Hikâye

Dört Bir Yanı Kırık Ayna

285Okunma

Ağlıyorum. Kâh üzüntüden kâh sevinçten… Ağlıyorum öylece.
Buluyorum kenar köşe bir yer, sessiz sedasız ağlıyorum.
Ağladıkça anlamını yitiriyor, bir zamanlar anlamlı gelen şeyler.
Bunun yaş almakla falan alakası yok. İnsan yaş geçtikçe sadece alışıyor bazı şeylere, garipsemiyor. Fakat ağlamak başka…
Ağladıkça ete kemiğe bürünüyor sanki hisler… Heyecan, sevinç, mutluluk…
Her şeyden habersiz çocuklar gibi oyunlar oynuyorlar beraber… Kahkahalarla güldüklerini görüyorum.
Utancı görüyorum sonra, elleri ceplerinde, adımları sert. Kör bir insanınki gibi… Dikkatli bakınca anlaşılıyor anca…
Gurur ve kuşku koşuyor uzaklardan bir yerlerden, nefes almazcasına…
Başka bir yerde korku ve öfkeyi görüyorum tüm heybetleriyle…
Güven ve cesareti görüyorum sonra… Gece gündüz demeden çalışan işçiler gibiler… Gözyaşlarımın içinde bata çıka yürüyorlar…
Hüzün ve pişmanlığı görüyorum onlardan birkaç adım ötede. Çıtları çıkmıyor şimdilik…
Ansızın aşkı görüyorum keskin köşeli bir duvarın dibinde. Karşısında parıl parıl parlayan bir ayna. Kendini izliyor büyük bir coşku ve hayranlıkla… Gözleri ışıl ışıl, yanağındaki gamzeyse roman yazılası…
Hemen sonrasında özlem ve ümidi görüyorum. Her an adım atacak gibi öylece duruyorlar…
Biraz vakit geçiyor heyecan gelip sarılıyor aşka sıkı sıkıya, buradayım dercesine. Ona mutluluk da katılıyor. Büsbütün sarmalıyorlar aşkı.
Çok geçmiyor kuşku geliyor, dokunuyor hepsinin omzuna teker teker. Öyle çevik, öyle sinsi ki kayboluyor onlar daha arkalarını dönmeden.
Devam ediyor aşk, aynada kendini izlemeye, fakat ayna az önceki gibi parıl parıl değil. Kaybediyor saydamlığını ve şeffaflığını anbean…
Gurur geliyor hemen peşinden, küçük bir taş atıyor sebepsiz yere arkadan. Tam ortasında küçük bir cam parçası kırılıyor aynanın. Utanç geliyor sessiz adımlarla. Kör olmasına rağmen, sanki değilmiş gibi baştan sona süzüyor hepsini.
Onun iki adım arkasından öfke geliyor, bağırıyor avazı çıktığı kadar… Öyle bağırıyor ki çatlıyor ayna dört bir yanından… Korku da bağırmak istiyor, açıyor ağzını, fakat çıkmıyor sesi. Parçalıyor kendini nafile yere…
Aşk aldırış etmeden hâlâ izlemeye devam ediyor kendini aynada, oysa o üç çocuk biraz önceki gibi sarılmıyorlar sıkı sıkıya artık ona. Usulca çekiyorlar kendilerini gerisince.
Yine de belli belirsiz bir çekiş bu. Hissettirmiyorlar aşka. Ya da öyle zannediyorlar… Güven ve cesaret geliyor bata çıka tam bu sırada. Uğraşıyorlar, çırpınıyorlar aynadaki çatlakları gidermeye, ellerinde kısa bir halat sarmaya çalışıyorlar diğerlerini eskisi gibi aşka.
Boşa, nafile yere uğraşıyorlar. Kendilerini bir türlü bata çıka yürüdükleri gözyaşlarımdan kurtaramıyorlar. Hüzün ve pişmanlık başlıyor onun ardından bağırmaya. Çatlaklar şimdi daha derin, şimdi daha keskin…
Zaman geçiyor ardından, belki bir gün, belki bir ay, belki bir yıl, belki bir asır…
Ayna hâlâ aynı vaziyette dört bir yanından kırık, aşk hâlâ aynı vaziyette yüzünde en ufak dâhi değişiklik yok. Yalnız gözlerini bir de yanağındaki gamzeyi görebiliyor çatlak aynada.
Yanında yöresinde, onu saran kimse kalmamış. Sevinç, mutluluk, heyecan… Hiçbiri yok… Kimi terk etmiş onu, kimi ise çoktan ölmüş. Fakat o da ne? Sağında ve solunda biri var. Hemen yanı başında…
Sağında özlem solundaysa ümit… Onlarda da bir değişiklik yok, yalnız belleri bükülmüş biraz. Biraz da yaşlanmışlar sanki…
Bir zamanlar uzaktan izledikleri aşka şimdi yanı başında, ensesinde nefeslerinin sıcaklığını hissettirircesine bakıyorlar. Ürkek bakışlarını aşkın üstünde dolaştırıyorlar.
Ansızın sarılmak istiyor gibi olduklarında bana bakıyorlar dönüp benden izin istercesine. Vermiyorum izin. Neden? Bilmiyorum. Merak etmiyorum pek fazla nedenini.
Sadece omuz silkiyorum, hayır diyorum. Onlara hissettirmiyorum fakat hemen yanı başında olmaları beni garip de olsa iyi hissettiriyor.
Ve bir zaman geliyor, bir an oluyor aşk bana bakıyor dönüp. Gülümsüyor tüm samimiyetiyle… Bakışında, gülüşünde en ufak yapmacıklık yok.
Yanına gitmek ister gibi oluyorum kaşlarını kaldırıyor hayır dercesine…
Arkamı dönüp gitmek istiyorum, tam bir adım atacak gibi oluyorum geriye, kaşlarını çatıyor hayır dercesine. Beşimiz; dört bir yanı kırık ayna, özlem ve ümit, aşk ve ben çivilenmişçesine öylece duruyoruz yerimizde.
Neden? Bilmiyorum… Merak etmiyorum pek fazla nedenini. Ağlıyorum sadece… Onlarda biliyor bunun buna iyi geldiğini, ayna dâhi biliyor.
En çok da aşk…

-Miraç Can İnce