Nasihat

İrfan Ehline Göre Çocuk Terbiyesi

436Okunma

 

Nasıl bir bitkiyi yahut çiçeği yetiştirirken özenli davranıyorsak, insan yetiştirirken de aynı özeni göstermeliyiz. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Yüce Rabb’imiz insan yetiştirmeyi bitki yetiştirmeye benzetmiş ve Hazreti Meryem’le ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “…Ve (Rabbi) onu (Meryem’i) güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran, 37)

Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de çocuklara iyilikle ikramda bulunmayı tavsiye etmektedir: “Çocuklarınıza ikram ediniz; onlara güzel terbiye veriniz.” (İbn Mâce, Edeb, 3)

Malumdur ki eğitim ailede başlar. Mesela bir çocuk terbiyeli olmayı, büyüklerine karşı edepli ve hürmetli olmayı en güzel aile ortamında öğrenebilir. Bunun çocukluğundaki müstesna bir örneğini merhum Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre hoca şöyle anlatıyor:

“Babamı sabahları işine uğurlamak ve akşamları da sokak kapısında istikbal etmek (karşılamak) biz iki kardeş için zevkli bir vazifeydi. Babam akşamları eve geldiğinde ayakkaplarını çıkarmak üzere büyük malta taşı döşeli taşlıktaki iskemleye oturmadan önce elinden paketleri alır, elini öper, terliklerini önüne koyar, çıkardığı ayakkaplarını da yerine kaldırırdık. Bunu takiben hemen, taşlığa bitişik olan yemek odasına geçer ve ellerimizi yıkayarak sofraya otururduk.” (Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı, s. 39)

“Çocuğuna devlet büyüğü muamelesi yap!”

Merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca çocukların çok özenli bir şekilde yetiştirilmesi hususunda ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Sen çocuğuna misafir gibi, böyle devlet büyüğü gibi, izzetli, şerefli bir insan muamelesi yapacaksın, çocuk da diyecek; ‘Bak ben böyle insanım’ öyle davranacak. ‘Hocam çok yaramaz laftan sözden anlamıyor, çok hopluyor, zıplıyor’ Çocuk dediğin öyle olur zaten.

Böyle davranması onun zekasını belli eder. Çocuk yerinde oturuyorsa zaten bir sıkıntı vardır. Aman kardeşlerim lütfen çocuklarımızı sabırla, özenle, ihtimamla büyütelim. Şereflerini onurlarını muhafaza edelim. Sen çocuğuna öf demezsen o da sana dönüp demez.” (Akradyo Sohbetlerinden)

Çocuk Terbiyesi adlı kitabında Mehmet Sürmeli Hoca hayvanlara bile sevgi dilinin kullanıldığını ifade ettikten sonra şöyle bir çağrıda bulunuyor: “Bitkilere ve hayvanlara dahi sevgi diliyle konuşulan bir dünyada çocuklardan bu sevgiyi esirgemek çok büyük bir yanlıştır. Peygamberler ve Hazreti Lokman bize sevgi dilini öğretmişken bu dili vahiyden öğrenen Müslümanlar olarak çocuklarımıza karşı bütün cömertliğimizle güzel konuşmalıyız. Çocuklara karşı sevgi dili kullanmak yaşayan sünnettir.” (Sürmeli, a.g.e., s. 164)

Bütün eğitimciler eğitimin sevgi ve değer vermeyle başladığında hem fikirdirler. Ne var ki bırakın ilkokulu veya ortaokulu üniversitede bile bu konuda kötü anıları olanlar oldukça çoktur. Mesela Hüsrev Hatemi anılarını anlattığı kitabında üniversite yıllarından bahsederken; “O yıllarda hocaların odasına girmek çok zor bir iş olduğu halde, hocanın odasına daldım!” dedikten sonra odada adam yerine konulmadığını ve kibarca kendisine güle güle denildiğini anlatmıştır. (Anıcak Ol Meclisi, İstanbul, 2001, s.155)

“Otoriter olma rehber ol!”

Bu konuda Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz Hoca’mız da eğitimdeki bazı yanlışlardan şöyle bahsetmektedir: “Bizim yanlış eğitimimizden kaynaklanan ve İmam Hatiplerde ve Kuran kurslarındaki sevgiye dayalı eğitim yerine, otoriteye dayalı eğitim anlayışının hiç de hoş olmadığını şuan daha iyi hatırlıyorum ve bu işin tahsis edilmesi noktasında talebelerime tavsiyelerde bulunuyorum.

Mezun olan çocuklara da bunu söylüyorum. ‘Otoriter hoca olmak yerine rehber hoca olmayı, otoriter koca olmak yerine rehber koca olmayı, otoriter baba yerine rehber baba olmayı her zaman tercih edin’ diye nasihatte bulunuyorum.” (Tasavvuf Akademisyenleri İle Konuşmalar 1, Ankara, 2003, s. 294)

Bilhassa din eğitiminde sevdirme prensibi hayati bir öneme sahiptir. Bu konuda merhum Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre çocuklukta aldığı din eğitimi ile ilgili şöyle söylüyor: “Bana Mızraklı ilmihalin umdelerini teorik olarak sert bir eda ile korkutarak ezberletmek yerine, önce Hazreti Peygamberin ve onun sadık yakınlarının muhabbetini aşıladılar.” (Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı, s, 41)

Çocukların ilmihal öğrenmeleri elbette çok önemlidir, ancak ondan daha da önemlisi çocuklara dini sevdirmektir. Çocuğa verilen terbiye, sevdirme prensibi üzerine kurulmazsa boşa gidecektir.

