Aileyi Yeniden İnşa EdelimÖne ÇıkanlarSöyleşiler

Çiğdem Yıldız : “Bir çocuğun ilk öğretmeni annesi, ilk okulu ise ailesidir”

TÜGVA Kadın Aile Koordinatörü Çiğdem Yıldız
413Okunma

Son yıllarda aile ve kadın konusu oldukça gündemde. Ülkece uğraştığımız pek çok problemin arasına bir de aile meselelerinin girmesi herkesi tedirgin ediyor. Huzurun kaynağı olan aile hayatımızı kurmak, sağlıklı şekilde idame ettirmek için neler yapılmalı? Nasıl düşünmeli? Bu konuda hem görüşlerini almak hem de kendisini yakından tanımak için Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Kadın ve Aile Koordinatörü Çiğdem Yıldız’ı ziyaret ettik.

2012 yılında İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan Çiğdem Hanım, 2013’de öğretmen olarak göreve başlıyor. Arapça, İngilizce ve başlangıç seviyesinde Almanca bilen Çiğdem Hanım, bulunduğu okulda da şu an idarecilik yapıyor. Kendisi evli ve iki çocuk annesi.

Vakıf hayatınız nasıl başladı?

Kurumsal olarak bakarsak vakıf kariyerim için şu yılda başlamıştır, diyebilirim. Ama bence vakıf hayatım ailemde başladı. Birinin yardıma ihtiyacı olduğunda annem, babam, ben hep birlikte ne yapılması gerekiyorsa gider yapardık. Hatta bizden yardım istenilmese dahi giderdik. Biz böyle büyüdük. Vakıf hayatım aslında o zaman başladı.

Vakıf ve derneklerle ise ilk defa üniversite yıllarımda tanıştım. Ben genel olarak serbest yetiştim. Evet, evde namaz kılınıyor, Kuran-ı Kerim okunuyordu ama o anlamda pek de şuurlu değildik. Üniversitede tesettüre merak duymaya ve araştırmaya başladım. Ve bir kamp ortamında tesettüre girmeye karar verdim. 2009 yılıydı, vakıf çalışmalarım da bu dönemde başladı. Çünkü bir vakıf vesilesi ile örtünmüştüm. Sonrasında ise kendimi “Ben ne yapabilirim?” sorusu ile baş başa buldum. Kendime göre birçok vakfa gittim. Ancak kurumsal olarak ilk profesyonel çalışmalarım 2013 yılında TÜGVA ile başladı.

TÜGVA Kadın Aile Koordinatörlüğü olarak proje ve faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Salgın dönemi ve sonrası için yeni projeleriniz var mı?

Bizim koordinatörlüğümüzün hedef kitlesi 18-30 yaş olarak geçiyor ama çok da kesin çizgilerle ayrılan bir yaş aralığımız yok aslında. Yeri geliyor ortaokul, lise öğrencileri bile faaliyetlerimize katılabiliyor. Bu anlamda hanımlara yönelik her alanda; sosyal, kültürel, manevî ve her yaş kitlesine uygun faaliyet üreten bir koordinatörlüğümüz var. Aile Okulu, Zarafet Akademisi, manevi sohbetler, diksiyon eğitimi hatta pilates derslerine kadar pek çok konuda projelerimiz mevcut.

Bizim hedefimiz aslında kadınlar üzerinden aileye ulaşmak. Çünkü her şey ailede başlıyor. “Bir çocuğun ilk öğretmeni annesi, ilk okulu ise ailesidir!” diyoruz. Yani biz ne kadar aileye ulaşabilirsek o kadar çocuğa ve gence ulaşmış oluyoruz. “Aileyi eğitmeden, çocuğu eğitmemiz mümkün değil.”

Yıllar önce sokakta çalışan çocuklar üzerine bir projeye katılmıştım. O çocukları toplayıp eğitiminden konuşmasına kadar her anlamda bir eğitim vermeye çalıştık. Yıllarca eğitim verdikten sonra fark ettik ki bu çocuklara ne eğitimi verirsek verelim istediğimiz gibi bir ilerleme kat edemiyoruz. Kıyafet veriyoruz, kıyafeti satıyor ve paraya dönüştürüyor. Kalem defter veriyoruz yine paraya dönüştürmeye çalışıyor. O zaman anladık ki aileyi eğitmeden, çocuğu eğitmemiz çok da mümkün değil. Sonrasında ailelerini projeye dahil ettik. Aynı eğitimden ebeveynler de nasiplendi. Ve o projeden mezun olup tıp kazanan öğrencimiz oldu.

