Aileyi Yeniden İnşa EdelimÖne ÇıkanlarSoner Duman

Allah Resulü’nün Aile Reisliği

209Okunma

Allah Resulü’nün (sallalahu aleyhi vesellem) yaşam tarzı, Allah’a ve ahiret gününe inananlar için en ideal yaşam tarzıdır. O, Allah’ın hükümlerini insanlara tebliğ eden bir elçi olmasının yanında aynı zamanda devlet başkanı, komutan, hakim, aile reisi, öğretmen gibi toplumsal rol ve statüleri de bünyesinde barındırıyor ve müminlere bu yönleriyle de örnek oluyordu. O’nun aile reisi olarak ortaya koyduğu örneklik aslında Kuran’ın bu konuya dair talimat ve yönlendirmelerinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildi.

Aile fertlerine değer vermek
Allah Resulü aile fertlerine değer verir, onlara iyi davranır, her bir müminin de bu şekilde davranmasını tembihlerdi. Öyle ki o, kişinin karısına iyi davranmasını imanın olgunluğuna delil sayarak şöyle buyurmuştu: “Müminlerin imanı en olgun olanları güzel ahlaklı olanlarıdır. Sizin en hayırlınız kadınlarına hayırlı davrananlardır.” (Tirmizî, “Radâ”, 11)

Eşler arasında birbirini kötü görme gibi davranışları tasvip etmeyen Allah Resulü şöyle buyurmuştu: “Bir mümin erkek bir mümin kadını kötü görmesin. Onun bir huyunu sevmese bile başka bir huyunu sevebilir.” (Müslim, “Rada”, 61)

Müminlerin annesi Hazret-i Aişe’nin (radıyallahu anha) belirttiğine göre Allah Resulü, eşlerine asla şiddet uygulamamıştır (Müslim, “Fezâil”, 79). Allah Resulü kendisine sorulan; “Bir kadının kocası üzerindeki hakkı nedir?” şeklindeki soruya, “yediğinden yedirmesi, giydiğinden giydirmesi, kendisine vurmaması, kötü ve kırıcı sözler söylememesi, evi terk etmemesi” (İbn Mâce, “Nikâh”, 2) şeklinde cevap vermiştir.

Allah Resulü  veda hutbesinde de erkeklere, eşlerine iyi davranmalarını tavsiye ederken; “Siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız.” buyurmuş, bu ifadesiyle sorumluluklarının büyüklüğünü onlara hatırlatmıştır. (Tirmizî, “Rada”, 11)

Allah Resulü çocuklarına ve torunlarına da büyük değer vermiş, onlara karşı hep müsamahalı olmuştur. Cemaate imamlık yaptığı bir namazda torunlarından Hazret-i Hasan veya Hazret-i Hüseyin kendisinin sırtına çıktığı için o ininceye kadar secdeyi uzun tutmuş, bundan dolayı torununu azarlamamıştı (Nesâî, “Tatbik”, 65).

Aile fertlerinin dinî eğitimine önem vermek
Yüce Rabbimiz her bir mümine; “Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten [cehennemden] koruyun!” (Tahrîm, 6) buyurarak kişinin kendisini ve aile fertlerini sonsuz azaptan kurtarmak için gayret gösterme yükümlülüğü yüklüyor; peygamberimiz nezdinde tüm müminlere hitap ederek, ibadet konusunda kararlı ve azimli bir duruş sergilememizi istiyordu.

Kuran, Allah Resulü’nün kendi ailesine yönelik davranış modelinin bir özeti gibiydi. Zira o, bu Kuranî yönlendirmenin bir gereği olarak mübarek yuvasında eşlerine Allah’ın ayetlerini ve hikmeti öğretiyordu (Ahzab, 34). Eşleri, dine dair pek çok meselede kendisine sorular soruyorlar, ondan öğrendiklerini diğer mümin kadınlara da aktararak toplumun eğitimine de katkı sunuyorlardı. Ailesinin yalnızca farz olan ibadetleri yerine getirmesi ile yetinmeyip kendilerini nafile ibadetlere de teşvik ediyor, Ramazanın son on gününde eşlerini geceyi ihya etmek üzere uyandırıyordu.

Aile fertlerinin maddî ihtiyaçlarını temin etmek
Kişinin maddî imkanları elverdiği sürece bu imkanlardan aile fertlerini de yararlandırma konusunda cimrilik ya da israfa kaçmaksızın orta yolu tutması yani cömertlik göstermesi dinen istenen ve teşvik edilen bir davranıştır. İdeal bir mümin, “daha fazla dindarlık” adına aile fertlerini ihmal edecek davranışlar sergileyemez.

