DosyalarErol Erdoğan

Furkan Yaşasaydı!

452Okunma

18 yaşındaki Furkan Celep 24 Eylül 2020 günü intihar notu bırakarak aramızdan ayrıldı. Kocaeli Darıca’da falezlerin bulunduğu alanda ceset görenler polise haber verdi. Polis, ölen kişinin Furkan Celep olduğunu belirledi. Bir kargo firmasında çalışan Furkan Celep intiharından önce Instagram’ında “intihar notu” paylaşmış.

Furkan’ın intihar notlarını okudum. Üç parçadan oluşan uzun bir metindi. Mektubu okuyunca, 2015’te Star Açık Görüşte yayınlanan “Mutlu Adamın İntiharı” başlıklı yazım aklıma geldi. Furkan’ın notunda okuduklarım, o yazıyı kaleme almama sebep olan Mehmet Pişkin’in Ekim 2014 tarihli intihar videosunda söylediklerini çağrıştırdı. Bu arada, Cahide Çelebi de Twitter’den “Mutlu adamın intiharı yazınızı hatırladım.” diye yazdı. Muhtemelen iki intihara da vakıf olanlar bazı benzerlikler sezmişti.

İntihardan birkaç gün sonra (26 Eylül 2020) kocaelidenge.com adresinde yayınlanan haber ise Furkan’ın intiharında Pişkin’in intiharının izlerini haber veriyordu. Habere göre İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Furkan’ın babası, annesi, dayısı ve kuzeni ile konuşmuş. Türkkan’ın anlattığına göre ailedekiler “Furkan’ın herhangi bir psikolojik sıkıntısı olmadığını, kendisini geliştirmek için uğraşan, spor yapan, yabancı dil öğrenme gayreti içinde olan bir çocuk olduğundan bahsetmişler.”

Türkkan’ın anlattıkları arasında şunlar da var: “Ailenin anlattığı ve gördüklerime dayanarak edindiğim intiba; ailenin geçim sıkıntısı yok. Ailesi Furkan’ın YouTube’da yayınlanan intihar temalı videoları izlediğini, 4 yıl önce intihar eden Mehmet Pişkin’in intihar anını gösteren videoyu devamlı izlediğini, 5 Eylül’de İzmir’de intihar eden Melisa ile hayattaymış gibi ona mesajlar yazdığını söylediler.”

Furkan’ın intiharından sonra herkes kendince konuya yaklaştı. Kimisi “Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı harcamak istemiyorum!” cümlesinden yola çıkarak intiharı ekonomi-iktidar bağlamında, kimisi “Ailevi duygulardan yoksun büyüdüm!” cümlesinden dolayı aile bağlamında, kimisi “Hassas kalpli birisiyim!” cümlesi üzerinden dünyanın hassas insanlar için cehennem olduğu bağlamında, bazıları da “Yaşamak için bir amacım yok. İnsanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum!” cümlelerinden yola çıkarak gençlerde idealizm eksikliği veya liyakate itibarın azalması bağlamında konuyu gündemine aldı.

“İntihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır!”

O günlerde Furkan’ın intiharını konuşurken ben üç yaklaşımla hareket ettim. Onlar şunlar:

Furkan’ın intihar notuna indirgemeci bakarsak, her birimiz iddiasını doğrulayacak malzemeyi mektupta buluruz; mektup çok geniş. Ancak bu yaklaşım bizi doğrulasa bile Furkan’ı anlamamızı engeller; intihar notuna çok yönlü bakmalıyız.

İnsanların derdi çoktur; çözebildikleri vardır, çözemedikleri vardır. Furkan’ın da çok derdi varmış. Peki, bunların hangisi olmasaydı Furkan intihar etmezdi? Hayata tutunan insan, sorunlarını az veya çok çözebilir, peşinden bambaşka şekilde kendisini ortaya kor. Sorunun cevabı bunun için önemli.

İntihara dair bilimsel, sosyal, kültürel ve dini çözümlemelerimizi gözden geçirmeliyiz. İntihar değişti.

Furkan’ın intihar notlarına dönelim. Furkan’ın yazıkları İsmet Özel’in “İntihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır!” sözünden yola çıkarak onun mektubundan aileler, gençlik liderleri, işverenler, eğitimciler, siyasetçiler ve devlet yöneticilerinin çıkarması gereken çok ders var.

Mektubu okuduğumdan beri zihnimi kemiren bir soru var. Soru şu… Furkan intihar eşiğini aşıp hayata tutunabilseydi nasıl bir insan olurdu? Neler yapardı, neler başarırdı, otuz kırk yıl sonra özgeçmişinde neler yer alırdı? Furkan’ın mektubunu bu soruya cevap bulmak için bir daha okudum. Mektubun muhtevası, dili, anlam ve kelime zenginliği metne bir de bu açıdan bakmaya beni zorladı.

“Furkan yaşasaydı…”

Evet Furkan yaşayabilseydi belki ressam, belki fotoğrafçı, belki şair, belki hikâye yazarı, belki müzisyen olurdu.

Furkan yaşayabilseydi muhtemelen zarif bir insan olarak yaşayacak, bu haliyle pek çok insana örnek olacaktı.

Furkan yaşayabilseydi, muhtemelen doğayı koruyan bir insan olacaktı, belki bir dernek kurarak yaratıcının emaneti olan tabiatın daha yaşanabilir olması için çalışacaktı.