Yine bu projede bir annemiz sadece Kürtçe biliyordu. Eğitim içerisinde Türkçe öğrenip diğer aileler ile iletişim kurmamız için bize tercümanlık yaptı. Bu anlamda ailelere ulaşmak çok önemli, bizim de projelerimizin en temelinde aileye ulaşmak var.

Bu nedenle salgın döneminde de aynı hedef doğrultusunda çalışmalarımıza devam ettik. Salgın biter mi, bitmez mi; biz ona çok takılmadık. Açıkçası salgın dönemi biz çok etkilemedi. Sanırım yeni nesil bir gençlik vakfı olmanın bir faydası bu. Tüm projelerimizi dijitale aktardığımız gibi salgın döneminden sonra tekrar dijitalden sahaya aktarıp ya da her ikisine uygun geçişler yaparak, üzerine de yeni projeler ekleyerek devam edeceğiz inşallah.

Başta anlattıklarınızla bunları düşünüce şunu merak ediyorum; kendi eviniz, aileniz, çocuklarınız var. Annelik ve ev hanımlığıyla birlikte öğretmensiniz aynı zamanda. Bunlarla birlikte vakıf hizmetlerinizi nasıl yürütüyorsunuz?

Açıkçası hiç kolay olmuyor. Bunun püf noktası zaman yönetimini iyi yapabilmek. Önceliklerimizi nasıl yerleştirdiğimiz, hayatımızdaki taşları nerelere koyduğumuz önemli. Çünkü eğer o taşları yanlış yerlere yerleştirirsek sonrasında hiçbir şeye yetişemiyoruz. Birçok görevim var; evde hem anne hem eş, okulda öğretmen -bir nevi annelik-, vakıfta yönetici olmak gibi. Bu durumda da önceliklerimizi belirlemek gerekiyor.

Ben önce “İnsan olarak ihtiyacım ne?” sorusunu soruyorum kendime. Kendime vakit ayırmayı ihmal etmemeye çalışıyorum. Eğer ki kendinize vakit ayırmayı es geçerseniz sonrasında psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor maalesef. Allah yolunda yapacağımız o hizmetin de bereketi ziyana uğruyor. Çünkü kendine iyilik yapmayan insan başkasına iyilik yapamaz. Bunun sonrasında önceliklerimi ihtiyaca binaen sıralıyorum.

Günlük zaman yönetiminde ise tabii ki bir Müslüman olarak namaz vakitlerini esas alıp ona göre planımı yapıyorum.  Önemli noktalardan biri de fedakarlık. Diğer kişiler 30 dakika dinleniyorsa siz 10 dakika dinlenmelisiniz. Diğer türlü yorulmadan bu işlerde varlık göstermek pek mümkün gözükmüyor.

Bir de şu var, zamanında bizim için uğraşan büyüklerimize destek olmak için çocuklarına bakar, evlerini temizlerdik. Ne ekersek onu biçeriz sözü hakikaten çok doğru. Eğer biz gençliğimizde bir tohum ektiysek, birilerine yardımcı olduysak, özellikle de bunu Allah rızası için yaptıysak, gün geliyor sizin çocuğunuza bakan, yardım etmeye çalışan kardeşler oluyor. Ekilen tohumlar zamanla filizleniyor.

Sahip olduğunuz en önemli unvanlardan biri de annelik. Çocuk yetiştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

Öncelikle ben, modern annelerden değilim. İlk başta çocuklarım için çokça dua ederim. Sonra  her şey doğal akışında ilerliyor. Bir de şuna inanıyorum; her ne kadar annelik üzerine kitaplar okusam, makaleler tarasam da ben dosdoğru olmadığım sürece anneliğim de tam anlamıyla olmayacak. Yani kendimi yetiştirdiğim sürece evlatlarım da yetişecek. Ben özü sözü bir insan olup istikamet üzere olursam, çocuklarım bunu görecek ve ona göre rol model alacaktır.

