İslam TarihiSelçuklu - OsmanlıTarih

Malazgirt’te Ne Olduysa, 15 Temmuz’da O Oldu!

701Okunma

Türk Tarihinde Lider Kavramı ve Liderler

Belirli amaçları taşıyan insanın hedeflerine yönlendirilmesi ayrı bir beceri ve ikna etme yeteneğini gerektirir. Buna göre liderlik; “Bir grup insanı belirli amaçlar etrafında toplayabilme ve bu amaçları gerçekleştirmek için onları harekete geçirme, bilgi ve yeteneklerinin toplamıdır” denebilir. Tarihsel süreç içerisinde her çağda, liderlik kavramının önemli olduğu ve yönetimin söz konusu olduğu her alanda, bu kavramın varlığından söz etmemizin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Liderlik, pek çok insan tarafından ulaşılması güç bir vasıf olarak düşünülmektedir. Ancak çoğunluğun sandığı gibi liderlik ne bazı insanlar için verilmiş bir lütuf ne de doğuştan gelen bir güçtür. Bu atfedilen nedenlerin ötesinde liderlik aslında karşılaştığı olayları analiz ederek birkaç adım sonrasını hesaplayan ve süreci bu doğrultuda yönetebilme gücünü gösteren kişiler için mümkündür. İşini rasyonel bir akılla planlayan, koşulların zorluğuna rağmen kendine özgü hamleleri ile grubuna rehberlik edendir. Bir amaca ulaşmak için öncelikle liderin kendisinin başarıyı arzulaması ve sonrasında ise bu inancını toplumun diğer bireylerine aşılaması gerekmektedir. Bir düşünürün sözünde de olduğu gibi; “İnsanlar hayal kurar, ideler edinirler; hayallerine çevresindekileri de ortak edebilenler ise liderlerdir.”

Liderlerin tükenmediğini, bir İngiliz düşünürün “Tarihleri liderler yapar. İnsanları onlar değiştirir.” sözlerinden hareketle anlıyoruz. Anadolu tarihi incelendiğinde coğrafyamız yaşadığı çağa damgasını vuran pek çok lider yetiştirmiştir. Bu liderlerden biri olan Asya Hun Devletine en parlak çağını yaşatan Metehan, Avrupa’ya yaptığı seferler ile Kavimler göçünü başlatan Attila, Türklere Anadolu’nun fethinin yolunu açan Sultan Alparslan, “Benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz” diyen Fatih Sultan Mehmed, “Ben gerekirse düşmana tek başıma giderim” diyen Yavuz Sultan Selim, at sırtında şehit düşen Kanuni Sultan Süleyman, adeta yedi düvele karşı mücadele veren Abdülhamit Han, 15 Temmuz’da da yine bir işgal teşebbüsünde, kula kul olanlara karşı milleti arkasına alarak, liderliğini gösteren Recep Tayyip Erdoğan takip etmiştir.

Liderin Sözünün Gücü

Zafere giden yolda galibiyeti getiren bazı detaylar gizlidir. Sultan Alparslan hem askerlerine kendi psikolojisini iyi aktaran lider, hem de savaş taktiklerini çok iyi uygulayabilen iyi bir asker olarak tarihe geçmiştir. Alparslan’ın ordusuna hitabı çok önemli. Orada sözün gücünü kullanıyor. Kendi gücünden, askerî kabiliyetinden önce sözün gücünü kullandı. “Bu saatten itibaren size emredici bir hükümdar değilim. Sıradan bir askerim ve burada savaşmaya mecbur olduğumuz olayla karşı karşıyayız. Size emretmiyorum, isteyen benimle savaşır, istemeyen gider” diyor. O günden bu yana, 949 yıl sonra beni bile bu sözleriyle etkileyen bir komutan Sultan Alparslan. Bu emri alan askerler de dağılmıyor, komutanları ne istiyorsa onu yapıyor. 15 Temmuz’da da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan “Milletimizi illerimizin meydanlarına davet ediyorum, havalimanlarına davet ediyorum ve milletçe meydanlarda havalimanlarında toplanalım, bunların o azınlık grubu tanklarıyla toplarıyla gelsinler ne yapacaklarsa halka orada yapsınlar. Ben bu güne halkın gücünün üzerinde bir güç tanımadım.” diyerek ve 949 yıl sonra bir lider olarak sözün gücünü göstermiş oldu.