Furkan yaşayabilseydi belki de haksızlık, adaletsizlik ve kötülüklerin insanda açtığı yaraları iyi bilen birisi olarak bunlarla mücadele edecekti.

Furkan yaşayabilseydi belki yanlışları eleştiren iyi bir muhalif olacak, belki muhaliflere öncülük yapacaktı.

Furkan yaşayabilseydi belki kendisi gibi yalnızlık çeken ve hayatı anlamlandırmada zorlanan gençlere yoldaşlık yapacak, nice gence destek olacaktı.

“Furkan yaşayabilseydi” diye şeklinde yazdıklarım onun mektubundan elde ettiğim sonuçlar. Onu yakından tanıyanlar eminim daha gerçekçi cümleler kurabilirler. “Furkan yaşayabilseydi” diye cümle kurmak şu soru üzerinde düşünmemizi gerektiriyor: Furkan’ın intiharını nasıl önleyebilirdik?

Yalnızlaşma çağı

Bunun için 03.01.2015 tarihli “Mutlu adamın intiharı” başlıklı yazıdan bazı cümleleri buraya aktarmak istiyorum.

“İnsan, yeryüzünün her yerinde ‘yalnızlaşma çağı’ yaşıyor. Dindar toplumlarda düşük oranlı da olsa son yüzyılın belirgin sembolü yalnızlaşan insandır. İnsan yalnızlaştıkça kendine, şehrine, doğaya, diğer insanlara yabancılaşıyor. Yalnızlaşma ve yabancılaşma ise intihara kadar giden krizin de başlangıcı demek. Modern insan, bir taraftan havayı, toprağı, denizleri kirletiyor ve bozuyor diğer taraftan kendisini eksiltiyor.

Eksilen insanın yaşamla bağlantısı azalıyor. Modernizmin insanı yalnızlaştırma ameliyesi her yeri kuşatmış durumda. Dindarlık biçimlerimiz insanın yalnızlığına çare olmuyor çoğu kere. Yeni kentleşme modellerimiz komşuluğu azalttı. Örgütlenme şekillerimiz insanı sivil-siyasî veya kültürel süreçlere dahil ederken bunu çoğu kere ailesinden kopararak yapıyor.

Bayramlarımız gittikçe soğuk bir ritüele dönüşüyor; çocuklarımızın zihinlerinde bayram deyince ‘bankadan fakirlere para göndermek’ gibi bir tanım oluşmak üzere. Kariyer ve kişisel gelişim aforizmalarıyla bilim ve bürokrasi dünyamızın insanları birbirinin kurduna dönüştürülüyor. Alt üst gelir grupları arasındaki uçurum sosyal grupların ve insanların iletişimlerini ve dostluklarını engelleyici şekilde artıyor.

Mezhep, cemaat, dergâh, dernek-vakıf asabiyeti iyi, doğru, ma’ruf olanı değil kendinden olanı kutsallaştırıcı şekilde yaygınlaşıyor. Birçok iş, etkinlik veya proje iyilik olsun diye değil ‘ses getirsin’ diye yapılıyor. İşte böyle bir dünyada insan eksiliyor, anlam azalıyor, manevi olan çevremizden uzaklaşıyor. Bütün bu eksilmeleri telafi etmek için dört elle sarıldığımız sosyal sorumluluk projeleri, insanın somut yaşam gereksinimlerini belli ölçülerde karşılasa bile yalnızlığını bitiremiyor.

Kabul edelim ki, yalnızlık çağının insanları olarak hiç birimiz intihara uzak değiliz. Bütün bunları karamsarlığınızı arttırmak için yazmadım. Farkında olmamız gereken şudur; insanı yalnızlıktan kurtaracak olan erdeme, ruha, anlama sahip olanlar bir an önce el ele vermelidir. Ya o anlamı yaşar ve yeryüzüne yayarız ya da modernizm ‘yalnızlaştırma’ silahıyla hepimizi mağlup eder.”

“Sadece yardım değil sevgi de verin!”

En başta herkese şunu sormak isterim: “Nasılsın?” diye soruyorsunuz değil mi? İçten, gözünün içine bakarak… Dostlarınıza, komşularınıza, akrabalarınıza, gençlerinize nasıl olduğunu sorun, çok samimi sorun. Cevabın size yükleyeceği sorumluluğu yerine getirmek için gayret edin. Siz gayret ederseniz Allah yardım eder.

İnsanın yalnızlığını giderecek, hayatına anlam ve meşguliyetlerine kıymet katacak dokunuşlar yapın. İnsan  ufak şeylerle mutlu olur. Dernekler, vakıflar, kuruluşlar çok yardım dağıtıyor biliyorum. Ama lütfen kenarda köşede sesi çıkmayanlara ulaşın, sadece yardım değil sevgi de verin.

Gençlere özel çağrım var. Kuşak farklılaşması dede torun arasından kardeşler arasına kadar indi. Yetişkinlerin sizi anlamamasında kaynaklanan dev açığı siz gençler birbirinizi anlayarak, birbirinize omuz vererek, bir birinize anlam katarak kapatmalısınız. Bunu yaparsınız gençler. Arkadaşlık, dostluk, kankalık çok şeydir; nice yaraları sarar.

-Erol Erdoğan