanın selamlaşması basit ve sıradan bir olay değildir. Bir selam vesilesi ile Müslümanın şuurunda birkaç duygu uyanır:

  1. a) Selam vesilesiyle Müslümanlar önce Allah Teala’nın “es-Selam” (her türlü eksiklik ve noksanlıktan salim olan) adını anmış olurlar.
  2. b) İkinci olarak ise iman ettikleri din olan “İslam” dini akıllarına gelir. İslam, Allah’ın iradesine teslim olmaktır. Bu teslim oluşa bağlı olarak küfür, şirk, zulüm, ahlaksızlık gibi her türlü kötülükten salim olur.
  3. c) Selamın hatırlattığı bir diğer şey ise “selamet yurdu (daru’s-selam)” olan cennettir. Allah’a teslim olup İslam’a girmiş olan, böylece kötülüklerden salim olan müminin son durağı cennettir. Cennet selamet yurdudur; çünkü orada hiçbir kötülük, fenalık yoktur.
  4. d) Selamlaşmak bir güvenlik telkinidir. Selamlaşan iki Müslüman birbirine “Benden yana selamet ve güvenlik içindesin. Benden sana bir kötülük gelmez.” şeklinde bir teminat verirler.
  5. e) Selam, müminlerin birbirine kötülüklerden uzak

bulunmaları, Allah’ın rahmetine ve bereketine nail olmaları için dua etmeleridir.

Selam, yılın en üstün ve faziletli gecesi olan, bir ömre bedel Kadir Gecesi için de kullanılır. Nitekim Rabb’imiz, Kuran’da o gecenin tan yeri ağarıncaya kadar “selam” olduğunu belirtir.

Selam, ibadetlerin en üstünü olan namazın son sözüdür. “Allah-u ekber” diyerek Rabb’in yüceliğini hatırlatan sözle namaz başlar ve sonra sağdaki ve soldaki tüm müminlere selam vererek kutlu bir ibadet biter.

Selam, müminlerin cennete ilk girdiklerinde meleklerin onlara söyleyeceği karşılama sözüdür. Melekler kendilerine şöyle derler: “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.” (Zümer, 73)

Selam, cennete girme yolunda atılan ilk adımdır. Allah Resulü (sav) bir hadisinde şöyle buyurur: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olmazsınız. Sizlere yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Selamı aranızda yayın.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

Selam emr-i bil-maruf ilişkisi

İşte selam, müminlerin zihninde, ruhunda, hayatında böyle etkiler uyandırır. Şimdi gelelim, selamın emr-i bil-maruf ile ilişkisine.

Mümin, selam verdiği kimseye esenlik, Allah’ın rahmetini ve bereketini dilerken, karşısındaki mümin kardeşi Allah’ın azabını ve gazabını gerektirecek bir durum içindeyse onun bu durumdan kurtulmasını da istemiş olur. Sözgelimi, Allah’ın emrettiği farzları aksatan bir mümin kardeşiniz var. Siz de onu görünce “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun!” diye dua ettiniz. İyi ama bu kişi içinde bulunduğu günahı terk etmedikçe nasıl selamete kavuşacak, Allah’ın rahmeti ve bereketi ona nasıl ulaşacak? Öyleyse her bir mümin, selam verirken ettiği duanın gerçekleşmesi için de gayret göstermeli. Karşısındaki kardeşine Allah’ın rahmet ve bereketinin ulaşması için elinden geleni yapmalıdır.

Karşımızdaki insana iyiliği emretmek ve onu kötülüklerden uzak tutmak için öncelikle onunla dostça bir iletişim içinde olmamız gerekir. İşte selam bu iletişimi sağlayan anahtardır. Selam vererek “Benden sana zarar gelmez!” düşüncesini bir kere telkin ettikten sonra aramızdaki iletişim yolu açılmış olur.

Bir gün Allah Resulü (sav)’ne bir sahabi “İslam’ın hangi özelliği en faziletlidir?” diye bir soru sordu. Bu tip sorulara sıkça muhatap olan Allah Resulü, soruyu soranın durumuna, sorunun sorulduğu zamandaki ihtiyaç ve şartlara göre muhataplarına farklı cevaplar verirdi. Bu soruya şu cevabı verdi: “Yemek yedirmen ve tanıdığın ya da tanımadığın kimselere selam vermendir.” (Buharî, Müslim)

Yemek yedirmek kişinin hayatta kalması için hayati öneme sahip bir ihtiyacını karşılamak demektir. Çünkü insan yemek olmadan yaşayamaz. Selam vermek de ruhen böyledir. Çünkü selam vermek, güvenlik temin etmek demektir. İnsan açken yaşayamadığı gibi güvenliğin olmadığı bir durumda da hayatını sürdüremez.

Selamlaşmak ile mümin kardeşine iyiliği emretmek, ona nasihatte bulunmak arasındaki kopmaz bağı şu hadis de göstermektedir.

Allah Resulü bir gün “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır.” buyurdu. Ashab-ı kiram “Onlar nedir ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca şöyle cevap verdi: “Karşılaştığında selam ver, çağırdığında davetine icabet et, senden nasihat istediğinde ona nasihatte bulun, aksırdığında onun için dua et, hastalandığında ziyaret et, öldüğünde cenazesinde bulun.” (Müslim)

Yüce Rabbimiz müminlerin birbiriyle selamlaşmasını emrettiği gibi birbirlerine iyiliği emredip kötülüğü yasaklamalarını da emretmiştir. Şu halde bu ikili arasında kopmaz bir bağ vardır. Öyleyse her mümin selamlaşmaya dikkat ettiği gibi iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklamaya da riayet etmeli, böylece müminler arasındaki bağın pekişmesine katkı sunmalıdır.

Rabbimiz mümin kardeşlerimize karşı üzerimize düşen sorumluluğu idrak edip gereğini yapmayı bizlere nasip eylesin.

-Prof.Dr.Soner Duman