FikriyatSuat KIR

Dostunu Düşmanını Bil Kardeşim!

616Okunma

Ehli sünnet itikadımız için “Milli güvenlik meselesidir!” demişti bir ağabeyimiz. Son günlerde maalesef bu cümlenin çeşitli yansımalarını görüyoruz. Ayasofya’nın tekrardan cami olarak açılması sürecinde, kafirden daha çok tepki gösteren tiplerle karşılaşmak durumunda kaldık. Hatta bu söylemler Sultan Ahmet Camii’nin kiliseye dönüşmesi gerektiğini, söyleyecek kadar ileri gitti.

Aynı zaman diliminde Batı müziği ile uğraşan bir kardeşimizin İngiliz bir kadın ve erkeğin onu takip etmesi, izlemesi ve beğenmesi karşısında uykusuz kalabilecek kadar çok sevindiğini sosyal medyada ifade etmesi ile karşılaştım.

Irak’ta, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Bosna’da, Myanmar’da, Çeçenistan’da, Hindistan’da ve sair coğrafyalarda yakın zamanda Müslüman çocuklara, yetişkin erkek ve kadınlara yapılan işkencelerin, zulümlerin, tecavüzlerin, hak ihlallerinin her biri film karesi gibi gözlerimin önünden çaktı geçti.

Rasulullah (sav)’ın ihtarı geldi hatırıma sonra; “Benzemeyin onlara!..”

Kim dost kim düşman, kime yakın olmalıyız, kimden uzaklaşmalıyız, kimi kendimize örnek almalıyız… Hepsi öğretilirdi önceden. İtikat, ibadet muamelat dersleri vardı. Daha temelde hepsini kavrar, Müslümanca bir duruşumuz olurdu.

Fakat günümüzde bu bilgiler yazın birkaç haftada ezberletilip, üstünkörü geçilecek konular olarak algılanıyor. Çoğu gencimiz bu sebeple, bu meselelerin mefhumunu kavrayamadan eğitimini tamamlıyor, evleniyor, anne-baba oluyor, bu hayatı eksiklerle yaşamak zorunda kalıyor. Ülke olarak bu meseleyi bir şekilde eğitimin içine dahil edip bu konuyu aşmamız gerekiyor, bunu yapabileceğimize imanımız tamdır.

Allah için dostluk ve düşmanlık

Yazıda ilmihal bilgisinin bir alt başlığı olan Muamelat kısmının yine bir alt başlığı olan “Allah için Dostluk ve Düşmanlık” konusuna edille-i şerriyeye göre ilmi çalışmalar ortaya koymuş alimlerimizin eserleri ışığında birkaç farklı kaynaktan yararlanarak özet bir şekilde yer vermek istedim. Belki biz nebze yaraya merhem olmuş oluruz…

Allah azze ve celle için dostluk ve düşmanlık akidesi Müslüman bir kişinin insanlara karşı tavrını belirleyen bir kurallar bütünüdür ve detaylı bir konudur. Bu akidevî mesele Müslümanları bireysel ve toplumsal olarak eğitimde, kültürde, sanatta, savunmada, teknolojide kısacası hayatın her şubesinde şer odaklarından koruyan bizlerin fıtrat üzere kalmasını sağlayan bir savunma mekanizmasıdır.

Aksi takdirde küfür cephesi, Müslüman nesilleri hak ve batıl olarak ayrılan insanlığın “sadece insan olma” temel düşüncesi yani bir Siyonist kavramsallaştırması olan “hümanizm” safsatası üzerinde birleştirilmesi ucuz fikriyle aldatmaya devam ederler. Nesillerimiz ise ancak onlara işkenceler yapıldığında uyanırlar, fakat her şey için artık çok geç olmuş olur.

Velâ ve Berâ

Mealleri incelediğimizde “velâyet” kelimesinin yalnızca ”dost edinmek” şeklinde tanımlandığını görürüz. Fakat bu kelimenin yalnız bu manada tercüme edilmesi insanlar tarafından eksik anlaşılmasına sebep olmaktadır. Velâyet kavramı Arapçada “dostluk” manasına geldiği gibi kalben sevmek, fiilen yardım etmek, destek vermek, ittifak etmek, arkadaşlık kurmak manalarına da gelmektedir.

“Velâ” kavramı Allah azze ve celle için, Allah azze ve cellenin sevdiklerini sevmek, dostluk göstermek, yardım etmek, iki şey arasında tercihte bulunmak, müttefik olmak ve arkadaşlık yapmak manalarına gelmektedir.

“Berâ” kavramı ise Allah azze ve celle için, Allah azze ve cellenin sevmediklerinden beri olmak, uzak durmak, mesafeli durmak gibi manalara ifade etmektedir. “Velâ” kelimesinin tam zıddı olarak ifade edebileceğimiz bu kavram; buğz etmek, sevmemek, dostluk göstermemek, yardım etmemek, arkadaşlık yapmamak hatta düşman olmak gibi manaları içinde barındırmaktadır.

