Önden GidenlerÖne Çıkanlar

Osmanlıdan Miras Bir Alim Emin Saraç Hoca

97Okunma

Son devrin önemli alimlerinden merhum Mehmet Emin Saraç Hocamız, 1920’li yılların sonlarında Tokat’ın Erbaa ilçesi Tanoba köyünde dünyaya geldi. Babasından aldığı eğitimle on iki yaşında hafızlığını tamamladı. Çocukken babasının, kardeşleriyle kendisini teheccüd namazına kaldırdığını ve sabaha kadar hafızlık çalıştırdığını anlatan Emin Saraç Hoca o günlerden şöyle bahsediyor: “Evimizin hemen üst tarafından yukarı doğru orman gidiyor; oralarda, dağlarda hafızlık çalışırdık. Babam hem fevkalade gayret gösterir hem de gözyaşları içinde dua ederdi: ‘Ya Rabbi, evlatlarımızı din-i mübin-i İslam’dan ayırma.”

Osmanlı ulemasından olan babası ve dedesi, talebe okuttukları için ideolojik zorbalık çağının baskılarına maruz kalıyorlardı. Evleri defalarca jandarma tarafından basılmıştı. Dolayısıyla Hocamız yakın tarihimizdeki ideolojik kıyımının bizzat şahitlerindendir. Şükür ki onunla yapılan mülakatlar elimizde var ve o döneme dair önemli bilgileri onlardan öğrenebiliyoruz.

Baskı dönemi
Bir mülakatında o döneme ait hazin bir olayı anlatıyor Hocamız: “Menemen hadisesi sırasında Türkiye’nin neresinde meşayıhtan bir zat varsa hapse atılmıştır. Mürettep bir hadise olduğundan bütün din adamları tehdit edilmiştir. Âh… Çok hazin hikayelerdir o tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine de altı ay hüküm giymişlerdi. Hakimin sonradan ifade ettiğine göre bu hüküm onların Çorum’daki İstiklal Mahkemesi’ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle hapisten çıktıktan üç ay sonra vefat etti.” (Altınoluk, Ekim, 1999)

Bütün baskılara rağmen dininde samimi olan bu aile, ne pahasına olursa olsun İslamî tedrisattan ayrılmamıştır. Yaşlılık çağının son merhalesine kadar ders okutan Emin Saraç Hocamız işte böyle bir anlayışla yetiştirilmiştir. Çocukluk yıllarında Niksar ve çevresinde mukabele okumuş, 1943 yılında on beş yaşlarında iken ilim tahsil etmesi için ailesi tarafından abisiyle birlikte İstanbul’a gönderilmiştir.

İstanbul Karagümrük’teki Üçbaş Medresesi’nde medrese ilimlerini tahsil eden Hocamız, o dönemlerde yaşlılığın ileri evrelerinde olan Ali Haydar Efendi’den ders okuma şerefine nail olmakla birlikte derslerinin birçoğunu da Fatih Camii Baş İmamı Ömer Efendi’den almıştır. Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim Efendi, Arnavut Hüsrev Efendi, Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan Efendi gibi daha birçok alimin rahle-i tedrisinden geçmiştir.

Dönemin şartlarından dolayı bu dersleri gizli gizli almak zorunda kalmıştır. Hocamız o günleri şöyle anlatıyor: “İstanbul’da bizler Karagümrük’te Üçbaş Camii’nin medrese olarak yapılan yerlerinde kalırdık. Üç beş talebe Fatih Camii’nin üst katında gizli gizli İslâmî ilimle meşgul olurduk. Kimi zaman Ali Haydar Efendi’nin evinde ders yapardık.” (Bkz. “Bizim Evimiz Kur’an Medresesiydi”, Kitabın Ortası Dergisi, Temmuz 2018, sayı 16.)

Mısır günleri
1950 yılında ilimde daha da ilerlemesi için Ali Haydar Efendi’nin teşvikiyle Mısır’a giden Emin Saraç Hoca, orada ilk olarak büyük alim Muhammed Zahidü’l Kevserî’nin yanına gider. Ezher Üniversitesi’nin lise bölümüne kaydolur. Sonrasında Külliyetü’ş Şerîa bölümüne sınavla kabul edilir. Dokuz yıl Mısır’da başta iltifatına mazhar olduğu Kevserî olmak üzere; Osmanlı’nın son şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi, Yozgatlı İhsan Efendi ve Ali Yakup Efendi gibi çok büyük alimlerden dersler alır. Bu dönemde hayatındaki önemli olaylardan birisi de Hindistan ulemasından Ebu’l Hasen en-Nedvi ile dostluk kurmasıdır. (Bkz. İlyas Karaduman, İlim Geleneğimizin Örnek Şahsiyeti Mehmet Emin Saraç)

Hocamız üstatlarının yolunu takip ederek Ehl-i sünnet itikadından hiçbir zaman ayrılmamış, kadim ilim geleneğimizi bu itikattan taviz vermeden sürdürmüştür. Onun için de Allah Teâlâ çehresine neredeyse herkesin fark edebileceği tatlı bir nur nasip eylemiştir. Gerek İstanbul’daki gerekse Mısır’daki ders okuduğu Hocalarını hep hayırla yad eden Emin Saraç Hocamız bu konudaki tavrı ile de selefinin geleneğini sürdürmüştür. Onlar hakkında şöyle der Hocamız: “Hasıl-ı kelam biz o itikadı kamil olan insanlardan okuduk, Allah’a şükürler olsun. Mısır’a gittiğimiz zaman da Allah Teâlâ lütuflarını üzerimizden eksik etmedi. Orada da çok iyi Hocalardan okuduk.”