Çocuklarımın yanında hareketlerime, konuşmalarıma dikkat ediyorum. Yaptığım ibadetleri ise onların önünde yapmaya çalışıyorum. Büyüklere saygı gösterme konusunda da dikkat etmeye çalışıyorum ve tutarlı davranmaya özen gösteriyorum. Çünkü tutarlı davrandığınız sürece çocukta gerçekten sağlam bir karakter oluşuyor. Kısacası ben doğru yolda olmaya gayret gösteriyorum ki buna bağlı olarak elinden tuttuğum, sevgi ve şefkat gösterdiğim çocuklarım da benimle aynı yolda bulunmuş olsun.

Şimdi biraz sosyal konulara geçmek istiyorum. Sizce günümüz aile yapısı nereye gidiyor? Var olan problemler ve çözüm yolları nelerdir?

Günümüzde aile, modernleşme hastalığına kapılmış durumda. Kavramsal olarak aile küçük bir toplum, toplum da büyük bir ailedir. Modernleşme ile beraber ortaya çıkan durumları şöyle özetleyebiliriz. Öncelikle ailenin içinde kadının değişen rolü var. Sürekli olarak “ben” olmayı vurgulayan bir sistem aileyi de bireyselleştirmeye doğru götürüyor. Evet, özgür olduğumuz noktalar olacak ama asıl mesele iki insanın özgürlüklerinin gerekli fedakarlıklar yaparak aynı çatı altında birleşmesidir. Aksi takdirde bir ikiliğe gidiş olur, bu durum ise aile kavramının içini doldurmaz.

Diğer problemleri sıralayacak olursak; kadın erkek ilişkilerinin değişimi, ahlak ve dinî kuralların etkisizleştirilmesi gibi durumlar görüyoruz. Haklarımızı bilmemiz gerek ama daha çok karşımızdakinin hakkını bilmemiz ve gözetmemiz gerekir. En başta da kul hakkı şuurunun olması lazım. Son zamanlarda haberlere çıkan vakalardaki problemlere bakınca bu gibi dinî hassasiyetlerin olmadığını görürüz.

Zaten geçimsizlik ve şiddet gibi durumlarda eşlerin birbirine olan saygı ve merhametinde eksikliğe şahit oluyoruz.  Son zamanlarda yaşadığımız bu gibi büyük sorunların İslam’dan uzaklaşmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Yani İslam’dan ne kadar uzaklaşırsak aile kavramının o kadar bozulacağını ve içinin boşalacağını iyi anlamamız gerekiyor.

Peki aile kurmayı düşünen erkek ve hanım kardeşlerimiz için neler tavsiye edersiniz?

Öncelikle beklentilerimizi ve kendimizi iyi tanımamamız, bilmemiz gerekir. Nelere öfkeleniriz, neler olmadığında sinirleniriz, kırmızı çizgilerimiz neler? Bunları iyi bilmek lazım. Beklentiler karşı tarafa doğru aksettirilirse sonrasında sıkıntı yaşanmaz.

Evlenecek yaştaki gençlerimizin hayallerini evliliğe bağladığını görüyorum. Kesinlikle hayalleri evliliğe endekslememek gerekiyor. Diğer türlü evlendiklerinde bu hayalleri gerçekleşmeyince, eşlerini sebep olarak görüyorlar.

Nevzat Tarhan evlilik için “evlilik su gibidir” der. Biliyorsunuz su, oksijen ve hidrojenin birleşiminden oluşur. Yani iki farklı gaz haldeki element, havadaki dolaşımını bırakıp bir araya gelerek hayat kaynağına yani suya dönüşür. İşte evlilik de böyle bir şey diyor. Bu güzel bir örnek, bunu unutmamak lazım. Hürriyetlerinden, benliklerinden fedakârlık edip, bir araya gelmek ve bir hayat kaynağı oluşturmak… Evlilik tam olarak bu.

Son olarak İslam davası ile hemhal olan kardeşlerimizin sadece dava üzerine kitaplar okuduğunu görüyorum. Ama bir de aile davası var. Bunu için de gerekli okumaların yapılması kanaatindeyim. Bir erkek/kadın ile nasıl konuşulur, problemleri çözmede nasıl bir yol izlenmeli bilmiyoruz. O yüzden daima bir büyüğe danışarak, gerekli nasihatlerin dinlenmesi ve kitap okunması gerektiği kanaatindeyim.

– Meral Dağlılar