Yani “Velâ” kavramında bütün anlama baktığımızda kâfirlerle yalnızca arkadaşlık ilişkisinden uzak durmak yeterli olmamaktadır. Müslümanın tutum olarak, kafire Müslümanlar aleyhinde olacak şekilde yardım etmemesini, onlarla beraber olmamasını, onlara Müslümanların sırlarını, gizli ve özel bilgilerini vermemesini, onların işlerine destek vermemesini, onlardan uzak durmasını ve onlara kalben sevgi beslememesini içerdiği unutulmamalıdır.

Seyyid Abdulhakim Arvasi (ks) bütün bu manaları tek bir cümle ile bizlere tefsir etmiştir; “Hiçbir amelime güvenmiyorum, lakin Allah’ın düşmanlarına düşmanlığım var.”

“Müminlerin birbirlerini dost edinmeleri vaciptir.”

Ezcümle İslam literatüründe, ıstılahî anlam olarak; “vela” Allah için sevmek; “bera” ise Allah için buğz etmek anlamına gelir. Müminlerin birbirlerini dost (veli) edinmeleri vaciptir. Allah azze ve celle, birçok ayette müminlerin birbirlerini dost edinmelerini emretmiştir. Bu ayetlerden birinde, Rabb’imiz celle celaluhu şöyle buyurur: “Sizin dostunuz (veliniz, yardımcı ve destekçiniz), ancak Allah, O’nun Resulü, rükû ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren müminlerdir.” (Maide, 55)

Bir başka ayette ise “Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veli (dost, yardımcı, sırdaş) edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Rabb’iniz olan Allah’a inandınız diye Peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın).” (Mumtehine, 1)

Bu konunun özellikle ilmihal üzerinden detaylıca okunmasını tavsiye ederken, aslında geniş bir içerik olan konuyu kısa bir özetle tamamlamak isterim. Allah için dostluk ve düşmanlık başlığını genel hatlarıyla üç grup insana karşı üç tutum ve davranış olarak değerlendirebiliriz:

Mutlak kafirlere buğz etmek ve onlara düşman olmak. Halis müminleri sevmek onlara dost olmak. İyi ve kötü huy ve davranışları birlikte yaşayan bir mümini iman ve salih amelinden dolayı seveceğiz, işlediği suçlarından dolayı da ona buğz edeceğiz.

Allah’a muhalefet edenlere kızmanın dereceleri

Bizim üç başlıkta özet olarak anlatmaya çalıştığımız konuyu İmam Gazali’nin Kimya-ı Saadet adlı eserinde dostluk ve düşmanlık düşüncesine dair cümleleri ile hülasa edelim.

“Bazıları ise bütün insanlara merhamet nazarıyla bakarlardı. Ve bunlar niyet ve düşünceye raci olan şeylerdir, derlerdi. Gerçi bu da yüksek bir mertebedir. Fakat ahmakların aldanabileceği bir noktadır. Çünkü bazı kimseler içindeki yağcılığı tevhid sanır. Tevhidin alameti şudur eğer kendisini dövseler malını alsalar kendisiyle alay ve istihza edip dil uzatsalar kızmaz, kendine bu cefayı yapanların şefkat nazarıyla bakar ve tevhid sebebiyle insanları mecbur ve ihtiyarsız görür. Nitekim Peygamberimizin mübarek dişlerini kırdıklarında: ‘Ya Rabbi kavmimi hidayet eyle onlar anlamıyorlar!’ buyurmuştu.

Ama kendine raci (dönük) olan haklara bakar da Allah’a karşı olan haklarda susarsa yağcılık münafıklık ve ahmaklık olur tevhid olmaz. Yani dostuna eziyet eden kimseye kızmazsan bu o dostluğunun asılsız ve temelsiz olduğuna delil olur.

Allah’a muhalefet edenlere kızmanın dereceleri:

Birinci derece kafirlerdir: eğer bunlar harp ehli ise onlara düşmanlık yapmak farz olur.

İkinci derece zimmiler: bunlara da düşmanlık yapmak farzdır onlara karşı yapılacak muamelenin yolu şudur: onları aşağı görüp kıymet vermemeli ve hürmet etmemelidir. Saygı göstermemelidir. Onlarla dostluk kurmak çok çirkindir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de Allah buyuruyor ki “Allah’a ve ahiret gününe inananlar Allah’a ve resulüne düşmanlık yapanlardan dost edinmezler.”

Üçüncü derece ise insanları bidat ve delalete çağıran bidatçilerdir. Onlara düşmanlık göstermek de mühim işlerdendir. Ta ki insanlar onlardan nefret etsin.

Dördüncü derece ise insanlara zulüm ve düşmanlık yapmak insanların hukukuna tecavüz etmek, yalancı şahitlik yapmak, hüküm verirken bir tarafı kayırmak gibi kötü işler yapan, insanlar arasında fitne çıkaranlardır. Bu kimselerle de dostluk yapılmamalıdır.

Beşinci derece ise şarap içen, günah işleyen, fakat kimseye zararı dokunmayan kimselerdir. Bunların işi nispeten kolaydır. Eğer kabul etmek ümidi varsa ona güzellikle nasihat etmek daha iyidir. Yoksa onunla ilgilenmemelidir. Ama selamlarına cevap vermek caizdir.”

-Suat Kır