Öğretmenlerin, anne babaların ve çocuk terbiyesi ile meşgul olanların özellikle muhatabına değer vermeleri, gönül dilini kullanmaları, teşvik ve takdir üslubunu benimsemeleri şahsiyetin teşekkül etmesinde kritik bir öneme sahiptir. Öğretmenler veya terbiyeciler, çocuğu takdir ve tebrik edebileceği ortamlar hazırlamalı ve bu konuda her fırsatı değerlendirmelidirler.

“Öğretmenim sevgi istiyorum!”

İmam Gazali Hazretleri çocuklarla iletişim konusunda büyüklere teşvik edici bir tavır takınmalarını tavsiye ederken bu konuda şöyle söylüyor: “Ne zaman çocuğun güzel ahlak ile alakalı iyi bir hareketi görülürse, takdir ve taltif edilmeli, çocuğu sevindirecek şekilde mükafatlandırılmalıdır. Aynı zamanda halk arasında bile bu iyi hareketlerinden dolayı övülmelidir. Bütün bunlar çocuğu iyiliğe teşvik eder.” (İhya-u Ulumiddin, Cilt 3. s.167)

Ben de bir öğretmen olarak öğrencilerin kendilerine olan güvenlerini sağlamasında övmek ve alkışlatmak gibi yöntemlerin mucizevi etkilerine çok zaman şahit olmuşumdur. Annesinden babasında yeteri kadar ilgi görmemiş, arkadaşları tarafından dışlanmış ve bundan dolayı da dikkat çekmeye çalışan öğrencilerimi gördüğüm zaman bu çocukların lisan-ı halleri ile “Öğretmenim sevgi istiyorum!” demek istediklerini anlayabiliyorum. Böyle bir öğrenci ile karşılaştığımda onu tebrik edebileceğim bir bahane bulmaya çalışıyorum. Öğrenci kendisine verilen değeri ve sevgiyi mutlaka hissediyor.

Gerek öğretmen öğrenci ilişkilerinde gerekse ebeveyn ve çocuk ilişkilerinde çocukların yaş, karakter ve huy gibi farklılıklarının da mutlaka dikkate alınması elzemdir. Bütün çocuklara aynı muamelenin yapılmasını önermek çocuk terbiyesi açısından geçerliliği olmayan bir yaklaşımdır.

Güzel söz elbette ki her zaman ideal olandır, ancak güzel sözün de tesir etmediği ya da çok az tesir ettiği istisnai durumlar da olabilir. Fakat günümüzde modern pedagoji biliminin tabuları yüzünden bu konu sağlıklı olarak ele alınamamaktadır. Bu bağlamda bilge ve arif kimselerin, din büyüklerinin, hocaların görüşleri son derece önem arz ediyor. Ben de bu nedenle özellikle bu yazıda son dönem irfan büyüklerinden bazı nakiller yapmaya çalıştım.

“Çocuklar karakterlerine uygun terbiye edilmelidir”

Son dönem mutasavvıflarından merhum Musa Topbaş Efendi çocuklardaki bazı farklıkları dile getirerek çocuk yetiştiren kimselere şu tavsiyelerde bulunmaktadır: “Ba­zı ço­cuk­lar ya­ra­dı­lış iti­ba­riy­le, çok in­ce ruh­lu, has­sas ve an­la­yış­lı olur­lar. On­la­ra gü­ler yüz ve ne­za­ket­le mu­a­me­le et­me­li. Çün­kü on­lar duy­gu­lu ol­du­ğu için ufak bir imâ ve işa­ret­le hal­le­ri­ni ha­ta­la­rı­nı dü­zel­tir­ler, nezâket ve yu­mu­şak mu­a­me­le­den haz eder­ler. Sert ve ha­şin mu­a­me­le bun­la­rı üzer, huy­suz ve has­ta eder. Bu züm­re azın da azı­dır.

Ba­zı ço­cuk­lar ise bu ter­bi­ye şek­lin­den an­la­ya­maz­lar. On­la­ra açık­tan açı­ğa ‘Şu­nu yap, bu fa­i­deli­dir. Şu­nu yap­ma bu za­rar­lı­dır’ de­me­li­dir. Na­sıl ol­sa ile­ri­de ken­di ha­ta­sı­nı an­lar, de­yip de söy­le­nil­me­si icap eden sö­zü söy­le­mek­ten çe­kin­me­me­li­dir.

Ba­zı­la­rı ise his­siz, an­la­yış­sız olur. Söz kâr et­mez. Bun­lar da sı­ra­sı­na gö­re men­fa­at­le­ri­ni kıs­ma ve­ya ten­ha­da tehdit ve tek­dir su­re­tiy­le ter­bi­ye edi­lir. Bir züm­re de ana­ya ba­ba­ya kar­şı cüretkâr ve say­gı­sız­dır. Gü­zel mu­a­me­le­den hiç nasipleri yoktur. Se­be­bi ise, kö­tü ar­ka­daş­lar­la ya­kın­lık pey­da et­miş­ler, ana-ba­ba­la­rı bu hu­su­sa dik­kat et­me­miş­ler­dir. (Sadık Dânâ, Altınoluk Dergisi, Haziran, 2003)

-Aydın Başar