AlimlerÖnden Gidenler

Kabına Sığmayan Alim: Karadavi

262Okunma

Son dönemin en çok konuşulan alimlerindenYusuf El Karadavi, 9 Eylül 1926’da Mısır El Garbiyye’nin Siff Turab bölgesinde doğdu. Küçük yaşta babası vefat edince bakımını amcası üstlendi. 9 yaşında hafızlığını tamamladı. Fakirlik içinde büyüyen bu yetim çocuk ileride kendisinden çok söz ettirecek,ünü sadece Mısır’a değil bütün dünyaya yayılacaktı.

Doğduğu yıllarda Mısır’da yeni bir İslamî hareketin filizleri boy vermek üzereydi. 1928’de “İhvan-ı Müslimîn”(Müslüman Kardeşler) Hareketi, İsmailiye kentinde faaliyetlerine başladı. Hareketin kurucusu Hasan El-Benna’dan etkilenen Karadavi, gençlik yıllarında Müslüman Kardeşler’e katıldı. İlerleyen zamanda, Abdulkadir Udeh, Muhammed Gazali, Fethi Osman ve Seyyid Kutub gibi isimlerle birlikte bu hareketin Mısır’daki fikir cephesini besleyen isimlerden birisi olarak anılacaktı.

El Ezher’in lise kısmını ikincilikle bitiren Karadavi, 1953 yılında El Ezher Üniversitesi Usul-u Din Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Bu başarıları onun zeki ve parlak bir öğrenci olduğunu göstermektedir. Çocukluktan itibaren kendisine büyük hedefler belirlemiş ve hedeflerini gerçekleştirmek için var gücüyle çalışmıştır. “Hatıralarım” adlı kitabında lise yıllarında geçen şöyle bir hatırasını anlatmaktadır.

“Ben Ezher şeyhi (rektör) olmak istiyorum”
Karadavi lise birinci sınıftadır. Öğretmeni zarif ve esprili bir kimsedir. Seçmeli bir derste öğrencilerle biraz zaman geçirmek ve onlarla sohbet etmek ister. Onlara: “Her öğrencinin gelecekte ne olmak istediğini söylemesini istiyorum.” der. Öğrencilerden biri orduda subay olmak istediğini söyler. Hocaları; “İnşallah mezarlık bekçisi olursun” der. Bir başka öğrenci; “Ben de Ezher’in lise okulunda sizin gibi hoca olmak istiyorum” der. Hoca ona da; “Sen de köyünüzdeki kursun hocası olacaksın.” der. Sıra Karadavi’ye gelir. Ona; “Sen ne olmak istiyorsun?” diye sorar. Karadavi şöyle cevap verir: “Hocam müsaade buyurursanız ne olmak istediğimi size açık birşekilde söylemek istiyorum. Ben Ezher şeyhi (rektör) olmak istiyorum.”

Öğrenciler, hocadan diğer öğrencilere verdiği gibi şakacı bir cevap beklerlerken hoca şöyle der: “Çocuklar, bunu gözünüzde çok büyütmeyin! Gerçekleşmiş nice büyük hayaller var! Nice uzak ihtimalli hayaller var ki, gerçek olmuştur. Hem tarihte hem de vakıada bazı insanların hayal ettiği ve başka insanların ise saçma gördüğü, imkansız zannettiği hayaller var. Ama bu hayallerin sahipleri çalışmış, çabalamış ve sonuçta hayallerine ulaşmıştır.”

Büyük hedefler peşinde koşan bu idealist ve zeki gencin daha ilk gençlik yıllarından itibaren İhvan’ın verdiği dava ruhuyla bilinçlenmesinin,onun aksiyoner karakterinin oluşmasında büyük etkisi olmuştur. Hayat anlayışı olarak edilgen bir pozisyonu kendisine yakıştıramamış, Müslümanların nesne değil özne olması gerektiğini düşünerek devamlı aksiyon halinde olmuştur. Belki de Karadavi’nin en önemli yönü budur. Dünyanın gidişatı hakkında bir söz mü söylenmesi gerekiyor, o sözü Karadavi söylemiştir. Müslümanların bir konuda bir fetvaya mı ihtiyacı var? O fetvayı Karadavi vermiştir. Kıyıda köşede oturup seyreden bir şahsiyet olmamıştır. Madem dünya siyasetinde bir sinema oynanmaktadır, o halde Müslümanlar bu filmin başrolünde olmalıdır, diye düşünmüştür. Aktif; etkili, müdahaleci, mücadeleci Müslümanlık nasıl gerçekleştirilir, diye düşünenlerin onun hayatından öğrenecekleri çok şey vardır.

Onun ele avuca sığmayan kişiliğinden dolayıdır ki 1949 yılında daha 23 yaşındayken ilk defa tutuklanmış ve hayatı boyunca yaşayacağı sıkıntıların provasını yapmaya başlamıştır. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır döneminde üç kez daha hapse atılmıştır. Birkaç sefer peş peşe hapse girmesi inandığı yolda sebatkâr ve inatçı birisi olduğunu ortaya koymaktadır. Baskılara boyun eğen, köşesine çekilen silik bir karakter değildir.Yaşadığı çağın siyasi gidişatına karşı duyarsız kalmayan Karadavi diğer taraftanilim aşkıyla eğitimini devam ettirmeyi başarmıştır.

