Mefkûre

İtaat Zirvesinden İnkâr Çukuruna “Modern İnsan”

213Okunma

İnsan fıtratının özünde itikad etme, inanma hissi mevcuttur. Nasıl ki fizik boşluk kabul etmiyorsa merkez-i vücud olan kalp de boşluk kabul etmez. Binaenaleyh insan inanç ile var olur. İnanç adeta bir mütemmim (tamamlayıcı) cüzdür. Varlık sahasına adım atan “Âdem” iman ile ihya olurken inkar ile “adem” olur. Bununla birlikte son zamanlarda yapılan araştırmalar göstermektedir ki dünyada inanca olan bakış değişmektedir.

Bir ilaha inanmak yerine “inanmamaya inanmanın” hızla ivme kazandığı müşahede edilmektedir. Ateizm kimi ülkelerde kemmi olarak Teizm’e galip gelmiştir. Bu nispet Çekya’da %37, Fransa’da %40, İsveç’te %34’tür. Peki, bu değişim furyasının sebepleri ne olabilir şimdi bu soruya cevap arayalım.

İnanmamaya inanmak

İnanma insiyakı insanın temel direğidir. Lakin inancın insanda varlığı asıl derecesinde değildir. Çünkü her asıl beraberinde istisnayı getirir. İnanç hissinin mevcudiyeti mutlaktır. Herkeste bilaistisna tahakkuk etmektedir. Yani inanç asıl olma sıfatıyla değil onun bir üst seviyesi mutlak olma keyfiyetiyle vücud bulmaktadır. Günümüzde ise inanmamaya inanmak şeklinde tabir edebileceğimiz ateizm fikri şüyu bulmaktadır (yayılmaktadır).

Fakat bu noktada Ateizm’e temayülün (eğilim) hakiki bir meyil olup olmadığı dikkatlice tahkik edilmelidir. Zikredilen inanca temayül, Ateizm’in kendince kuvvetli delillerinin bulunmasından mı kaynaklanmaktadır yoksa fazla istintak (sorgulamak) suretiyle boşluğa düşen neslin, çağın getirdiği reklam furyasına kapılmasından mı doğmaktadır?

İşbu halde zamanımızda Ateizm’in, Teizm’in zıddına itikad etmekten değil Teizm’e karşı istintak kampanyasına kapılmaktan doğduğu kanaatine varılabilir. Çünkü ilah kabul etme fikri, ekseriyetle kalıplaşmış bir bilgidir. Kalıp halini almış bilginin silinmesi ise, ondan evvela şüphe duyulması yoluyla gerçekleşir.

Yerleşmiş, müesseseleşmiş sabit bilgi aniden, tam aksinin öne sürülmesiyle değişmez. Hatta kaim olan hakikate bağlılık zıddının iddiasıyla daha da kuvvetlenir. Bundan ötürü ibtidaen şüphenin oluşturulması gerekmektedir. Şüphe ruha kuvvetlice mıhlanmış bilginin düşmanıdır ve mefkûresi onu zayıfça rabtolunmuş bir felsefeye dönüştürmektir. Adeta küçük yem hüviyetindedir. Bu noktada  “Şekk ile yakîn zail olmaz!” prensibi akla gelebilir. Fakat şekkin yani şüphenin vesveseli kişinin yakîn (kesin bilgi) güneşine düşmüş gölge hükmünde olduğu bilinmelidir.

Yakîne, yakîn derecesinde inanmak gerekir. Aksi takdirde ileriki safhalarda gölgenin her hadisede tekrar edip büyümesiyle güneş kapanır ve karanlık bir boşluğa düşülür. Boşlukta da istikamet hakim kanunun çektiği yöne doğru seyreder. Bundan dolayı insanlar Ateizm’e,  Ateizm’in iddia ettiği delillerden ötürü itikad etmeyip Teizm’e güveni sağlayacak delillerden şüphe etmekten dolayı inanmaktadırlar. İlahın varlığı fikrine -tabiri caizse- leke sıfatıyla yapışan her şüphe, insanı ilah fikrinden uzaklaştırmaktadır.

Mutlak adalet ahirette

Bu vaziyeti bir misal ile izah edelim. Mesela İlahın adalet sıfatına sahip olduğunu düşünen bir kişinin dünyada zulmün görülmesiyle onun varlığına dair güven hissi azalabilir. Vesveselerinin artmasıyla bunu vehim haline dönüştürdüğü vakit inancı zayıflar. Ve bu şüphenin neticesinde inanç yapısı nötralize olur. Nötralize mevkii boşluk ve kararsızlık demektir.

İşte bu raddeden sonra moda ile propagandanın tesir sahası güçlenir ve kişi kuvvetle muhtemel rüzgarın estiği istikamete doğru savrulur. Halbuki bütün bu vesveselere kapılmadan evvel mutlak adaletin dünyada gerçekleşmeyeceği, buranın bir imtihan yeri olduğu, insanların da hakikatten ayrılmak suretiyle kendi elleriyle bu kötülüğü icra ettikleri vakıasını bilseydi belki derekeye düşmeyecekti.

İşte burada da şüphenin tutkulu taraftarları ego ve aceleciliğin kara perdesi gözleri alt etmeğe memurdur. Bir misal üzerinden bütün müktesebatı yanlış telakkiye sahip olarak yok saymanın peynire ulaşma acelesiyle kapana giren fareden farkı bulunmamaktadır.

Maalesef günümüz halklarının din bakımından bilgili olduğunu zannedip bilgisizlik içinde olması, ilahın varlığı fikrine karşı tartışma havası içinde bulunması herhalde geçirdiğimiz vetirenin en güzel şerhi olsa gerektir. Neticede insanların Ateizm kuyusuna, ona meftun oldukları için değil artık gen kodlarına aşırı şüphe yazıldığından dolayı düştüğü söylenebilir.

Her şeye rağmen Ziya Paşa’nın ifade buyurduğu gibi;

Hikmet budur ki aherine hasmolur bilip

Her kavm kendi mesleğini menhec-i sedad

Amma bu ihtilaf ile maksudu cümlenin

Bir halika hulus ile etmektir inkıyad

Kavimler kendilerine göre farklı doğru yollar tayin eder. ancak herkesin içinde bir yaradana itaat etme arzusunun bulunur.

-Akif Dağlar