Dünyaİsmail ÇolakTarih

Kutsala Saygısız Fransa’ya Osmanlı’dan Okkalı Tokatlar

1.1BinOkunma

“Dünyada hiçbir insan Hz. Muhammed’den (sav) daha büyük olamaz!”

(Alphonse de Lamartine)

Geçtiğimiz aylarda Fransa Hükümeti ve Charlie Hebdo dergisi, genlerinde var olan İslam’a ve Peygamber Efendimiz(sav)’e hakaret furyasını/cerahatini bir kez daha dışa vurdular. Kutsal değerler mevzubahis olduğunda ülkemiz, milleti ve devletiyle Osmanlı devrinde sergilediği şuur ve hassasiyeti, Fransa’daki melanet için de sergiledi; büyük bir nefretle telin (lanetlemek) ve boykot etti.

Osmanlılar, Fransa ve diğer Batı ülkelerinde dinimize, peygamberimize ve cümle millî-manevî değerlerimize taarruzlar ve hakaretler varit olduğunda, bunları behemehâl bertaraf etmeyi, devletlerinin aslî vazifesi olarak telakki ettiler.

Kanunî’den Fransa’ya dans yasağı

Avusturyalı tarihçi Hammer’in, meşhur Osmanlı İmparatorluğu Tarihi’nde (c.3/s.29) naklettiğine göre Fransa’da dans icat edildiği zaman, Osmanlı elçisi hemen cihan sultanı Kanuni’yi haberdar etti. O da Fransa’yı titreten şu muhteşem mektubu yazarak muhataplarını hizaya soktu:

“Ben ki, 48 krallığın İmparatoru Kanunî Sultan Süleyman’ım. Elçimden aldığım mektupta, memleketinizde dans adı altında, kadın erkek birbirine sarılarak, açıkça halk önünde oynadığını işittim. Sınır olmamız dolayısıyla bu rezaletin memleketime bulaşması ihtimali doğrultusunda, mektubum elinize ulaştığından itibaren, bu rezalete son verilmediği takdirde, ordumla bizzat gelip, bu rezaleti ortadan kaldırmaya gücüm var!”

Mektup o kadar etkili oldu ki, Fransa’nın geri adım atmaktan başka şansı kalmadı. Hatta Kanuni’nin sert uyarısı üzerine Fransa’da dans, tarihçilerin yazdığına göre tam yüz yıl yasaklandı.

“Avrupa Şark’ı bilmez!”

18-19. Yüzyıllarda Ernest Renan, Voltaire, Rousseau, Montesquieu, Victor Hugo gibi Fransız düşünürler, İslam’ın ilimle barışık olmadığı ve gelişmeyi engellediği minvalinde dinimizi hafife alan fikirler savunuyorlardı.

Namık Kemal, “Renan Müdafaanamesi” ile bu melun görüş(ler)e, Cemil Meriç’in ifadesiyle taarruz niteliğinde bir cevap verdi. Renan’ı, parlak kariyerine rağmen cahilce bir tutum sergilemekle suçladı. Son tahlilde meseleyi, “Avrupa Şark’ı bilmez!”kanaatiyle hükme bağladı.

Ziya Paşa ise, meşum iddiaları şiir diliyle şöyle reddetti:

İslam imiş devlete, pâbend-i terakkî (yükselişe engel)

Evvel yoğ idi, işbu rivayet yeni çıktı.

Milliyeti nisyan ederek (unutarak) her işimizde,

Efkâr-ı Frenge tebaiyet (Frenk düşüncesine uymak) yeni çıktı.

Eyvâh bu baziçede (oyuncaklıkta) bizler yine yandık,

Zira ki, ziyan ortada bilmem ne kazandık.

Voltaire’in cinnetine Halife Abdülhamid’den tokat

Ünlü Fransız yazar Voltaire, 1742’de “Le Fanatisme ou Mahomet le Prophete Tragedie” (Fanatizm veya Peygamber Muhammed’in Taassubu)isimli bir tiyatro yazarak, gerek Peygamber Efendimizi gerekse İslamiyet’i küçük düşürdü. 1800’lerin sonlarında Fransızlar bu tiyatroyu Paris’te sahnelemeye kalkışınca, payitahtta adeta kıyamet koptu.

Sultan II. Abdülhamid, elçilik vasıtasıyla harekete geçti. Oyunun durdurulmasını, aksi durumda bunu siyasî mesele haline getirip tüm İslam alemini ayağa kaldıracağı yönünde Fransız Hükümeti’ne zehir zemberek bir yazı gönderdi. Aynı zamanda İslam Halifesi olan Abdülhamid Han’ın sert uyarısını kâle almak zorunda kalan Fransızlar, tiyatroyu gösterime sokmaktan kaçındılar.

