İslamiyetKategorisiz

Hayat Tarzı Olarak Sünnet-İ Seniyye

238Okunma

Şüphesiz ki insan, iyiliğin esiridir. Kalpler kendisine iyilik yapana karşı sevgi duymak üzere yaratılmıştır. Bir insan, kendisine iyilik yapan bir insanı severse, ya ona bir hediye verir veya dar zamanında ona yardım eder. Bir kişi başka bir kişiyi sevince bunları yaparsa, bütün âlemlere hidayetle gelen, bütün insanlık için rahmetle gönderilen, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan Yüce Peygambere karşı tutumumuzun nasıl olması gerekir?

Burada hemen şunu ifade etmemiz gerekir ki; Allah sevgisinden sonra sevgiye en layık olan Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemdir. Zira Yüce Allah, bir ayet-i kerimede Hz. Peygamber’e hitaben şöyle buyurmaktadır: “(Ey Habibim!) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Al-i İmran, 31)

Hz. Peygamberi sevmek, her mümin için en gerekli şartlardan biridir. Zira sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Sizden birinize ben; annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 8; Müslim, İman, 69, 70)

Hz. Peygamber (sav) en güzel örnektir

Birçok değerin ve kıymet hükmünün alt üst olduğu, kalbî ve ruhî hayatın iflas ettiği, Muhammedî bir havanın bizden uzaklaştığı günümüzde, Hz. Peygamber’e uymak, çoğu meselemizi çözümleyecektir.

Biz Müslümanlar ne bulduysak Hz. Peygamber’e uymakta bulduk, yine ne bulacaksak O’na yaklaşmada, O’nu anlamada ve O’na uymakta bulacağız. Bizler, Hz. Peygamber’i kaybetmekle her şeyimizi kaybettik. Bu uzun yolda kaybettiğimiz her şeye yeniden sahip olmamız, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellemi yeniden bulmaya ve gönüllerimizde O’na karşı coşkun bir sevginin yeniden uyanmasına bağlıdır.

Büyük meselelerin çözüm beklediği çok çetin günlerdeyiz. Hangi asırda yaşarsak yaşayalım, hangi devirde bulunursak bulunalım, önümüzde cereyan eden hadiseler hangi cinsten olursa olsun, bizler, Hz. Peygamber’i hayatımızda örnek edinirsek kurtuluşa ereceğiz. Aksi takdirde kurtuluşumuz mümkün olmayacaktır.

Nitekim Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de, müminlere Hz. Peygamber’i örnek gösteriyor ve şöyle buyuruyor: “Allah’ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah’ı çokça zikreden siz müminler için Allah’ın Resulü’nde pek güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)

Şunu iyi bilelim ki O, sadece kuru bir örnek değil, her emri yerine getirilmesi lazım gelen ve her hareketi benimsenip hayata yansıtılması gereken bir rehberdir. Yüce Allah buyuruyor ki: “Resul size neyi verdi ise onu alın! Neden men etti ise ondan da sakının.” (Haşr, 7) Zaten O’nun sözleri ve hareketleri kendi nefsinin eseri değil; Yüce Mevla’nın vahyi ve ilhamının mahsulüdür. (Necm, 3-4)

O’na itaat; Allah’a itaattir

Peygamberlerin gönderiliş gayelerinden biri de onların ümmetlerine güzel birer örnek olmalarıdır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi sellemi örnek edinmek, her şeyden önce Allah’ın emridir. Zira Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette Hz. Peygamber’e itaat etmek, Allah’a itaat etmekle denk tutulmuştur. Yüce Allah, Nisa Suresi’nde şöyle buyuruyor: “Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 80)

Bu ve benzeri ayetlerden de anlaşıldığı gibi Allah’ın rızası ve sevgisi, Hz. Peygamber’in sünnetine uymakla elde edilebilir. Bir müminin en büyük ideali, kendisini Allah’a sevdirmektir. Yani O’nun rızasını kazanmak, gazabından korunmaktır.

Allah Resulü’ne teslim olmalıyız

Aslında kılınan namazlar, tutulan oruçlar, verilen sadakalar, işlenen her çeşit hayır, İslam yolunda tüketilen bütün nefesler, tek gayeye bakar; o da Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaktır. Bunun da tek yolu, Resulullah’ın sünnetine uymak ve hayatımızı O’nun hayatına benzetmek ve onu örnek edinmektir.

Yüce Allah, küçük-büyük her meselede Hz. Peygamber’e uymayı, O’nun verdiği hükme razı olup teslim olmayı, imanın gereği saymaktadır: “Rabb’in adına yemin olsun ki, onlar, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem kılmadıkça, sonra da içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan senin verdiğin hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe asla iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

Yüce Allah, bu ayette şu üç noktaya dikkatimizi çekiyor:

1- Her meselede Resulullah’ın hakemliğine başvurmak.

2- O’nun verdiği hükümden dolayı içimizde hiçbir sıkıntı ve rahatsızlık duymamak.

3- Tam bir teslimiyetle O’na boyun eğmek.

Kur’an-ı Kerim, müminlerin mutlak teslimiyetten başka bir tercih haklarının da olmadığını kesin bir ifade ile şöyle haber veriyor: “Mümin bir erkek ve kadın için, Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, artık onlar için hiçbir tercih hakkı yoktur.” (Ahzab, 36)

Hz. Peygamber’in emrine itaat etmemek, O’na sırt çevirmek, Allah’ın emrine isyandır. Hz. Peygambere karşı ortaya konan her duygu ve hareket, aslında Allah’a karşı gösterilmiş demektir.

-Prof.Dr.Mehmet Soysaldı