İstenmeyen adam
Siyasi cephede bunlar olurken, Karadavi eğitimine devam etmektedir. 1954’deöğretim üyeliği sertifikası alır. 1960 yılında fakültenin Ulûmü’l Kuran ve’s-Sünne bölümünde yüksek lisansını tamamlar. Böylesine kabına sığmayan bir ilim adamı için, Müslümanların sürekli baskılara tabi tutulduğu bu topraklar artık dar gelmeye başlar. 1961 yılında Mısır’ı terk ederek Katar’a gider ve Katar vatandaşlığı alır. Kariyerine orada devam eder. 1973 yılında “Zekat ve Eseruha fi Halli’l Müşkilâti’l İctima’iyya” (Sosyal Problemlerin Çözümünde Zekat ve Etkisi) konulu teziyle doktorasını tamamlar. 1977’de Katar Üniversitesi Şeriat Fakültesi dekanı olur.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanlığı, Avrupa Fetva Konseyi Başkanlığı gibi vazifeler üstlenen Karadavi, birçok İslamî finans kuruluşunda danışmanlık yapar. Bu süre zarfında İslam coğrafyasındaki siyasi olaylar üzerine çok sayıda beyanat verir ve ümmeti çeşitli konularda yönlendirmekten geri durmaz. Emperyalist güçlere karşı halkı uyarır. İsrail’in Mescid-i Aksa’yı yıkma tehditlerine karşı Müslümanları tepki göstermeye davet eder. Müslümanların birleşmesi ve ortak hareket etmesi için çağrılarda bulunur. Bu tavırları neticesinde birçok ülkede istenmeyen adam olarak nitelenir.

1999 yılında teröre destek verdiği gerekçesiyle Amerika’ya girişi yasaklanır. 2011 yılındaki Mısır devriminden sonra, 1981’den beri ayak basmadığı Mısır’a gelir ve 18 Şubat günü Tahrir Meydanı’nda yüzbinlerce insana hitap eder. Bu konuşmasında Mısır’da son zamanlara kadar hüküm süren zalim firavunların kulaklarını çınlatır. Ardından cuma namazını kıldırır. Ne var ki bu mutlu başlangıcın devamı gelmez. Sisi, İhvan kökenli Cumhurbaşkanı Mursi’yi indirerek yönetime el koyar.  Sisi’nin darbesinden sonra yeni yönetime karşı beyanatlar veren Karadavi, Sisi hükümetinin girişimleriyle 2014’te Interpol tarafından dünya terör listesine alınır, fakat 2017’de ismi listeden çıkartılır. Eylül 2018’de emperyalist güçlerin etkisinde olan Suudi Arabistan savcıları Karadavi hakkında idam talebiyle iddianame düzenlerler. Bu tarihlerde Karadavi, Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanlığı’ndan da ayrılmıştır.

İslam dünyası neden parçalandı?
Hayatı boyunca kendisini ilmî çalışmalara veren Karadavi’nin 150’ye yakın eseri bulunmakta olup eserleri birçok dile çevrilmiştir. Düşünceleri ise bütün Müslüman coğrafyalarda hali hazırda halen tartışılmaya ve ilgi görmeye devam etmektedir. Aralık 2007’de Altınoluk Dergisi’ne verdiği demeçte ümmetin birliği konusunda şunları söylemiştir:

“Bundan 40 yıl önce, 1967 yılında Türkiye’ye yaptığım ilk ziyaretimde İslam dünyasının parçalanmışlığının nedenlerine ilişkin bir soru ile karşılaşmıştım. O gün için dört madde zikretmiştim. Bugün de bu maddeler geçerliliğini korumaktadır.

Birinci neden asabiyet. Bir başka deyişle radikal milliyetçilik. Yani bir kavmin başka kavme üstün olduğunu vehmeden ruh hali. İkinci önemli etken mezhep taassubu ve dışarıdan ithal edilen fikrî akımlar. İslam dünyası için Kur’an ve sünnet en temel kriter iken artık onların yerini başka unsurlar aldı. Bu durum kimi toplumları sağa, kimilerini sola, kimilerini doğuya kimilerini Batı’ya yöneltti. Üçüncü temel unsur, edinilen dostlar. Önceden tek dostumuz Allah(cc) ,O’nun Resulü(sav) ve müminler iken farklı kişileri ve merkezleri kendimize dost edindik. İslam dünyası olarak bir kısmımız Washington’u dost edindi, bir kısmımız Moskova’yı, bir diğerimiz Paris’i. Hâlbuki Allah Teala kimi dost edinmemiz gerektiğini bildiriyor: ‘Kim Allah’ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.’ (Maide, 56)Dördüncü unsur enaniyet ve yöneticilerin hevasına tabi olmalarıdır.”

Karadavi,İslamî çizgide gördüğü yöneticilerle iyi ilişkiler kurmuştur.Türkiye’ye ise özel bir sevgisi vardır. 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra bir basın açıklaması yapan Karadavi şunları söylemiştir: “Türkiye’nin yeniden İslam dünyasının yönetim merkezi olması için dua ediyoruz. İslam sancağı yeniden göklerde sallansın. Selçuklular’dan itibaren bu topraklar geçmişte alimlere, ilim insanlarına ev sahipliği yaptı. Haçlılara dur demişler, uzak diyarlara kadar İslamiyet’i yaymışlardır. Gittikleri yerlerde güzel eserler bırakmışlardır. İslam sancağı burada bir kez daha dalgalanacak ve hizmet kaynağı olacaktır. Bunu böyle bilelim.”

-Aydın Başar