Geleneği devam ettirir
1958 yılında Türkiye’ye dönen Emin Saraç Hoca, 1960 ihtilaline kadar İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde Hocalık yapar. Bir müddet İlim Yayma Cemiyeti’nde kurslar verir. Fatih Camii onun ders halkalarının merkezidir. Bunun dışında İstanbul’un birçok yerinde derslere ve sohbetlere gider. İlmin merkezi olan Fatih Camii’nde neredeyse yok olmak üzere olan tedrisat geleneğini ve ders halklarını tam da “bitti, kalmadı” denilecek noktadayken yeniden canlandırmıştır.

Hayat suyu verdiği geleneklerden birisi de Üstadı Ali Haydar Efendi’den şevkini aldığı Şifa-i Şerif okutma geleneğidir. Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir Hocamızı Eyüp Sultan Camii’nde Şifa-i Şerif dersi yapmaya yönlendiren de yine Emin Saraç Hocamız olmuştur.

Zannediyorum ki bu büyük alimin en önemli vasfı, kaybolan Osmanlı ulemasının son temsilcilerinden olmasıdır. Geleneği ihya noktasında tek başına çok büyük bir mesafe kaydetmiştir. O aynı zamanda geleneğimizdeki o asil ve vakur duruşun da son temsilcilerindendir. Yaşadığı çağ itibariyle Osmanlı değildir, ama duruş ve şahsiyet olarak Osmanlı ulemasının son temsilcilerindendir. Asalet, zarafet, hilm, tevazu ve yüksek karakter cihetiyle tam bir Osmanlı’dır. Nitekim kendisi de ecdadımıza karşı çok büyük bir hayranlık beslemektedir.

Ecdadımızın kıymetini her gittiği yerde anlatan Hocamız, İstanbul Şehremini’ndeki bir sohbetinde Osmanlı’nın son şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi’nin defninde bir Mısırlının kabre inerek kefeninin ayakucunu açıp ayağının altını öptüğünü ve “Elhamdülillah bir Osmanlı ulemasının ayağının altını öpme şerefine erdim.” dediğini anlatır. Osman Gülşen Hoca’nın naklettiği bu hatıra onun gözünde bir Osmanlı ulemasının ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye yetmektedir.

Onun simasında Ali Haydar Efendi’yi seyretmek mümkündür. Mustafa Sabri Efendi’yi Zahidül Kevseri’yi onda görmek mümkündür. İşte bizi son dönem alimlerine yaklaştıran köprüdür Emin Saraç Hocamız… Allah’a hamdolsun birkaç sefer kendisiyle görüşmek, ellerinden öpmek bu fakire de nasip olmuştur. Kendisinden çocuklarım için dua istediğimde ellerini kaldırmış ve birkaç dakika dua etmiştir ki zannedersem böyle bir alimin duasını almak çocuklarım için de en büyük hediyedir.

Dersiamları görmüştü
Yine talebelerinden Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay Hoca’dan dinlediğim bir hatırayı arz etmek isterim: Bir gün Emin Saraç Hocamız hastanede yatarken onu alimler birliği toplantısına çağırırlar. Onlara der ki; “Ben Fatih’te altı Dersiam’a yetiştim, hepsi altmış ilimde söz sahibiydi. Siz alim görmemişsiniz, bizi alim zannediyorsunuz?” Bunu anlatan Halil İbrahim Hocamız, “Emin Saraç Hocamız gibi bir alim böyle derse, siz bizi kıyas edin.” demişti.

Son olarak onun bir irfan hazinesi ve ayaklı kütüphane olması yönüne de vurgu yapmak isterim. Hocamız; irfan ve hikmet birikimiyle, tam anlamıyla dolu dolu bir şahsiyettir. Mesela eski İstanbul’da vapurlar Fatih Sultan Mehmet, Eyüp Sultan ve Yahya Efendi civarından geçerken, kaptan köşkünden “el Fatiha” anonsu yapıldığını onunla yapılan bir mülakattan öğrenmiştim. Onda daha ne cevherler vardı kim bilir. “Bir daha onun gibi bir ilim irfan ehlini yetiştirebilecek miyiz?” sorusu aklıma geliyor ve ah çekiyorum. Rabbimizden duamız onun gibileri bu millete tekrar nasip etmesidir. İlim, hikmet ve irfan cihetiyle kurumuş toprağımızı yeniden yeşertmesidir.

– Aydın Başar

Son Dönemin Tartışmalı İsmi Ramazan El Bûtî