Osman bin Mazun’un eşi Havle, Allah Resulü’nün eşlerinin yanına eski püskü bir kıyafetle gelmişti. Müminlerin anneleri ona bu duruma ilişkin sorduklarında o kocasının geceleri sabaha kadar ibadet edip gündüzleri oruç tuttuğunu belirtmiş, bu ifadeleriyle dünyalık kazanç konusunda ihmalkar davrandığını ima etmişti. Durum peygamberimize bildirilince o Osman’ın bu hareketini eleştirerek kendisine “Bende örnek alınacak bir durum yok mu?” diye sordu. Osman “Canım sana feda olsun elbette var. Bunu niçin söylüyorsun?” dedi. Allah Resulü ona şöyle dedi:

“Sen sürekli geceleri namaz kılıyor, gündüzleri oruç tutuyormuşsun. Ailenin senin üzerinde hakkı var, canının senin üzerinde hakkı var. Öyleyse bazen gece namazı kıl, bazen uyu. Bazen oruç tut, bazen iftar et.” Osman bu öğütten sonra eşini ihmale son verdi. Daha sonra Osman’ın karısı daha güzel bir kıyafetle ve güzel koku sürünerek peygamberimizin eşlerinin yanına geldi (Ebu Ya’lâ, Müsned, 13/216).

Aile fertleri arasında adalete riayet etmek
Allah Resulü gerek eşleri gerekse çocuklarına karşı adaletle muamele eder, müminlere de bu şekilde hareket etmelerini emrederdi. Kuran’ın indirildiği dönemde bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi Araplar arasında sıklıkla rastlanan bir durumdu. Kuran, toplumsal bir realite olarak hazır bulduğu bu konuda belirli şartlar ve kısıtlamalar ortaya koymuş, adalete riayet edemeyeceği endişesi taşıyanların sadece bir kadınla evlenmesini emretmişti. Allah Resulü de birden fazla kadınla evli olup da eşleri arasında adalete riayet etmeyenlerin kıyamet gününde mahşer meydanına bir yanı eğrilmiş olarak geleceğini belirterek bu işin ciddiyetini ortaya koymuştu (Nesâî, “İşretü’n-nisâ”, 2)

O, insanların çocuklarına davranma konusunda da adalete riayet etmesini emrediyordu. Şu olay bunu açık bir biçimde göstermektedir. Numan bin Beşir’in babası kendisine bir hurma bahçesi bağışlamış, bu konuda Allah Resulü’nün şahit tutmak için oğlu Numan’ı yanına alarak onun huzuruna gitmişti. Allah Resulü ona “diğer çocuklarına da birer hurma bahçesi bağışladın mı?” diye sormuş, adam “hayır” deyince “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adalete riayet edin!” buyurmuştur (Buhârî, “Hibe”, 12).

Aile fertlerine muhabbet ve merhametini göstermek
Allah Resulü sevgisini aile fertlerine göstermekten asla geri durmamıştır. Bir gün torunu Hasan’ı öperken onu gören Akra’ bin Hâbis “Benim on çocuğum var, bugüne kadar hiçbirini öpmedim.” dediğinde kendisine “Merhamet etmeyene merhamet edilmez!” diye karşılık vermişti (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Fezâil”, 65).

O, eşleri ile iyi geçinmek ve onlara olan sevgisini göstermek üzere onların meşru olan isteklerini yerine getirmiş, kendileriyle şakalaşmıştır. Bir gün Mescid-i Nebevi’de kılıç-kalkan oyunu oynayarak gösteri yapanları izlemek isteyen Hazret-i Aişe, peygamberimizin arkasına geçip çenesini onun omzuna, yanağını da yanağına dayayarak bu oyunu izlemişti (Buhârî, “Iydeyn”, 2; Müslim, “Salâtü’l-ıydeyn”, 19).

Allah Resulü’nün eşleriyle şakalaşmasına dair ilginç örneklerden biri de şudur: Bir gün Allah Resulü, eşlerinden Hazret-i Sevde’nin yanında iken Hazret-i Aişe yaptığı bir yiyeceği getirdi. Sevde’ye “Sen de ye!” dedi. Sevde yemekten kaçınınca “Yemezsen yüzüne sürerim!” dedi. Sevde yine yemek istemeyince Hazret-i Aişe elini kabın içine sokarak kaptan aldığı yiyeceği Sevde’nin yüzüne sürdü. Bunun üzerine Allah Resulü, Sevde’ye “Haydi sen de onun yüzüne sür!” buyurdu. Sevde de Hazret-i Aişe’nin yüzüne bir miktar yiyecek sürdü. Bütün bunlar olurken Allah Resulü olan bitene gülerek karşılık veriyordu (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 4/316).

Allah Resulü’nün örnek bir aile reisi olduğuna ilişkin söz ve olaylar hadis kitaplarında bir derya gibi olup yukarıdaki anlattıklarımız bu deryadan bir damla mesabesindedir. Rabbimiz yuvalarımızı onun yuvası gibi saadet ve mutlulukla doldursun.

– Prof. Dr. Soner Duman

 

Son Nefeste İmanlı Ölebilmenin Bir Formülü Var Mı?