ArşivEdebiyatFikriyat

Osmanlılar Hangi Kitapları Çok Okurdu?

Ali Tüfekçi

358Okunma

Kitap mağazalarında dikkatleri en çok “bestseller” reyonu çeker. Kitap alacağımız zaman çok satılanlar listelerine bakmadan edemeyiz. Çok satılan kitaplar milletlerin kültürel hayatının en müşahhas göstergelerinden biridir. Elbette bu devletin kurucusu ve yöneticisi olan Türklerin de kültürel hayatlarını şekillendiren bir “çok okunanlar listesi” vardı.

17. asırda Osmanlıların entelektüel seviyesi doruk noktadaydı. Savaşların azalıp elçilik münasebetlerinin artmasıyla Osmanlı kültür ve sanat hayatı rafineleşmiş bir forma bürünmüştü. Bu güçlü kültür yapısı Batı’da da kendini ciddi şekilde göstermiştir. Osmanlı kültürel harmonisi mesela Turquerie cereyanının doğmasına sebep olacaktı.

Osmanlı kitap kültürüyle alakalı yapılan ciddi çalışmalar bize bu medeniyetin kodlarını barındıran bir kitap listesini de veriyor. Belli kitapların kopya sayısının fazla olması, aynı kitaba yapılan birden fazla şerh ve haşiyenin fazlalığı, kitap kataloglarına düşülen notlar ve Osmanlı entelektüellerinin hatıraları hangi kitapların çok okunduğunu bize fikir vermektedir.

On binlerce kitap
Bu meşhur eserler şahsi veya toplu şekillerde; ev sohbetlerinde, camilerde, tekke ve zaviyelerde okunuyordu. Halkı sadece manevî yönden beslemekle kalmayıp aynı zamanda eğitim ve öğretim vazifesi de görmüşlerdir.

İlim adamları, sahalarıyla alakalı her eseri belli bir metodolojiye göre okumaktaydılar. Bu metodolojiyi anlatan ve hangi kitabın hangi ilim dalı için okunacağıyla alakalı bibliyografik eserler başucu kitaplarıydı. Kendini ilmî bir mesaiye hasredenlerin sıkça müracaat ettiği böyle eserlerden Keşfü’z-Zunûn kitabı en meşhur olanıdır.

16. yüzyıl Osmanlı ilim ve fikir hayatında mühim bir yeri olan, çok yönlü âlim Katip Çelebi’nin Arapça yazdığı bu eser, çok kapsamlı bir bibliyografya ve ilimler ansiklopedisidir. Kitap geniş ölçüde Arapça literatürü barındırmakla birlikte Farsça ve Türkçe çalışmaları da içine almıştır. 15.000’e yakın kitap ve risale, 10.000 kadar da yazar adı geçen eserde, 300’ü aşan ilim dalı hakkında bilgi veriliyordu. Buna zeyl denilen ilaveler de yapılarak hacmi giderek büyüdü.

Batı’da da alaka çeken eserin, ilk matbu neşrini Alman oryantalist Gustav Leberecht Flügel yedi cilt olarak yapmıştır. 1835’de Leipzig’de, ardından Londra başta olmak üzere çeşitli şehirlerde basılmıştır. Eser oryantalistlerin de en çok müracaat ettiği kitaplardan biri olacaktır.

Her kitap okunmazdı
İlim kürsüleri dışında halkın okuduğu eserler bu kadar çok çeşidi barındırmaz. Osmanlı cemiyetinde herkesin kendine lazım olan konuda bilgi sahibi olması, mizaç ve kabiliyetlerine göre yetişmesi esas kabul edilmiştir. Bunun için de halk tarafından “Çok kitap okumak değil, doğru kitabı çok okumak marifettir” düsturu benimsenmiştir.

Osmanlı kültürünün temelinde Kuran-ı kerim elbette çok okunanların başında gelir. Kuran-ı Kerim; gerek ferdî gerekse toplu halde okunur, gencinden yaşlısına herkes bunu bilirdi. Her ailede en azından bir çocuk, “hafız” olması için yönlendirilirdi. Bu yüzden günlük Türkçenin kullanımına giren Arapça kelimelerin de ekseriyetini Kuran-ı Kerim’deki kelimeler oluşturmaktaydı. Yine diğer okunan eserlerdeki Arapça kelime ve terkipler de aynı şekilde Kuran’daki ortak kelimelerle kuruluydu. Bu içindir bir Osmanlı Türkü hiç Arapça bilmediği halde dinlediği bir suredeki pek çok kelimenin manasını anlıyor ve nelerden bahsedildiğini biliyordu.

Peygamber sevgisi

Osmanlı medeniyetinin en hassas noktası peygamber sevgisidir. Peygamber efendimize âşık derecesinde bağlı olan Osmanlıların Kuran-ı kerim’den sonra en çok okudukları eser de bunu besler. İlk devir Osmanlı ulemasından Süleyman Çelebi’nin 1409’da kaleme aldığı “Vesiletü’n-Necât” (Kurtuluşun Sebebi) kitabı imparatorluğun “bestseller” kitabıdır diyebiliriz.

Peygamber Efendimizin doğumunu anlatması sebebiyle, Arapça doğum manasındaki “mevlid” ismiyle meşhurdur. Türkçe olan bu kitaptan önce de mevlitler yazılmıştı. Kitabın popülerliğinden sonra da edebî olarak çok başarılı mevlitler yazılmıştır. Ancak halk arasında popülerliğini kaybetmeyen ve günümüze kadar belli gün ve gecelerde okunması devam ettirilen Süleyman Çelebi’nin mevlididir.