Duraklamaya Dair Bazı Dönemler

Geçmiş medeniyetlerimize baktığımız zaman tarihimizin bazı dönmelerde duraklama içine girmiş olduğunu görürüz. Büyük Selçuklu devleti ve Osmanlı devleti gibi devletler zamanla güç ve teşkilat bakımından tarihin kaydettiği en büyük devletler haline gelmişlerdir. Bu medeniyetlerin duraklatılması, hiç kolay olmamış; aşamalar halinde, pek çok iç ve dış etkenin bir araya gelmesi sonucunda ve sancılı bir süreç içinde gerçekleşmiştir. Büyük Selçuklu Devleti Ahmet Sencer döneminde, Karahitaylar Devleti’ni kendisi için bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. 1141 tarihinde Karahitaylar Devleti ile Büyük Selçuklu Devleti arasında meydana gelen Katvan Savaşı Büyük Selçuklu Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Büyük Selçuklu Devleti açısından bu savaş bir parçalanma döneminin başlangıcı olmuştur. Böylece Büyük Selçuklu Devleti çeşitli coğrafyalar üzerinde farklı devletler olarak varlık gösterme yoluna yönelmiştir. Ayrıca Katvan Savaşı Selçuklu Devleti’nin idari, siyasi ve askeri açıdan zayıfladığını gösteren bir savaş olmuştur. Osmanlı Devleti’nde ise 1402 yılında yaşanan Ankara Savaşı’nda Sultan Yıldırım Bayezid Timur İmparatorluğunun kurucusu Timur’a yenilmiş ve esir düşmüştür. Bu olaylar sonucunda oğulları arasında taht kavgası yaşanmış ve Fetret Dönemi başlamıştır. Bu dönem 1402’den 1413’e kadar sürmüş olup 11 yıl boyunca devletin duraklamasına neden olmuştur. 11 yıl sonra ise Yıldırım Bayezid’in oğlu I. Mehmet’in devlet otoritesini yeniden sağlaması ile Fetret Dönemi sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ise duraklamamıza sebep olan bir olay da I. Dünya savaşı ve sonrasında yaşanan olaylar sayılabilir. En son yaşanan bir olay ise 15 Temmuz darbe girişimidir. Bu olayda da milletimizin önünü kesmek, dünyanın farklı bölgelerinde yaptıkları gibi Türkiye üzerinde de emperyalist güçlerin egemen olmasını istediler. Fakat liderimiz ve milletimiz bu hainlere karşı dimdik durdu ve onlara gereken dersi verdi. Türkler dönem dönem bu gibi badireler atlatmışlardır. Ama şunu da unutmamak lazım; ”Lâ Galibe İllâllah” ”Allah’tan başka galip yoktur.”

Sayıca Az Olanların Galip Gelmesi

Kur’an’ı Kerim de  “Müslümanlar ne kadar az sayıda olsalar da kâfirlere karşı üstün gelirler.” (Enfal Suresi, 8/66)  diye yazılıdır.  Az sayıda olmak bizleri pes ettirmemeli, gözümüzü korkutmamalıdır. Bu durum bizlere daha çok cesaret aşılamalı, yaşananların bir imtihan olduğu düşünülmeli ve bizleri mücadeleye sürüklemelidir. İmtihan, insanoğlunun yaratılma sebeplerinden biridir. İslam’ın muhatap aldığı bütün insanlar her zaman imtihana tabidirler. Bunu şöyle de ifade edebiliriz; hiçbir insan yoktur ki, bir lahza dahi imtihan olunmasın. Ancak imtihanın boyutları, muhtevası insandan insana, toplumdan topluma farklılık arz edebilir. Malazgirt ve 15 Temmuz’daki imtihan, kazanıldığında düşmana karşı mukavemeti sağlayacak, kaybedildiğinde ise düşman karşısına çıkma cesaretini kıracak bir imtihandı. Aslında çok büyük bir imtihandı. Fakat imanlarını nefislerinin kontrolüne verenler, küçükte olsa, büyükte olsa imtihanı kaybederler.  İşte bu imtihanlardan Türk milleti olarak başarı ile çıktık. Verdiğimiz mücadelede bazılarımız şehit, bazılarımız gazi oldular. Fakat hedeften gözümüzü hiçbir zaman ayırmadık. Burada şu hususun da altını çizmekte fayda var; bu olayları anlatarak her çağın, her zamanın, her topluluğun, hatta her bir ferdin hayatta iken imtihana tabi tutulduğunu, çoğunun bu imtihanları kaybettiğini, kazananların ise sayısının az olduğunu vurgulamak için anlatıyoruz. Burada dikkat etmemiz gereken husus bu imtihanların Allah tarafından samimiyetimizi ve sadakatimizi ortaya çıkarmak için yapıldığıdır. Sayıca az olanlar doğru yolda olduklarına inandıkları sürece, sayıca çok olanlara karşı her zaman galip geleceklerdir. Allah onlarla beraberdir.

-Can Ceylan