Bornier’in melun dramı da engellendi

Fransız Akademisi üyesi Henri de Bornier de, 1888’de “Mahomet” (Muhammed) ismini taşıyan aşağılık bir dram yazarak, İslam ve Hz. Muhammed (sav) düşmanlığında Voltaire’den aşağı kalmayacağını ispatladı. Dram, peygamberimizi sahnede canlandırdığı gibi, O’nu, ailesini ve İslam’ı tahkir edici hezeyanları muhtevi idi. Dahası Bornier dramını, Fransa’nın ünlü tiyatrosu La Comedie Français’e kabul ettirmeyi de başardı.

Abdülhamid Han, Osmanlı’nın Paris elçisi Esad Paşa ve Fransa’nın İstanbul büyükelçisi Kont E. Montebella aracılığıyla fecaate derhal el koydu. Fransa Cumhurbaşkanı Sadi Carnot’a haber gönderdi ve menfi bir teşebbüs olursa, bunun Türk-Fransız ilişkilerinin sonunu getireceğini bildirdi.

Oyunun sahnelenecek olmasının Sultan Abdülhamid’de hasıl ettiği kaygı, 15 Nisan 1890 tarihli Capitan Fracassa adlı İtalyan gazetesinde; “Bu dramın sahneleneceği haberi üzerine Sultan, sanki kendisine bir Rus filosunun Boğaziçi’ne doğru hareket ettiği bildirilmiş gibi heyecana kapıldı!..” sözüyle tasvir edildi.

Sonuçta Halife Abdülhamid Han, bu oyunun da temsilini engelledi. Hatta ortaya koyduğu duyarlılıktan dolayı Sadi Carnot’u, Osmanlı nişanıyla taltif etti. Bu vesileyle Fransa elçisi Montebella piyesin yasaklandığını, 22 Mart 1890’da Sultan Abdülhamid’e gönderdiği yazıda şöyle müjdeledi:

“Mösyö Bornier’in yazdığı ‘Muhammed’ adlı facianın daha önce Paris Tiyatrosu’nda oynatılması kararlaştırıldığından, bunun önlenmesi hususunda hazret-i padişahiden defaatle engelleme teşebbüsünde bulunmam için uyarı aldığımı hükümetime bildirmiştim. Meclis-i Vükela’nın bu sabahki toplantısında, bu facianın Fransa’nın bilcümle tiyatrolarında oynatılmasının yasaklanmasına karar verilmiştir. Hazret-i hünkârın, hükümetim tarafından alınan bu kararı, hem kendilerine hem de Osmanlı Hükümetine karşı hükümetimin dostluğuna bir delil olarak değerlendirileceğine inanıyorum. Bu karar yeniden başlayacak dostluğumuzun teminatı olur ümidindeyim.”

Münkirlere Fransız yazarlardan reddiyeler

Bütün bu menfi misallere karşılık dinimizin büyüklüğünü, Peygamber Efendimizin yüceliğini ve Kuran’ın -Osmanlı özelinde- Müslümanların dünyaya hâkim olmaları ve örnek medeniyetler kurmalarındaki hissesini takdir ve teslim eden Fransız filozof, yazar ve şairler de vardı elbette.

Mesela Fransız şair, yazar ve tarihçi Alphonse de Lamartine, İslam tarihini okuduğunda Hz. Muhammed’e (sav) hayran kalmış ve 1854’de yazdığı Historie de la Turguie’de O’nun, insanlığın ve medeniyetlerin gelişimindeki emsalsiz mevkiini şu sözlerle sena etmişti:

“Eğer gayenin/başarılan işin büyüklüğü, kullanılan vasıtanın küçüklüğü ve ulaşılan sonucun şümulü/genişliği insan dehası için üç ölçü ise, modern tarihin hangi büyük şahsiyeti Hz. Muhammed’le mukayese edilebilir? Tarihin en ünlü kişileri, ya kılıçları ya da kanunları veya kurdukları imparatorluklarla ün kazanmış kimselerdir. Eğer hâkim oldukları yerlerde bir şeyler kurabilmişlerse, bunlar hep maddeyle ilgili şeyler olmuş ve daha hayatta iken onlardan önce yıkılıp gitmişlerdir.

Halbuki Hz. Muhammed o günkü yaşanan dünyanın üçte biri üzerinde orduları, kanunları, imparatorlukları, milletleri ve hanedanlarıyla birlikte yüz milyonlarca insanı harekete geçirmiş bir kişidir. Bunlarla birlikte fikirleri, inançları ve ruhları da harekete geçirmiştir. İnsanların büyüklüğünü ne ile ölçerlerse ölçsünler, dünyada hiçbir insan Hz. Muhammed’den daha büyük olamamıştır.”

Yine Lamartine başka bir tespitinde Osmanlı’nın kurduğu parlak medeniyeti, sağlam dinî kaynaklardan beslenmesine bağlamıştı: “Türk’ün fazileti, İrade-i İlahiye’ye daima inkıyadında ve akidesi de Takdir-i İlahi’de gösterilebilir. İşte bu imanla dünya fethedilebilir.” Fransız yazar A. Brayer ise, Osmanlı’nın cihan çapındaki başarı formülünü, medeniyetinin özündeki “Kuran Ruhu”na dayandırmıştı.

-İsmail Çolak