Peygambere olan sevgiyi besleyen, biyografik ve ahlaki kitaplar ekseriyetle popüler olmuştur. “Ahmediyye, Muhammediyye” adı verilen bu kitapların en popülerlerinden biri de Envârü’l-Âşıkîn (Âşıkların Nurları/Işıkları) ‘dır. Yapılan araştırmalara göre, özellikle kadınların en çok okuduğu kitaplardan biri budur.

Dört bölüm halinde olan eserin başında; kâinatın ve dünyanın yaratılışı ve sırları, bütün peygamberler ve hususiyetleri ile son peygamberin hayatı anlatılır.  Ardından onun örnek ahlakı, ibadetler, mübarek günler, ölüm, kıyamet, ahiret hayatı gibi mevzular ele alınır.

Katır sırtlarında taşınan kitap
Mevlid’den sonra en çok okunan eserlerin başında, 14. yüzyılın sonu-15. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilen Miftâhul-Cennet (Cennet Kapısının Anahtarı) gelir. Kitabı bazı araştırmacılar anonim kabul ederken, bazıları da 1418’de vefat eden Kutbuddin İznikî adlı alimin yazdığını bildirir.

Halk arasında kitabın başında mızrağa benzeyen süslemelerden dolayı “Mızraklı İlmihali” ismiyle meşhurdur. Aslında “ilmihal” kelimesi herhangi bir sahaya dair temel bilgileri barındıran eser manasına gelir. Ancak Türkçede temel dinî bilgileri ihtiva eden kitaplara denilmiştir. Bir Müslümanın yirmi dört saatlik hayatında ona en çok lazım olan dinî hükümler, önem derecelerine göre bu kitaplarda anlatılır. Mızraklı İlmihali de Osmanlı İmparatorluğu’nda bu türde hazırlanan eserler arasında en çok ilgi göreni olmuştur.

Gencinden yaşlısına, üst düzey devlet adamlarından sanatçılara kadar geniş bir kesim tarafından çok okunduğu için bu kitaptaki bilgiler ezbere biliniyordu. O yüzden inansın veya inanmasın, Osmanlı dünya görüşünü anlamak isteyen her araştırmacının en azından bir defa okuması gerekir. Mızraklı’dan sonra Birgivî Mehmed Efendi’nin (ö. 981/1573) “Vasiyetname” adlı risalesini de çok okunan eserlerin başında zikretmeliyiz.

Son yüzyılda halkın yaşadığı dini dezenformasyonu fark eden Sultan Abdülhamid, emir vererek Mızraklı İlmihali devlet matbaalarında binlerce nüsha bastırmış, imparatorluğun çeşitli bölgelerine göndermiştir. Hatta öyle ki, padişah emri olduğu için henüz yolu bile olmayan dağ köylerine katır sırtlarında bu kitap gönderilmiştir. Devletin yıkılışı sonrasında klasik Osmanlı kültürü de bu kitabı okuyan kitlelerce yeni nesillere aktarılmıştır.

Osmanlılar Hangi Kitapları Çok Okurdu?Ortak dünya görüşü
Osmanlı Devleti, çok milletli bir yapıya sahip bir imparatorluk olduğu için haliyle her milletin kendine mahsus bir kültürel hayatı vardı. Bu da çok zengin bir kültürel çeşitliliği beraberinde getiriyordu. Klasik devirde şimdiki manada bir milliyet anlayışı da yoktu. Devlet, tebaasını dini olarak sınıflandırıyordu.

Konu bazlı baktığımızda da Müslümanların aynı konularda fakat kendi dillerinde yazılmış benzer eserleri okuduklarını görürüz. Prof. Dr. İsmail Erünsal’ın bu konudaki derin araştırmaları bize çok fazla bilgi sunar. Gerek halk tabanında gerekse entelektüel seviyesi yüksek zümrelerde bu eserlerin popülerliği asırlarca kaybolmamıştır. Bu yüzden de mesela orta Anadolu’daki bir Müslüman Türk’le Rumeli’ndeki Müslüman bir Arnavut veya Şamlı bir Kürt, ortak bir dünya görüşü ve dinî hayat tarzını paylaşır. Kültürel farklılıkları da yaşadıkları coğrafya ve kavimleriyle alakalıdır.

Halkı yalnız dinî olarak değil psikolojik olarak bilgilendiren popüler eserler de bulunur.  15. yüzyılın meşhur sufilerinden Eşrefoğlu Rumi’nin Müzekki’n-Nüfûs” (Nefslerin Temizlenmesi) adlı kitabı her ne kadar dinî bir eser gibi olsa da esasında bir psikoloji kitabı gibidir. Rumi, kitapta insanın yaratılışı ve bu yaratılışa uygun şekilde karakterini, huylarını düzenlemesi; kötü, hilekâr insanlardan ve fiillerden uzak durulması, iyi insanlarla beraber olunması, kişinin önce kendisine sonra çevresine faydalı olması gerektiği gibi telkinlerde bulunur.

Sade bir Türkçeyle tasavvufî konuları işleyen bu eser, okuyucular için bir rahatlama ve hayatlarına çekidüzen vermelerini sağlama vazifesi görmüştür. Kitap meclislerinde bu vazifeyi gören daha pek çok eser tekrar tekrar okunmuştur. Mevlâna Celaleddin Rumi’nin “Mesnevi-i Şerif” eseri ve tercümeleri de bunlardandır.